İSTANBUL - Ölümün belleği. Birlikte yaşanılan yüzyıllardan sonra onlara sadece ölüm kayıtlarını tutmak, ölümleri beklemek kalmıştı. [Imbrosdan]
 | |
IMBROS Burada Yalnız Ölüm Var Murat Yaykın
Yaş ortalamaları 70 civarı olan az sayıda Rum yurttaşımızın yaşadığı İmrozdan (Gökçeada) enstantaneler
Günlük yaşamın görüntüleri; evde, bahçede, köylerde ve sokaklarında, kilisede; (çoklukla) cenaze törenlerinde ve yazları (nadiren) yapılan düğün törenlerinden enstantaneler
Ötekileştirdiğimiz yurttaşlarımızın kendi başlarına sürdürmeye çalıştıkları acılı ve hüzün dolu yaşamlarından damıtılmış enstantaneler
Çokkültürlü ve çokkimlikli coğrafyamızın onurla direnen; gururla kimlik mücadelesi veren ve aslolarak da asimile olmayan ama artık iyice azalan hayatların son demlerindeki iç acıtıcı enstantaneler
Etnografik onca benzerliğe ve örtüşmeye koşut pek çok sahici ve kalıcı izi süren enstantaneler
Öğrenerek, bilgilenerek ve hüzünlenerek okuyacağınızı düşündüğümüz fotoğraflar
[Editör: Adnan Genç]
Murat YAYKIN 1961de Adanada doğdu. 1984 yılında Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden mezun oldu. Fotoğrafa 1999 yılında İFSAKta (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) başladı. 2001 yılında Magnum Photo Üyesi Anders Petersenin düzenlediği atölye çalışmasına katıldı. 2002-2003 yıllarında üç dönem Açık Radyoda Camera Obscura adlı programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. 2003 yılında 19. İFSAK Fotoğraf Günleri kapsamında IMBROS Burada Yalnız Ölüm Var isimli sergisini açtı. Bu fotoğrafları çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. Slayt gösterisi biçiminde çeşitli yerlerde sergilendi. 2004 yılında Ajans Vu fotoğrafçısı Stanley Greenenin Workshopuna katıldı. 2004-2005 yılları arasında İFSAK Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Fotoğraf Vakfının yayınladığı Beyoğlu isimli kart-kitapta fotoğrafıyla yer aldı. IMBROS Burada Yalnız Ölüm Var isimli sergisi 2004 Ağustos ayında Gökçeadada ve 2004 Aralık ayında Boğaziçi Üniversitesinde sergilendi.
Bileşim Yayınevi, 120 sf. Dizi: Sanat-24 ; Fotoğraf-6
 | |
METAFOR OLARAK HASTALIK AIDS ve Metaforları Susan Sontag
Susan Sontagdan bir dünya klasiği... Ortaçağlardan beri frengi ve veba; on dokuzuncu yüzyılda tüberküloz; yirminci yüzyılda kanser; milenyuma yaklaşılırken AIDS... Anlaşılan, toplumların, tarihin her döneminde, kötülükle özdeşleştirmek istedikleri ve suçu onun kurbanlarına yıkacakları bir hastalığa ihtiyaçları mutlaka oluyor. Beni Metafor Olarak Hastalık adlı kitabımı yazmaya götüren etken de, kanserli hastaların nasıl damgalandığını keşfetmem oldu. Hastalık, hayatın gece karanlığıdır, fakat bir metafor değildir, doğal bir fenomendir; o yüzden hastalığa bakmanın en doğru yolu, onu metaforik düşünme biçiminden arıtarak ele almaktır. Ölümlü olmanın kendisi yeterince dehşet uyandırıcı olmadığı halde, metaforlar ve mitler, bize sancılı ve katlanılmaz ölüm hikayelerini anlatırlar. Fakat metaforlar sırf biz onları sevmiyoruz diye de tesirsiz hâle gelmezler; metaforların bilhassa teşhir edilip varlığının silinmesi gerekir. [Susan Sontag]
Metafor Olarak Hastalık - AIDS ve Metaforları 2004 yılında kaybettiğimiz, çağımızın en yaratıcı ve üretken kalemlerinden Susan Sontagın başyapıtlarından... Yazar, denemelerinde tüberküloz, kanser ve AIDS gibi hastalıkların metafor olarak kullanılma biçimlerini ve modern çağın hastalığa ve hastalıklara yaklaşımını gözler önüne seriyor. Kitap, gerçekleri çarpıtan ve hastayı çaresizlik duyguları içinde bırakan mitleri açığa çıkarırken, hastalıkların yüzyıllar boyu toplumlar tarafından şekillendirilen anlamları üzerine düşünmemizi sağlıyor.
Agora Kitaplığı, 199 sf. Çeviren: Osman Akınhay Dizi: Kültürel Çalışmalar Tür: Deneme
 | |
YATIR Sadık Yemni
Sadık Yemninin yeni kitabı Everestten çıktı. Yatır, okurları altmışların İzmirine götürüyor. Komşuluk ilişkilerinin en yoğun olduğu, mahallelilik duygusunun tüm iyi ve kötü yanlarıyla yaşandığı, henüz küreselleşmenin aynılaştırmadığı şehir ve mahallelerin kendi kimliğini koruduğu günlerin İzmiri yine başrolde. Bakkalları, meczupları, kahvehaneleri, ev kadınları, çolukları çocukları ile canlı, kıpır kıpır bir mahalle. İşte bu mahallenin boş inançları, efsaneleri, bilinirleri, bilinmezleri, bilinip de bilinmezden gelinenleri, dedikoduları, susulanları yeni bir macera dokuyor. Bu kez yatırlı bir ev, o yatırlı evin yirmi bir yılda bir tekrarlanan kehanetleri ve ışıl ışıl parlayan gül desenli taşları... Ve tabii yine bir ayağı gerçeğin, bir ayağı gerçeküstünün toprağında gezinen Sarp Sapmaz. Bir yandan kimya laboratuarında deneylerini yapıp, mahallenin güzel kızlarına kimya dersi vermeye devam ediyor, bir yandan da başka dünyaların gizemlerini çözüp, belalarını defediyor.
Everest Yayınları, 608 sf. Tür: Roman
 | |
KARA KADİFE Necati Göksel
Kara Kadife Necati Gökselin ikinci romanı. İyi ve kötü arasındaki ince çizgiyi katmanlı bir kurgu ile dile getiren romanı, düşünsel derinliğin yanında, gerilim ve aksiyon türünün bir karışımı. Romanın katmanlarında felsefi, dinsel, sosyolojik göndermeler, satır aralarında töre cinayetleri, işkence, yeraltı dünyası, uyuşturucu, nurculuk, göç ve göçebelik, Levantenler, taşra ve merkez gibi bir çok olgu üzerine değinmeler var.
Zenit ve Nergal İki kahramanı var Kara Kadifenin; Zenit ve Nergal. Görsel unsurların da ön planda olduğu romanın göze çarpan bir diğer yanı şiddetin ana temada üstlendiği rol. Kitabın kahramanı iki gencin roman boyunca nasıl değiştiklerini, hayata karşı nasıl farklı roller üstlendiklerini görürüz: Onlar, kısıtlanmışlıkların ortasında dönüşen ve kendilerini yaratan gençlerdir. Taşradan gelmişlerdir ve şehre geldikleri andan itibaren metropol tarafından kuşatılırlar. Hikaye, sokağa çıkma yasağının hüküm sürdüğü bir zamanda başlar. Yaşadıkları ya da tanık oldukları şiddet, içlerindeki kırılmayı arttırır. Kültürel çatışmaların yoğun olarak yaşandığı, lümpenlik deryasında yüzen bir Beyoğluda, eski bir apartmanda hayatlarını sürdürürler. Bir sürü şoku üstüste yaşarlar. Fakat tüm bu bulanıklığın ortasında kendilerine bir çıkış yolu bulmayı başaracaklardır. Bulantı, onları boğmamış aksine şiddeti bir araç olarak kullansalar da, kendilerini yeniden tanımlayabilmişlerdir. Çünkü onlar insan varlığının, niteliğinden önce geldiğini ve niteliği dönüştürebildiğini kavramışlardır. Böylece, iki genç, iki kahramana dönüşür: artık onlar; iyileri, kötülere karşı koruyan savaşçılardır!
Film gibi roman Hayatta yapmak istediklerimin başında edebiyat ve sinema gelir diyor Necati Göksel. Yazarın ilk kitabı Hayat Askıda, görsel bir kurguya sahipti. Her iki romandaki yoğun sinemasal akışkanlık; tüm kurgunun adeta okurun gözlerinde canlanmasını sağlayacak kadar güçlü. Eleştirmenerin deyimiyle, zaman ve mekan tasvirlerinin hiç aksamaması biraz da yazarın bu bakışıyla ilgili...
Grikedi Yayınları, 288 sf. Tür: Roman
 | |
HEYKELLER SEVİŞİR Mİ Mehmet Altan
Heykeller Sevişir mi, Mehmet Altanın Can Yayınlarından geçen yıl yayımlamaya başlanan On Yıl Önce On Yıl Sonra dizisinin dördüncü kitabı. Kitapta Altanın 1994 yazıları yer alıyor. Daha önce sırasıyla Hiçbir Şey Değişmiyorsa (1991), Kırık Düşler Ülkesi (1992) ve Ertelenmiş Hayatları Geri Verin (1993) adlı kitaplar yayımlanmıştı. Bu kitaplar ülkenin gereksinim duyduğu bir çalışmaya işaret ediyor: Altan, güncel yazılarını değil de, on yıl öncesinin yazılarını yayımlıyor. Bunu yaparak, Türkiyede on yıl önce yaşananları anımsatıyor okura. Böylece hem kendi düşüncelerinin evrimini, hem de Türkiyede yaşanan değişimleri sergiliyor. Yani bir toplumsal bellek çalışmasını da gerçekleştirmiş oluyor. Altanın 1994 yazılarından bir seçmeyi biraraya getiren Heykeller Sevişir mide kırk adet yazı yer alıyor. Bu yazılarda sol kavramından demokrasinin değerlerine, Türkiyede ordunun etkisinden laikliğe, Özaldan Gorbaçova, Sivastan Saddama, bilgi toplumu düşüncesinden ikinci cumhuriyet önerisine pek çok konuya değiniyor Altan. Ele aldığı konuları değişik açılardan bakmaya çalışarak inceliyor. Siyaseti, kültürü, sosyal gelişmeleri bir ekonomi profesörünün gözünden inceleyince sorunların aslında ne kadar komplike olduğunu görüyorsunuz. Mehmet Altan, 1994 yılında yazdığı yazılardan derlenen Heykeller Sevişir mi adlı kitabında, gündelik sorunlara saplanıp kalmamak gerektiğini savunuyor. Başka bir toplum hayal etmenin gerekliliğini, değişimin önünü açma zorunluluğunu işaret ediyor. On yıl öncesine gitmek için iyi bir fırsat Heykeller Sevişir mi...
Can Yayınları, 164 sf. Tür: Deneme
 | |
BAŞKALARININ KOKUSU Aslı E. Perker
...Öyküler olarak başlıyordu kitap, küçük sakin bir öykü, sonra o küçük nokta etrafını etkileyerek büyüyordu. Zincirleme kazalar yaşanıyordu kahramanlar arasında. Bir çember, bir spiral döngüsü içinde zaman ve mekan değişiyordu. Sonra her olayın diğer öykünün alt metnini kurduğunu ve hayatın işe bu sıradanmış gibi görünen bir detaydan nasıl kocaman trajedilere dönüştüğünü gördüm. Yazarın öykü olarak kurduğu metnin romana geçişini, geniş plan baktığınızda da sinemaya göz kırptığını, hatta sanki gizli hedefinin bu olduğunu anladım. Anladım ki, çok usta işi bir metinle karşı karşıyayız... [Meral Okay]
 | |
Sekiz ayrı hikaye, sekiz birbirinden farklı karakter... Fakat hayatları bazı noktalarda kesişiyor. Zeynepin kimselere söylemediği bir sırrı var. Bu sırrın ağırlığı altında bir gün intihar etmeye karar veriyor. Başarısızlıkla sonuçlanan bu girişimden sonra gözlerini hastanenin beyazına açıyor. O anda başında duran hemşire Süreyya bir sonraki öykünün karakteri. Süreyya kendini aşk romanı yazarı zannediyor. Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçerken bütün notlarını vapurda unutuyor. Notları bulan gazeteci Melis, bir sonraki öykünün kahramanı. Melis gazetecilikten birincilikle mezun fakat ancak bir mücevherat dergisinde iş bulabiliyor. Bir gün röportaja gittiği birinin büyükannesi Fecir Hanım ise 4. hikayenin kahramanı. 5. hikayenin sahibi Volkan, Zeynepin eski kocası, hayatı bir trajediyle sonuçlanıyor. 6. hikaye Bülentin. Süreyyanın sözde müstakbel kocası. Hayattaki en büyük aşkı Betül, ama kendi deyimiyle her babasız büyüyen erkek çocuğu gibi en mutlu etmek istediği kadın annesi. 7. hikayenin karakteri Tamer. En yakın arkadaşı Melis bile Tamer aslında kimdir bilmiyor. Kapalı kapılar arkasında bambaşka bir hayatı var onun. 8. karakter İzzet Bey, Fecir Hanımın kocası. Bir yandan kendi hayatıyla ilgili sırları ilk kez okuyucularla paylaşırken bir yandan da Fecir Hanımın kişiliğine başka bir açıdan bakmamızı sağlıyor.  | |
Daha önce Aktüel Dergisi ile Radikal, Yeni Binyıl, Sabah gazetelerinde gazetecilik yapan Aslı E.Perkerin ilk kitabı... Perker, son 4 yıldır New Yorkta yaşıyor.
Çınar Yayınları, 263 sf. Tür: Roman
 | |
SON ERMENİ Abdullah Ayata
Abdullah Ayatanın Son Ermeni adını taşıyan romanı Türkiyenin yakın tarihine farklı bir açıdan yaklaşıyor; dilleri ve dinleri ayrı olan iki milleti sevgi-saygı çemberinde buluşturan roman, anı kurgusundan dolayı Kurtuluş Savaşının tanığı olma özelliğine sahip.
Yazar Abdullah Ayata ile ... Ayata, Ermenilerin kara gün/yas gün ilan ettikleri 24 Nisan 1915 tarihi için şunları söylüyor: Her zaman olduğu gibi, bu sene de dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Türkler tarafından soykırıma uğrayıp, 1.5 milyon soydaşlarının öldürüldüğü iddiasıyla gündem oluşturma çabasındadırlar. Bu doğrultuda 24 Nisan 1915 tarihini de kara gün yas günü ilan etmişlerdir. Yakında 90 yılına girilecek olan bu gün münasebetiyle özellikle ABD ve Avrupada oluşturdukları lobileri, dernekleri aracılığıyla soykırım iddialarını onaylayan kararları bulundukları ülke parlamentolarından çıkararak, ülkemize baskı yaptırmayı, dış politikalarımızdan taviz verdirmeyi amaçlamaktadırlar. Oysa Ermeni tarihçileri ve aydınları, tarihi belgeleri inceleyerek gerçekleri cesurca söyleyebilseler, varlıklarını Türklere borçlu olduklarını herkes anlayacaktır.
Son Ermeni, Gazer Efendi, İbiş Hoca ve köy halkının dramatik yaşamlarını konu alır. Dönem, Osmanlının son yıllarıdır. Roman, dinleri ve dilleri ayrı olan iki insanın birbirlerine duydukları aşkın öyküsü ile başlar. Ayata, konusunu tarihi gerçeklerden alan romanını anlatırken, Ermenilerin tarihi geçmişlerine de göz atıyor: Ermeniler tarih boyunca hep büyük imparatorlukların himayesinde yaşamışlar, zaman zaman da bölgeden bölgeye sürülmüşlerdir diyor Ayata. Tarihleri birkaç ayrı mitolojik varsayıma dayanır. Aralarındaki derin mezhep farklılıklarından dolayı inanç birliğine de sahip değildiler. Avrupalı Ermeniler Katolik, Rus Ermenileri Ortodoks, Anadolu Ermenileri ise Gregoryandır. Anadolu dışındaki Ermeniler, Anadolu Ermenilerini her zaman hor görüp taşralı gözü ile bakmışlardır. Milli devletlerden ziyade dini toplumların devlete egemen olduğu dönemlerde Bizans İmparatoru 2. Jüstinyen Şeytanın temsilcisi Gregoryanlar, aşağılık mahluklardır sözü ile Anadolu Ermenilerine bakış açısını belirtmiştir. Bizans derebeylerinin ağır vergilerinden, acımasız davranışlarından ve mezhep değiştirmeleri için yapılan baskılardan bıkan Ermeniler, Türklerin Anadoluya girmesiyle rahatlamışlardır.
Altın Kitaplar, 320 sf. Tür: Roman
 | |
DUBLÖRÜN DİLEMMASI Murat Menteş
Murat Menteş, okumacı, tartışmacı, kavgacı, yani kışkırtıcı bir yazar arkadaşım. Onunla çekişirken çiçek açarsınız. Yazarlık macerasını ben de merakla izliyorum. Peşinen söyleyeyim, fiktif, tümden hayal ürünü metinler sevmem, fakat Murat Menteşin birbiri peşi sıra kurduğu cümlelerin gücü, benim kendimce şikayetimi kuruntuya dönüştürdü. Ben, Muratın yaşındayken kelimelerle kasap gibi boğuşuyordum; Murat, aksine, kelimeleri kırbaçlayıp cümleler içinde düzene sokuyor ve bunu pek mahirce başarıyor. Bu yüzden Dublörün Dilemması çok canlı, renkli, inceden felsefi çığlıklarla bezeli bir kitap ve hızla yaklaşan bir yazarı işaretliyor... Böyledir, edebiyat kavgayla başlar huzurla sona erer derler; gerçi ben görmedim, hayırlısı Murat için olsun!.. [Nihat Genç]
İletişim Yayınları, 263 sf. Dizi: Çağdaş Türkçe Edebiyat -152
 | |
ASİ Orkun Uçar
Metal Fırtına yazarından epik fantastik bir roman... Metal Fırtına, Türkiyede politik kurgu türünde bir kitaptı ve büyük etki yarattı. Orkun Uçar, bu kez de Asi ile okura bir Türk epik fantezi kitabı sunuyor. Asi, 12 kitaptan oluşacak Derzulya serisinden Habis Üçlemesinin ilk kitabı. Roman, Altın Kitaplar aracılığıyla okurla buluşuyor. Asi, bütünüyle hayal gücüne dayanan, fantastik kurgu kalıpları içinde kabul edebileceğimiz bir eser ama içindeki strateji ve entrika yapısıyla, kurgu dokusuyla okuru içine çeken bir yapıt.
Günümüz dünyasının 500 yıl sonrası. Uygarlık ve teknoloji unutulmuş, Grihavarilerin başı Janus istediği gibi zulüm ve kötülükle dolu Derzulyayı kurmuştur. Sarp, büyük güçlerle mücadele ederken yorgun ve yenik düşmüş, bir çölün derinliklerine saklanmıştır. Ama genç bir anne ölüm döşeğindeyken küçük kız çocuğunu onun korumasına bıraktığında, yine başını belaya sokacak olayların içine dalmış olur. Bu küçük kız çocuğunun peşinde çok fazla güç vardır. Sarp, askerlerle, yaratıklarla mücadele ederen, hiç beklenmedik bir müttefik bulacaktır. Bu sırada Derzulyada entrika, savaşlar tüm gücüyle devam etmektedir!
Orkun Uçar, Derzulya ırkları, kültürü, yaratıkları, büyücüleri ve sıradan insanları ile zengin bir kurgu alemini okura sunuyor. Asinin bir diğer çekici tarafı, hayal gücünün sınırsızca kullanılmış olması. Roman, zengin bir karakter resmi geçidine de sahip. Yazar, öyküsünü anlatırken oldukça sade bir dil kullanıyor.
Altın Kitaplar, 381 sf. Tür: Fantastik roman
> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |