Haftanın kitapları - Mart 2005/2
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat » YENİ KİTAPLAR
Haftanın kitapları - Mart 2005/2
Hil Yayın, Literatür, İmge Kitabevi Yayınları, Kanat Kitap, Sel Yayıncılık, Kitap Yayınevi, Güncel Yayıncılık, Çitlembik Yayınları, Aykırı Yayıncılık’tan seçilmiş 10 değişik yapıt haftanın kitaplarını oluşturuyor.

NTV-MSNBC
Güncelleme: 00:38 TSİ 03 Nisan 2006 Pazartesi

İSTANBUL - ‘Düşünceler ve düşünce tarzları vardır; içinde yaşam tohumları taşıyan. Yine başka düşünceler vardır; belki de zihinlerimizin en derinlerinde olan ve içinde genel bir ölümün tohumlarını taşıyan. Bu iki tür düşünceyi ayırdetmedeki ve bunların herkesçe tanınmasını sağlayacak biçimde adlandırmadaki başarı ölçümüz, kelimenin tam anlamıyla geleceğimizin ölçüsü olabilir.’ [Raymond Williams]



KAMUSAL ALAN
Editör: Meral Özbek

Türkiye’de ve dünyada kamusallığın durumuyla, kamusal alanı çok çeşitli açılardan ele alan 34 yazarın çalışmalarının yer aldığı yapıt ‘Kamusal Alan’, Meral Özbek editörlüğünde, Hil Yayın’dan çıktı.
Kluge’nin deyişiyle, eğer “kamusal alan, mücadelelerin savaş dışı yollarla karara bağlandığı” alan ise, alternatif ya da kurucu nitelikli bir kamusal alan düşüncesi, şiddetin tüm birimleriyle yükseldiği bir toplumsal dünyaya karşı, Williams’ın yaşam tohumu taşıyor dediği düşünsel kaynaklardan biri olsa gerek. Kamusal alan meselesini önemseyerek çeşitli boyutları üzerinde tartışan ‘derleme’, bu türden bir eleştirel düşüncenin ürünü.

‘Düşünceler ve düşünce tarzları vardır; içinde yaşam tohumları taşıyan. Yine başka düşünceler vardır; belki de zihinlerimizin en derinlerinde olan ve içinde genel bir ölümün tohumlarını taşıyan. Bu iki tür düşünceyi ayırdetmedeki ve bunların herkesçe tanınmasını sağlayacak biçimde adlandırmadaki başarı ölçümüz, kelimenin tam anlamıyla geleceğimizin ölçüsü olabilir.’ [Raymond Williams]

Kamusal alanın geç Kapitalizm şartları altındaki krizi, Batı’da 1960’lardan beri tartışılmakta. Türkiye’de ise kamusal alan 1980’lerden önce taşıdığı, ‘mücadele alanı olma’ niteliğini bir daha kazanamadı. Ülkemizde son yıllarda küreselleşmeye karşı çıkan ve/veya alternatif üretmeye çalışan pek çok kamusal topluluk ortaya çıktı.
Türkiye’de gerçek anlamına oturacak bir küresel ‘kamusal alan’ düşüncesi, küresel/ulusal seviyede kamusal toplulukların aktive olması açısından çok önemli bir fırsat.
Akademisyen Meral Özbek’in editörlüğünü yaptığı ‘Kamusal Alan’, tarihi, tanımları, sınıflandırmaları, siyaset, ekonomi ve kültürle ilişkisi, medya çalışmalarındaki yeri ile Türkiye’de ve dünyada kamusallığın günümüzdeki durumuyla, kamusal alanı çok çeşitli açılardan ele alan otuz dört ayrı yazarın kırk bir yazısını içeriyor.
Söz konusu yazılarda, kamusal alanın tarihini ve kavramsal boyutlarını inceleyenler olduğu kadar, onun gündelik hayatla ve güncel politikalarla ilgisini kurmaya yönelenler de var.
Kitap, ‘Kamusal Alanı Kavramlaştırmak’, ‘Kamusal Alan Politika ve Yurttaşlık’ ve ‘Kamusal-Özel Alan Ayrımı, Kamusal Kültür ve Medya’ başlıklarını taşıyan üç ana bölümden oluşuyor.
Meral Özbek’in, bu bölümler için kaleme aldığı -kamusal alanı ilgili başlıklar bağlamında ele alan- önemli düşünürlerin çalışmalarını tanıttığı giriş yazıları, başlıbaşına bir yapıt oluşturabilecek nitelik ve yetkinlikte.
‘Kamusal Alan’, Türkiye’de konuyu bu derinlik ve genişlikte çerçeveleyen ilk çalışma; ender rastlanır bir başvuru kaynağı.

Yazarlar:
Meral Özbek, Fatmagül Berktay, Tanıl Bora, Kadir Cangızbay, Jürgen Habermas, Douglas M. Kellner, Eser Köker, Levent Köker, Antonio Negri, Pınar Selek, Ahmet Çiğdem, Nancy Fraser, Aksu Bora, Beybin Kejanlıoğlu, Mark Gottdiener, Aykut Çelebi, Ayşe İnal, Thomas McCarthy, Oskar Negt, Alexander Kluge, Miriam Hansen, Ece Göztepe, Erkan Kayılı, Filiz Koçali, Petra Holzer, Erbay Yucak, Hakan Koçak, Raul Zibechi, Maya Arıkanlı, Tülin Kurtarıcı, Stuart Liebman, Z. Tül Akbal, İlana Navaro, Sinan Sayrugaç.

Hil Yayın, 742 sayfa
Tür: Toplumbilim / Siyaset


ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ
Zaferden Umutsuzluğa
Adid Davişa


Sevaplarından çok günahlarıyla hatırlanan, yok olup gitmiş eski bir hanedanlık gibi, Arap milliyetçiliği de 1967’de Altı Gün Savaşı’nda yaşadığı hezimet, Araplar arası bölünmeler ve içi boş söz ve eylemlerle hatırlanmaktadır. Ama unutmamak gerekir ki, Arap milliyetçiliğinin görkemli günleri de olmuştur. İşte bu kitap yükselişinden düşüşüne, bu günlerin anılarını akıcı bir anlatımla tazeliyor.
Davişa’ya göre on dokuzuncu yüzyıl Alman Romantik milliyetçilerinden esinlenen Arap milliyetçiliği 1. Dünya Savaşı’nın ardından kök salmış ve ancak 1950’li ve 60’lı yıllarda Mısırlı Cemal Abdülnasır’ın karizmatik önderliğinde Arap alemini kasıp kavurmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla bölgede doğan boşlukta, 1950’lerin sonunda Mısır’la Suriye’nin birleşmesi ve Irak’taki milliyetçi devrimle atağa geçen Arap milliyetçiliği, 1967’de İsrail’den yediği ağır darbenin altında ezildi.
Arap milliyetçiliğinin, bütün Arapları aynı şemsiye altında toplayan bir devlet idealinin çökmesi, bölgede radikal İslam’ın önünü açan en önemli gelişmedir.
Arap milliyetçiliğinin şaha kalktığı yıllarda Irak’ta doğup büyüyen Adid Davişa Batılı kaynaklar kadar zengin Arapça kaynakları da kullanarak bu her yönüyle ilginç dönemi anlatıyor.

Literatür, 374 sf.
Çeviren: Lütfi Yalçın


ZAMANIN AĞIZLARI
Eduardo Galeano

“Bizler zamanın ayakları ve ağızlarıyız.”

‘Yürüyen Kelimeler’ ve ‘Tepetaklak’ın yazarı Eduardo Galeano’nun yeni çalışması ‘Zamanın Ağızları’ Çitlembik Yayınları’ndan çıktı. Eduardo Galeano, son kitabında, aşk, çocukluk, su, toprak, kelimeler, görüntüler, müzik, göç, iktidar ve korku gibi çeşitli konularda hikayeler anlatıyor. Bir tek hikayeyi oluşturan çeşitli hikayeler. Bazıları kendi yaşadıkları, bazıları da başkalarından dinledikleri...
Kitaptaki çizimler ise Alfredo Mires Ortiz’in Peru’nun Cajamarca Bölgesi sanatıyla ilgili hazırladığı eserinden alınmış.

Söyleyen Zaman
“Zamandanız hepimiz.
Bizler onun ayakları ve ağızlarıyız.
Zamanın ayakları ayaklarımızda yürüyor.
Artık biliyoruz ki, kısa ya da uzun vadede, z amanın rüzgarları ayak izlerini silecek.
Hiçin güzergahı mı, hiç kimsenin adımları mı? Zamanın ağızları anlatıyor yolculuğu.”


“... Aslında bunlar mikro hikayeler olarak sınıflandırılabilirler; ancak metinlerin büyük çoğunluğunun, değiştirilmiş olsalar da, mikro kayıtlar olduğun ve onların gazeteciliğe ait meşru kökenleri olduğunu da düşünebiliriz. Bazıları kesin gerçeklerden, bazıları da bir fikir sonucunda ortaya çıkmış. Bununla beraber, bütüne baktığımızda, eser, şiirselliğe destek veriyor; Galeano’nun işlediği iki tür gazetecilik ve şiir, birbirinin içinde eriyip, burada düzyazı biçimini alıyor...” [Joaquin Marco -El Cultural]

Eduardo GALEANO (Yazar)
Uruguaylı makale yazarı, gazetdeci ve tarihçi. 1940 yılında Montevideo, Uruguay’da doğmuştur. 14 yaşında ilk politik karikatürünü Sosyalist Parti’nin haftalık yayını El Sol’a satar ve 1960’larda gazetecilik kariyerine başlar. 1973’teki ihtilalden sonra Arjantin’e, oradan da İspanya’ya sürgüne gider. Uruguay’a ancak 1985’te dönebilir. Galeano’nun ‘Yürüyen Kelimeler’ ve ‘Tepetaklak’ adlı eserleri de Çitlembik Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

Çitlembik Yayınları, 354 sf.
Çeviren: Bülent Kale


KARAFATMANIN SARAYI
Daniel Koplowitz

Daniel Koplowitz, 1975’te esrar kaçakçılığı suçundan Suriye sınırında tutuklandı. Antakya, Sağmalcılar, Burhaniye ve Buca gibi Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde 12 yıl hapis yattı, yaşadıklarını ‘Karafatmanın Sarayı’nda kaleme aldı.
‘Karafatmanın Sarayı’, Geceyarısı Ekpresi’nin aksine, Türkiye ve Türkler hakkında önyargılara, basmakalıp fikirlere ve genellemelere dayanmıyor. Koplowitz, 1970’li ve 80’li yılların hapishane ortamını, tarafsız bir gözle, yargılamadan sunuyor: Cezaevlerindeki isyanlar, kabadayılar, devrimciler, turist ve sübyan koğuşları, Yılmaz Güney, Filistinliler, Bülent Ersoy, 12 Eylül, askerler, karafatmalar...

“Geceyarısı Ekspresi’nin ünlü ‘kahraman’ının tersine, Koplowitz çektiği sıkıntıların içine gömülmüyor. Kendine acıyacağı yerde hapishane hayatının karmaşıklığını anlamaya ve yansıtmaya çalışıyor.” [Times Literary Supplement]
Aziz Nesin'le 1990’ların başından bir enstantane.


Kitaptan alıntılar
“Beni hazırlıksız yakalayıp sesi yükseltmek, bir oyun haline gelmişti. “Sanat müziği”, derdi birisi gülerek, “sevdin mi?” Bu müzik bana o kadar acı veriyordu ki, Uluslararası Af Örgütü’ne mektup yazdım, böylesine korkunç bir müziği sürekli dinlemeye zorlayarak bana acımasız ve alışılmadık bir ceza uygulandığı gerekçesiyle,benim için bir kampanya başlatmalarını istedim.”

“Kapıdaki gardiyan omuzlarını silkerek, asılan adam taklidi yaptı. Sonra gülerek beni işaret etti, parmağıyla boğazını keser gibi yaptı. Benim gibi, düzenli intihar nöbetleri geçiren biri için, ölüm cezası olasılığının korkutucu olmaktan çok, heyecan verici olması tuhaftı.”

“Cezaevi, bir kez daha mahkumların eline geçmişti. Başlangıçta kimin lider olduğu belli değildi, dedikodular bir numaralı uyuşturucu tüccarının kim olduğundan çok, mafyaya kimin hükmedeceği üzerinde yoğunlaşıyordu. Önde gelen adayların çoğu Hilton bloğunda yaşıyor ve rakiplere kibar ve dostça davranmaya ilişkin kuralların uygulanıp uygulanmadığını yakından izliyorlardı.”

“Ertesi hafta boyunca bir reçel kavanozu dolusu canlı tahtakurusu topladım ve bir gece oturup onları selofandan yaptığım küçük zarflara koydum. Sonra da onları, “Türkiye’deki mahkumların yatak arkadaşlarıyla tanışın” notu eşliğinde birer birer zarflara yerleştirdim. İngiltere Başbakanından The Sunday Times’ın editörüne kadar on kişiye postaladım.”


Daniel KOPLOWİTZ (Yazar)
1945 yılında İngiltere’de, Wiltshire’daki bir mülteci kampında doğdu. Londra’da büyüdü. Öğrenimini tamamladıktan sonra matematik öğretmeni olarak çalıştı. Esrar suçundan İran, Pakistan, Afganistan, İsveç ve Fas’ta hapis yattı. 1975 yılında Suriye sınırında Türkiye’ye esrar sokmaya çalışırken yakalandı, idam cezasına çarptırıldı. Cezası müebbete ve 36 yıla indirildi.
Antakya, İstanbul, Burhaniye ve İzmir’de, toplam 12 yıl hapis yattı. Cezaevinde yazmaya başladı. Tahliye olduktan sonra İngiltere’ye gittiyse de, kısa süre sonra İstanbul’a geri döndü ve Türkiye’de yaşamaya başladı.
2000 yılında hasta babasına bakmak için Berlin’e gitti, babasının 2002’deki ölümünden sonra Gümüşlük’e yerleşti. Bu kitapta yer alan bazı öyküler, daha önceden ‘Hilalin Işığında’ (Cem Yayınevi, 1990) adı altında basılmıştı.
Yazarın ayrıca, Penguin ve Academica International tarafından yayımlanan İngilizce ve matematik ders kitapları bulunmakta.

Kanat Kitap, 401 sf.
Çeviren: Füsun Özlen
Dizi: Edebiyat -10
Tür: Anı - roman


NETEKİM 12 EYLÜL’DE GELDİLER
Bir İdamlığın Trajikomik Anıları
Hilmi Köksal Alişanoğlu

1980’lerde İstanbul’daki yaygın elektrik kesintilerine sebep olan örgütün önde gelenlerinden biri olan ve idamla yargılandığı dönemi anlatan Hilmi Alişanoğlu, son kitabıyla 12 Eylül’ü yeniden tartışmaya açıyor.
Alişanoğlu’nun, ‘Yuva’ adlı kitabının ardından, 12 Eylül’de yaşadığı trajikomik anıları anlattığı ikinci kitabı: “Netekim 12 Eylül’de Geldiler”.
12 Eylül darbesi öncesinde gözaltına alınarak, işkence gören Alişanoğlu, gözaltında ve cezaevinde yaşadıklarını ve idam suçlamasıyla yargılanmasını gülümseten bir dille anlatarak, Türkiye’nin yakın tarihinin muhasebesini yapıyor.
“... Tam o anda, aslında elektriğin ne boktan bir icat olduğuna kanaat getirdim. O güne kadar hep iyi yanlarını tanımışım meğer. İnsanlara eziyet etmeye yarayan tarafı, bunca iyi özelliğinin gözümden düşmesine neden oldu. Kim icat etmişse yedi sülalesine rahmet okudum.”
Darbenin 25. yıldönümünde yayımlanan kitabının önsözünde “geçmişte yapılan bunca eziyete rağmen ben, devrimcilerle devletin birlikte yakın tarihimizde yaşananları konuşma zamanının geldiğine inananlardanım” diyerek kuru da olsa devletten bir özür beklediğini belirtiyor.
Alişanoğlu’nun kitabının tek iddiası ise okuyanların, işkence görmüş olanlara gıpta edeceği ve hatta o dönemde gözaltına alınıp tutuklanmamış olduğu için hayıflanacağıdır.
Yazar, Karadeniz insanının yaşama sevincinin kaynaklarından beslenerek, en acı olaylara bile esprili bir dille yaklaşıyor: “Yaşamın hep gülünç tarafları çarpmıştır gözüme. Hayatın kendisi gülmece zaten” diyen Alişanoğlu, trajik bir dönemin komik öyküsünü ve sivil tarihini hikayeleştiriyor.
“Asacaklarına fazla ihtimal vermiyordum ama bir sabah ters taraflarından kalkacakları ya da karılarından bir fırça yiyecekleri tutarsa, kabak bizim başımıza patlayabilirdi. Bir gün, beyefendinin hanımı kalkıp da, ‘Efendi, efendi! Seni onbaşıyı tokatlarken gördüm. Yazık değil mi onbaşıya? Yaşından başından utan!’ diyecek olsa, yediği fırçanın hıncını benden çıkarabilirdi. Hem hazret, ‘Asmayalım da besleyelim mi, netekim?’ diye buyurmamış mıydı? Beni görecek olsa, ‘Karavananın tamamını bu herif götürüyor’ deyip mahkemesiz ipe gönderiverirdi.” “Son arzun ne?” diye sorarlarsa, ne isteyeceğime bir türlü karar veremiyordum. Ben sigara içmem! ‘Son arzum bir sigara içmektir’ desem ciğerlerime dokunabilirdi... Ya da sırf sehpada içebilmek için, bir an önce sigaraya mı başlasaydım?”
Sadece 12 Eylül Harekatı süresinde 650 bin kişi gözaltına alınırken, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 171 kişi işkenceden öldü. Üzerinden 25 yıl geçmesinin ardında, 12 Eylül mağdurları, artık toplumsal bir muhasebe yapılmasını ve yakın tarihin yeniden yazılmasını talep ediyor.
Alişanoğlu’nun kişisel anılarında Türkiye’nin yakın çağ tarihinin dipnotları bulunuyor. Aykırı Yayınevi’nce yayımlanan kitap, 1980’li yıllara damgasını vurmuş olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Birinci Şube, Davutpaşa Kışlası, Hasdal Askeri Cezaevi ve Sultanahmet Cezaevi gibi mekanlarda yaşananları Karadenizli bir devrimcinin gülümseten diliyle anlatıyor.

Kitabın geliri ‘İnsan Hakları Vakfı’na ...
Alişanoğlu’nun ilk kitabı ‘Yuva’nın geliri Darüşşafaka Cemiyeti’ne bırakılmıştı. İkinci kitabının geliri ise Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na gidecek.

Aykırı Yayıncılık, 336 sf.
Dizi: Anı -1


NO WOMAN NO CRY
Bob Marley ile hayatım
Rita Marley
Hettie Jones


Trenchtown’daki devlet evinin bahçesinde
oturduğumuz zamanları hatırlıyorum...
Bu parlak gelecekte geçmişi unutamazsın...
Ah, küçük sevgilim... Ah, küçük kardeşim...
Gözyaşı dökme sakın,
Yok kadınım, ağlamak yok.

Bob Marley

‘No Woman No Cry’da, bir efsane, ona en yakın olan kadının ağzından anlatılıyor. Raggae müzisyeni Bob Marley’in karısı, çocuklarının annesi, grup arkadaşı Rita Marley, Hettie Jones ile beraber, Trench Town’daki genç müzisyenin dünya çapında bir efsane haline gelişini ve bunun perde arkasını kelimelere döküyor.
Rita Marley, kendi çocukluk yıllarından anlatmaya başlıyor hikâyesini; Bob’la nasıl tanıştıklarını, Wailing Wailers grubunu, ‘diğer’ kadınları, Rasta kültürünü, çocuklarını anlatarak devam ediyor.

“...Bebeğimle ilgilenmesi beni utandıracağına gururlandırmıştı. Bu benim için iyi, ama beklenmedik bir işaretti. Sonunda bana, ‘Eve git ve bebeğini doyur, sonra görüşürüz,’ dedi. Ve aşkım burada doğdu...”
“...Bay Marley mutlaka onun için çalıştığınızda size hakkınızı öder. Ona saygı duyma sebeplerimden biri de budur. ‘Natty Dread’in stüdyo çalışması için ne kadar istediğimi sorduğunda ona baktım, o da bana sanki ‘Söyle!’ der gibi, gayet resmi bir şekilde baktı ve gülüştük.
Bu durumda ben de ‘Şey, Judy ve Marcia’ya ne veriyorsan aynısı bana da uyar, teşekkürler!’ diye cevap verdim.
‘Tamam,’ dedi ve nerede kullanacağını bildiği, o tatlı gülücüğünden fırlattı...”


Çitlembik Yayınları, 216 sf.
Çeviren: Ela Gürdemir
Dizi: Anı/Müzik


19 ARALIK
Nuri Akalın

Yaşamın içinden “sahici” bir roman;
Özellikle 70’li yıllardan günümüze değin bir çok toplumsal ve siyasal olaylar yaşanırken, Türkiye, büyük alt-üst oluşlara sahne oldu. Mücadelenin en şiddetlisi ve birebiri de şüphesiz cezaevlerinde yaşandı. Türkiye cezaevleri tarihi, baskı ve işkencenin olduğu kadar direniş ve boyun eğmemenin de tarihidir.
19 Aralık 2000’de ülke genelinde 20 cezaevinde aynı anda girişilen kanlı eylem, “hayata dönüş operasyonu” gibi ironik bir ad taşıyordu. Bu olay, aynı zamanda bir dönemin de kapanışıdır.
Şimdiye kadar soluk soluğa yaşananları, savaşları ve yenilgileri hep başkaları anlattı: Bir kurşun vızıltısında kısacık hayatları gözlerinin önünden geçmemiş, gazdan bilincini yitirme aşamasındayken yanındakine ıslak havlusunu uzatmamış, eli koptuğunda bile moral aşılamaya çalışmamış, yarın için ölümüne direnilmesi gerektiğini de düşünmemişlerdi hiç...
“19 Aralık”ı farklı kılan, “içerden” kaleme alınmış olması. Tabii ki, romanın özelliğini sadece bununla sınırlayamayız. Yaşanılan gerçeğin kurgulanıp edebiyat tadında anlatılması da bir o kadar başarılı.
19 Aralık, hem yaşandı hem de yazıldı, zira “unutmak bağışlamaktır!”

Sel Yayıncılık, 280 sf.
Tür: Roman

Çocukluğun ve Gençliğin Psikoseksüel Tarihi
ANILARDAKİ AŞKLAR
Prof. Dr. Bekir Onur

Çocukluk, ergenlik ve gençlik dönemlerinde yaşanan aşk ve cinsellik bir çok araştırmanın konusu olmuştur kuşkusuz. Ama yaşamla edebiyatın ilişkisinden kalkarak, edebiyatla bilim arasında bir ilişki kurmak ve bu yaşamsal sorunlara bir de bu pencereden bakmak çok denenmiş bir yol değil. Neyse ki çocukluk ve ergenlik dönemlerindeki cinsel yaşantılarını anlatan kahramanlara ‘artık ülkemizde de’ rastlanıyor ve onların tanıklığıyla geçmiş dönemlerdeki cinsel tutum ve davranışları tanıma olanağı doğuyor. Bekir Onur bu anı ve yaşam öykülerine bir psikanalitik kuram çerçevesinden bakarak çocukluk ve gençlik döneminde aşk ve cinsellik konusunu irdeliyor.
Kitapta pek çok ünlü kişinin çocukluk ve gençlik anıları inceleniyor: Adalet Ağaoğlu, Altan Öymen, Atıf Yılmaz, Atila İlhan, Aziz Nesin, Çetin Altan, Emre Kongar, Ferhan Şensoy, Gülriz Sururi, Güzin Dino, Halit Kıvanç, Halit Ziya Uşaklıgil, Hasan Ali Yücel, Mehmet Güleryüz, Mina Urgan, Müjdat Gezen, Nedim Gürsel, Nezihe Meriç, Refik Erduran, Selim İleri, Tahsin Yücel, Talat Halman, Türkan Saylan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu…
Prof. Dr. Bekir Onur, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi.

Kitap Yayınevi, 216 sf.
Dizi: İnsan ve Toplum
Tür: Anı


BİLİMSEL ZEKANIZI TEST EDİN
Charles J. Cazeau

Milyarlarca yıldız nasıl oluştu? Diğer gezegenlerde hayat var mı? Kar taneleri niçin altıgendir? Kaydedilmiş en kötü deprem hangisidir? Suyun neden kalorisi yoktur? Klonlama nedir? Hayvanlar da güler mi? Şarabı kim keşfetti? Vejetaryen beslenme niçin daha sağlıklıdır? Sivilce niçin çıkar? İsa’nın gerildiği çarmıhtan bir parça kalmış mıdır? Büyü nedir? Nazar değer mi? Şeytan niçin tırmık taşır? Hayalet var mı? Ölümsüzlük mümkün mü?
Bunlara benzer sorulara hazır cevaplar vermek istiyorsanız, bu keyifli sayfalarda sunulan en sağlam bilimsel bilgilerden hemen yararlanabilirsiniz. Charles Cazeau, okunmayı zevkli kılan ve anlamayı kolaylaştıran soru-cevap üslubunu kullanarak, en ilgi çekici yaklaşık 450 bilimsel soruya cevap veriyor.
Anlamayı kolaylaştırıcı şekilde düzenlemiş, eğlendirici olmanın yanı sıra aydınlatıcı bu temel bilim kılavuzu, evrenin sınırlarından başlayıp, güneş sistemimize girmekte ve ardından Dünya’yı ele alıp, evrim, soyunun tarihi içinde, ufolar, hayaletler, duyuötesi algı ve diğer paranormal olgulara da değinmekte.
Bu kitabı ister baştan sona okuyun, isterse sadece ilginizi çeken sorulara bakın, bilimin yalnızca önemli değil, aynı zamanda keyif verici olduğunu da anlayacaksınız.
Charles J. Cazeau, Buffalo’daki New York Devlet Üniversitesi’nden emekli olan, pek çok bilimsel kitaba ve makaleye imza atmış bir jeoloji profesörü...

Güncel Yayıncılık, 348 sf.
Çeviren: Orhan Düz
Dizi: Açık Bilim -22
Tür: Bilim-Teknik


YANILSAMALAR KENTİ
Ursula K. LeGuin

‘Yanılsamalar Kenti’, gerçeği yitirişin, düşlere uyanışın, sarı gözlü bir yabancının varoluşunun gizini arayışının öyküsü... Bütün bunların arasından, bugünün ve yarının dünyasını tehdit eden “ideolojik” kandırmacaların, aldanışların, Ursula K. LeGuin’in usta anlatımı ve kurgusuyla açığa çıkarılışı... Bu serüven, “bir insanın, gezegeninin yıldızların arasında nasıl döndüğünü görebileceğini” kanıtlıyor.

İmge Kitabevi Yayınları, 207 sf.
Çeviren: Meltem Tayga
Tür: Roman


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları