|
|
|||||
![]() |
Festival biletleri gişelerde! Sinemanın divası Loren İstanbul'da Nabza Göre Liste Şehre Sinema Geliyor İstanbul Film Festivali pek yakında! |
|||
|
Bu yıl programda biri Türk, dört ustanın onyedi filmi yer alıyor. Hepsine gidin demek işin kolay yanı; ben zorunu deneyeceğim. Birinci ustamız Neil Jordan. İrlandalı. Önce yazdı sonra yönetti. Öyküleri ve romanlarından çok filmleri onu dünya vitrinine çıkardı. Aslına bakarsanız gerçek anlamda vitrine çıkışı 1992de çektiği Ağlatan Oyunla (Crying Game) oldu. Bir İngiliz askerini kaçıran IRA militanı Fergus gittikçe iç çatışmalarına ve bir anda kapıldığı aşka yenik düşer. Duygusal öyküsüyle ve yalın diliyle Ağlatan Oyun gişe ve ödül açısından Jordanın en parlak filmi oldu. |
||||||||
| 'Crying Game' | ![]() Yönetmenin Amerikan sineması tarafından gerçek anlamda keşfine yol açan film programdaki favori Jordan eseri. İnsanın içini burkuyor, yer yer çok şaşırtıyor ve hafızada yer ediyor. Kurtlar Sofrası (Company of Wolves) ise mutlaka dinlenmesi gereken ancak kesinlikle çocuklara göre olmayan bir masal. Kırmızı Başlıklı Kızın Freudyen uyarlaması olarak da bakılabilecek filmde bir büyükanne torununa garip öyküler anlatır. |
||||||||
| 'Company of Wolves' | ![]() Genç kızlar yakışıklı adamalar aşık olurlar ama dolunay çıkınca sırra kadem basarlar. Kurtlar Sofrası -kitapçıkta da vurgulandığı gibi masumiyetin kaybına odaklanan sembolik bir film. Bir Jordan filmi daha göreyim diyenlere. Ustaların ikincisi Roman Polanski, hani şu kaydı silinemeyen kabahati yüzünden ABD sınırlarından içeri giremeyen adam. Polonyalı yönetmen o kadar üretken ve o kadar değişken ki ona bir bölüm ayırmaktansa adına ayrı bir festival bile düzenlenebilir. Ancak biz elimizdekilerle yetinelim. Programdaki 5 filmin en önemlisi ve en iyisi kesinlikle Sudaki Bıçak (Knife in The Water). İlk filmi. Siyah-beyaz, kısa ve üç kişi arasında geçiyor ama hem insanı koltuğa çiviliyor hem de meraklısına bir sinema dersi veriyor. |
||||||||
| 'Knife in The Water' | ![]() Varlıklı bir çift arabalarına aldıkları yakışıklı otostopçuyu teknelerine davet ederler. Suyun üzerinde bir arzu ve erk savaşı başlar (bu filmden önce ustanın üç tane de kısa filmi gösterilecek). | ||||||||
|
İkinci tercihimi Çin Mahallesinden (Chinatown) yana kullanırdım. Ne de olsa sinema tarihinin genç klasikleri arasına girmiş benzeri görülmeyen tarzda bir kara film örneği. Jack Nicholson (dedektif) ve Faye Dunaway (şüphelenen eş) zina suçlamasından girip, arazi sahtekarlığından çıkan bir araştırmada karşılıklı olarak döktürüyorlar. BAFTAsı, Oscarı, Altın Küresi eksik olmayan bir yapıt. Son yabancı usta aslında bir yazı ustası: Alain Robbet-Grillet. Tek kelimeyle sıradışı bir adam. Matematik ve biyoloji okuyup otuzunda yazmaya kırkında da yönetmeye soyunan bir ilginç sanatçı. Dünyada Yeni Romanın öncüsü ya da en ateşli savunucusu olarak nam salmıştır. Araştırmacıdır, denemecidir, farklıdır. Zaten bir filmini bile seyreden anlar. Sadece senaryosunu yazdığı Geçen Yıl Marienbaddayı (LAnnee Derniere a Marienbad) -içim kan ağlayarak- bir kenara bırakırsam ilk seçeceğim film Ölümsüz Kadın (LImmortal) olur hiç kuşkusuz. İstanbula gelip gizemli bir kadınla tanışan adam, kadın kaybolunca umutsuz bir arayışa başlar. |
||||||||
| "L'Immortelle" | ![]() Yönetmen Ümit Ünalın, İstanbulu en iyi kullanan filmlerden biri olarak nitelediği Ölümsüz Kadın yönetmenin farklı üslubunu bildik bir şehir dekorunda tanımak için çok iyi bir fırsat. Kimileri dili fazlasıyla karışık veya kopuk bulacaktır kuşkusuz ama Robbet-Grilletnin istediği de seyircinin zoru başararak filme girebilmesi. Ustanın bir başka görülmesi gereken filmiyse Avrupa Ekspresi (Trans-Europ Express). Bir tür film içinde film öyküsü. |
||||||||
| 'Trans-Europ Express' | ![]() Yönetmen (bizzat A.R-G.) ekibiyle birlikte bir tren yolculuğundadır. Filmi tartışırlarken öykünün ana karakteri kaçakçı Elias birdenbire ortaya çıkar. Film öyküsü anlatıldıkça Eliasın karakteri ve hareketleri de değişime uğrar. Gerçekle yanılsama ayırt edilemez hâle gelir. Ustaların Türk olanı Yavuz Turgul. 80li yılların ortasından itibaren önce yazarak sonra çekerek -kısa sayılabilecek bir sürede- ustalık mertebesine erişen Turgulu tanımayan seyirci yoktur (yani inşallah). Sıcak anlatımlı, renkli atmosferli, hüzünlü ana karakterli filmlerinden üçü konulmuş programa. Gönül Yarası daha yeni gösterildi, Muhsin Bey (kesinlikle en iyi filmi) ise bir çok filme nasip olmayacak kadar çok gösterildi (tabii tvde). |
||||||||
| 'Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni' |
İllâki Turgul filmi göreceğim diyenlere önerim sinema ömrü kısa olan, eleştirmenlerce pek beğenilmeyen sinema/entelektüellik taşlaması Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmenini denemeleri. Yıllarca ucuz aşk filmleri çekerek para ve şöhret kazanmış Haşmet Asilkanın içindeki entelektüel coşkuya gem vuramayarak solcu bir film çekmeye çalışması. Belki bu film neden olmamış gözüyle bile bakılabilir.Ustalara saygıda kusur etmemeniz dileğiyle. Film Festivali Sitesi için tıklayın |
||||||||
AKM 2010u yeni yüzüyle karşılayacak |
|||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||