İSTANBUL - Tarih ne zaman bir maskeli balo olmaktan kurtulup sahici yüzler sergisine dönüşecek ve ne zaman kahramanlar kendi sesleriyle konuşmaya koyulacak. [Mustafa Armağan]
 | |
KANADI KIRIK Yılmaz Uçar
İstanbul, öykücü Yılmaz Uçarın sözlerini doğrulamaya devam edecek, yaşandıkça. Son kitabı Kanadı Kırık Sone Yayınlarından çıkan Yılmaz Uçarı ve öykücülüğünü bir başka yazarın, Öner Yağcının sözlerinden aktaralım: Sokakların öykücüsü diyebiliriz Yılmaz Uçara. Sait Faikin ve Orhan Kemalin birleşerek İstanbul öyküleri yazması gibi algılanabilir onun öyküleri. İstanbulun Sirkeci, Eminönü, Şişli, Galatasaray, Beyoğlu, İstiklal Caddesi gibi kalabalık semtlerinden insan manzaraları fotoğrafı sunuyor Uçar; an değil birkaç anın fotoğrafları gibi. İstanbul öykü kaynıyor diyen Yılmaz Uçar, öyküleriyle bunu bir kez daha kanıtlıyor...
Öyküler: İstanbul Düşü (1996) Ağlayan Bebek (1999) Artçı Sarsıntılar (2002) Kanadı Kırık (2004)
Şiir: Umut (1999)
Yılmaz Uçar: Öykü, Günce Yazarı ve Şair 20 Ekim 1965 İstanbul doğumlu. Bakırköy Ticaret Lisesi mezunu. Bankalar ve özel kuruluşlarda muhasebecilik yaptı. Kitabevinde ve sigorta şirketinde çalıştı. Emekli oldu. Barış Çocuğu adlı ilk şiiri Gerçek Sanat Dergisinde (Temmuz-Ağustos 1987), Beş Yüz Lira adlı ilk öyküsü Varlık Dergisinde (Haziran 1988) çıktı. Toplumcu-Gerçekçi anlayıştaki öykü ve şiirleri Berfin Bahar, Adam Öykü, E.Söylem, Gerçek Sanat, Edebiyat Gündemi, Güzel Yazılar, Anadolu, Kiraz, Carpe Diem, Ardıçkuşu, Aykırı Sanat, Kopuş, Damar, Uğraş, Karşı, Cumhuriyet Kitap, Albatros, Detay, Kırışık, Manşet, Şafak, Istranca Rüzgarı, Mécéné vb. dergilerin ve radyoların edebiyat programlarında yayınlandı. Türkiye Yazarlar Sendikası, BESAM (Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) üyesidir.
Yılmazın yeni kitabı Yılmaz Uçar aradı geçenlerde... Bir öykü kitabı daha çıkarmış, onu haber veriyordu, bir de nereye bırakayım diye soruyordu. Daha iki yıl önce bir sonbahar günü söz etmişim burada, bir önceki öykü kitabmından. Artçı Sarsıntılarmış o. Bu ise Kanadı Kırık... (Yılmaz Uçar, Sone Yayınları, 120 sayfa) Bu kitabında 12 öyküsü yeralıyor Yılmaz Uçarın; Sakar Değil, Gol, Mavi Bisiklet, Engelli, Ekstre, Bankkart, Kanadı Kırık, Mr. Spaak, Üçün Biri, İki Küçük Öykü Busesi ve Şemsiyeci. Bundan sonra gene her kitabında olduğu gibi: Günce... Garip Ozan IV, sayfa 47den 96ya kadar, kendince önemli gördüğü günlerin dökümünü veriyor yine Yılmaz Uçar... Yılmaz Uçar şu koca şehrin kalabalıkları içinde gözlemlediği, gözlemlerken içine dahil olduğu her malzemeyi öyküye sokuyor. Bankayla fırının köşesine yerleşmiş çakmakçının arabasında yazılı Sakar Çakmakçıyı siz olsanız şöyle bir okur geçersiniz. Oysa Yılmaz Uçar, çakmakçının adının Remzi olduğunu, aslında Çakmakçının başındaki sözcüğün Sakar değil köyünün adı Şakar olduğunu öğreniveriyor. Bunun gibi Sirkecide, Eminönünde, Şişlide, Galatasarayda, İstiklal Caddesinde yanından, yöresinden geçip gittiğiniz manzaraların fotoğraflarını çekiveriyor. Yılmaz Uçar gezgin bir şipşakçı gibi... Galatasaray Meydanında savaş karşıtı bir gösteri, polisin coplaması ve göstericileri otobüse doldurmalarıyla son bulurken, bir kameramanla muhabirin görevleri bakın nasıl sonlanıyor: Ayşe, ağacın dibinde bir kuş gördü. Yaklaştı. Dudakları acıyla gülümsedi. Kanadı kırık yaralı bir güvercindi bu. Kırmızı kanı gagasının ucunda öbeklenmiş, beyaz tüyleri ala bulanmıştı. El etti Akına. Kamerasının objektifi beyaz güvercini çekiyordu... Kitaba adını veren Kanadı Kırık öyküsünden bir paragraf bu... Yılmaz Uçarın Sakar Değil ve Kanadı Kırıktan sonraki on öyküsünde de böylesi fotoğraf karelerini göreceksiniz. Öyküleri bitirdikten sonra güncelerini okurken Yılmaz Uçarın, bir şeyi dikkatimi çekti: onun uluslararası bir öykücü ve şair olduğunu farkettim. Şimdiye kadarki, bütün öykü ve şiir kitaplarını ABD, İngiltere, Almanya, Bulgaristan, Romanya, Rusya ve daha bir çok ülkenin Türkçe yayın servislerine ulaştırıyor. Ve o radyolardan okunuyor. Biraz da bizim ülkedeki ulusal verici istasyonlar fark etse şu Yılmaz Uçar kardeşi olmaz mı? [Emin Karaca]
Sone Yayınları, 120 sf. Dizi: Öykü -5
 | |
BATAK Andre Gide
Nobel ödüllü romancı Andre Gidein Batak isimli romanı L&M Yayınları aracılığıyla okurla buluşuyor. Batak, çırpınan fakat ilerleyemeyen bir kişinin hikayesini anlatır. Romanın hemen başında aynı zamanda romanın kahramanı da olan Gide arkadaşı Huberte şunları söyler: Batak, özellikle seyahat edemeyen birinin hikayesi, Virgilius onu Tityre diye isimlendirmişti. Batak, Tityreinkine benzer bir tarlaya sahip, oradan çıkmaya çalışmak bir yana tam tersine orada kalmaktan mutlu olan bir adamın hikayesi. İşte, hikayenin özeti. Gide, Batak adlı bu eserinde, Romalı düşünür ve edebiyatçı Virgiliusun Kır Şiirleri isimli eserinden sıklıkla alıntılar yapar; Virgiliusun çobanlık yapan kahramanı Tityre ile kendi kahramanı arasında benzerlikler kurar. Batak aynı zamanda, Andre Gidein yazma sanatını da ortaya koymaktadır. Çünkü yazmak, roman yazmak ayrıntıları yakalamakla alakalıdır. Gidein bu eseri de diğer romanlarında yaptığı gibi kurmaca dilinin hikâyesi üzerinedir. Andre Gidein kendi kendini hicvettiği tek eser olan Batakın satirik yönü, eseri, narsistik bir hale de sokuyor. Çağdaş Fransız romancısı varoluşçu yazar Andre Gidein yoğun sembollerle ördüğü Batak, sanatsal üretimin ne kadar sancılı olduğunu da ortaya koyuyor.
L&M Yayınları, 136 sf. Fransızcadan çeviren: Serpil Ekşioğlu Dizi: Dünya Edebiyatı -1 Tür: Roman
 | |
ANADOLU BİLGELERİ - Anadoluyu Aydınlatan Düşün ve Eylem Adamları - İsmail Kaygusuz
Bu toprakları aydınlatanlar düşünür ve ozanlardır. Onlar aynı zamanda Türk halk kültürü ve edebiyatının da yaratıcılarıdır. Anadolu Bilgelerinin büyük çoğunluğu halkın arasında yetişerek topluma öncü ve ışık olmuşlardır. Türklerin tarihi anlatılırken onlara pek değinilmemekte, sankri sadece sultan ve padişahların hayat hikayeleri ve fetihlerden oluşan bir tarihimiz varmış gibi okulda, kitaplarda tarih bilincimiz doğmadan öldürülmektedir. Oysa tarihi yapan halklardır, askerler olmas hangi savaş kazanılır, ozanlar, düşünürler olmasa ve onların yarattığı kültür olmas bir topluluk ulus olabilir mi? Tarihi, gerçekten tarihi yapanları da işin içine katarak yeniden yazmak gerekiyor... Göçebe Türkmenler, Alevi-batıni eğilimli heterodoks Türkmen babalarının nüfuzu altındaydılar. O dönemde Bizans imparatorluğunun içerisinde bulunduğu zayıf durum nedeniyle uçlarda yaşayan Türkmenler, sürekli batıya, Anadolunmun iç kısımlarına doğru kaydı. XI. Yüzyıl sonrası gelişmelerine bakarak, bu uç savaşçıları ve birlikte ilerleyen göçebe Türkmen aşiretlerini, Anadolu Selçuklu Devletinin, daha sonra beyliklerin ve bu beyliklerden Osmanlı İmparatorluğunun doğuşunda birinci derecede rol sahibi olarak görmek doğru olacaktır. Anadoluya ilk büyük göç dalgası Malazgirt Savaşı sonrası, ikinci ve daha büyük bir göç dalgası ise Moğol İstilası sonrasında gerçekleşmişti. Bu göç hareketinin önünde ise savaşçı dervişler bulunmaktaydı. Anadolunun fethi bu dervişlerin öncülüğünde gerçekleştirildiği gibi, bu yeni vatanın iskan ve kolonizasyonu da onların önderliğinde gerçekleştirildi. Anadoluya gelen dervişler değişik dinsel akımlara mensuptular. Özellikle köylerde yaşayanlar ve göç ebe kitleler heterodoks tasavvuf akımlarına mensup şeyh ve dervişlere ve onların tekke/zaviyelerine büyük ilgi gösteriyorlardı. İsmail Kaygusuz tarafından yazılan ve Su Yayınlarınca yayınlanan Anadolu Bilgeleri isimli kitap tarihe alternatif bir bakış getiriyor ve tarih ezberimizi bozmaya devam ediyor. Ayrıca bu değerli çalışma Anadolu kültür ve düşünce tarihini yeniden yazmanın gerekliliğini ortaya koyması açısından da ilgi çekiyor. Kitapta yeralan büyük bilgelerden bazılarına kısaca değinelim: Yaşamı tamamıyla aydınlanmamış ve batıni İsmaili inancının gerektirdiği sırrı hala koruyan Şemseddin Tebrizinin, Alamut İmamı Celaleddin Hasan IIIün (1210-221) oğlu olduğu ve İmam İsmail soyundan geldiği üzerinde kaynak ve kayıtlar bulunmaktadır. Şemseddin Tebrizi 1247 sonunda ya da 1248 yılı başlarında; kendilerine menşur (yarlıg) verip Ruma Sultan olarak atamış olan Moğol Hükümdarı Guyuk Hana yaranmak için, Rukneddin Kılıçarslan IIIün veziri Bahauddin tarafından Konyada katlettirilmiş ve olay faili meçhul bir cinayet olarak tarihe geçmiştir. Genç Hacı Bektaşın Şemseddin Tebrizi gibi birinin koruması altına girmiş olmasıyla, batıni eğitimini bir devlet olarak örgütlenmiş Nizari İsmaililerden, Kuhistan ve Alamutta almış olduğu bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Otuz yaşlarındaki genç İsmaili daisi olarak batıni derviş Hacı Bektaşın son durağı Rum diyarı, yani Anadolu olmuştur. Seksen yılı aşkın yaşamı boyunca bir kez bile hacca gitmemiş olan Yunus Emre, er-evliyayı ziyaret edip, erin eşiğine yüz sürmekle Kabeyi tavaf kılıyor. Alevi-Bektaşi, yani Batıni inanç ve gelenekleri, Anadoluda kesin olarak ilk kez Yunus Emrenin şiirleriyle -onun kendi deyimiyle- siyaset meydanına çıkmıştır. Hacı Bektaş Veliye bağlı Tapduk Emreden el etek tutan, nasibalan Yunus, Anadolu batıniliği olan Aleviliğin siyasetini yapmıştır. Şeyh Bedreddinin, dünya malının bütün insanların eşit olarak yararına sunulduğ; kadınlar dışında, yiyeceklerin, giyeceklerin, evcil hayvanların ve toprağın tümünün ortak malı olduğu, herkesin herkesinkini kullanabileceği biçimindeki ve de büyük arazi sahibi olan mallarının ellerinden alınıp eşit olarak herkese dağıtılmasını öngören düşünceleir bugün hala devrimci ve ilerici insanlar tarafından dile getirilmektedir. Şeyh Bedreddin yoldaşları Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa ile birlikte bir isyan başlatmış, yoldaşları öldürülmüş, kendisi de Serezde asılarak idam edilmiştir. Onlar tarihte bilinen ilk devrimci Spartaküsün yolunda gerçek anlamda komünist sayılabilecek düşüncelerle yola çıkan dünyanın ilk devrimcilerindendiler ve düşündüklerinden dönmektense ölmeyi seçtiler. Nesimiyi zındıklıkla, yani Tanrıya ve ahirete inanmamayla suçlayıp, kent müftüsünün derisi yüzülmek suretiyle katledilmesi fetvası üzerine, bu ölüm fetvasını, uyduruk bir soruşturma yapıp şehir halkının (Halep) gözleri önünde uyguladılar. Kitapta ayrıca Pir Abdal Musa Sultana, Kaygusuz Abdala, 16. yüzyıldaki başkaldırı siyasetinin iki büyük eylemci ozanı Pir Sultan Abdal ve Dede Kul Himmete de yer veriliyor. (Pir Abdal Musa Sultan, buyruğundaki Türkmen güçleriyle Bursayı kendisine kazandırmış olduğu Sultan Orhanı, onun fetihçi hareketiyle oluşturduğu siyasal ve toplumsal düzene karşı çıktığı için terketmişti. Dergahında yetiştirdiği, 14-15. yüzyılın büyük batıni mutasavvıfı ve bilge ozanı, Tanrıya bile kafa tutan Kaygusuz Abdal ise, halkın zevkle dinlediği vezirleri-beyleri eleştiren, insanları güldürerek düşündüren ironik şiirleri ve destalarıyla Bedreddin hareketinin Türkmen boyları arasındaki en gözde propagandistidir. Kitapta Alevi-Bektaşilerin 16. yüzyıldaki büyük başkaldırısı ve iktidara yürümesi gibi çok önemli sürecine ad olmuş Kızılbaşlık siyasetinin iki büyük eylemci ozanı Pir Sultan Abdal ve Dede Kul Himmete de önemli bir yer ayrılmıştır.) Anadolu Bilgeleri halkın içinden yetişip, onlarla birlikte yaşamış ve onların mutluluğu için çalışmıştır. İsyanları da, şiirleri de, türküleri de hep halk içindir... Anadoluda yaşayan tüm halkların kardeşçe yaşamasını ilke edinen bu büyük insanlar sonunda hep iktidarla karşı karşıya gelmişlerdir. Kimileri öldürülmüş, kimileri de çeşitli yollarla susturulmaya çalışılmıştır. Dünden bugüne bu topraklarda sürmekte olan bu kavgada, yüzlerce yıldır başa geçen tüm iktidar sahipleri onların devrimci ve isyankar yönlerini unutturmak için uğraştılar ve bu çaba hala sürmekte... Tarihi yeniden yazmak gerekliliği ise bir görev olarak tarihçi ve araştırmacıların karşısında durmakta. [Savaş Çoban]
Su Yayınları, 384 sf.
 | |
UYKU TULUMUNDA SPOR Emre Zeytinoğlu
Bu kitap, sporun, özellikle de futbolun çekiciliğine kapılmış bir kişinin tuttuğu kısa notlardan oluşmaktadır. Birbirlerinden bağımsız olarak gelişen yazılar arasında, eğer bir ortak noktadan söz edilebilirse; o da, hazzın içine gizlenmiş her türlü hilenin yarattığı gerilimdir. Stadyumlara yansıyan görüntülerin yalnızca seyredilenden ibaret olmadığını ayırdına varmak, en eleştirel bakışları bile spordan ve kirlilik derecesi öldürücü ölçülere ulaşan futboldan uzaklaştıramıyor. Belki de stadyumlar, hileye tapanların beton mabetlerinden başka bir şey değildir: içine aldığı kalabalığı büyülü ışıkları, sesleri ve rüzgarı ile tutsak eden ama öte yandan da tutsaklıktan kurtulamamanın acısını en derinden hissettiren mabetler... Johan Huizinganın yazdığı gibi; hile oyunu bozmaz; ona yeni bir yön verir ve akışı değiştirir. Oyun ancak hilenin sezildiği ve hile yapanın yakalandığı anda bozulabilir. İşte stadyumların verdiği tutsaklık acısı da en çok burada duyulur: Hile sezilmiş; stadyumlardaki tüm oyunlar b ozulmuştur. Oysa hiç kimse mabedi terketmemekte ve kendisini oyunun hazzından kurtaramamaktadır. Şimdi, stadyumlarda üretilen romantik öiyküler, gerçeği gizlemekte ve yeni bir haz dünyası yaratmaktadır. Acaba öykülerden hangisi gerçek, hangisi romantik bir düştür?
Telos Yayınları, 159 sf. Dizi: Güncel -1 Tür: İnceleme
 | |
HARRY POTTER VE FELSEFE David Baggett - Shawn E. Klein
Hogwartsın Müdürü Aristoteles Olsaydı! Hogwarts hakkında Mugglelar için yazılan bir kitaptan söz ediyoruz size: Harry Potter ve Felsefe. Harry Potterın labirentli dünyasının şaşırtıcı ve gizemli sırlarını keşfetmek için iyi bir fırsat sunan kitap, sizden bir Aritmansi diploması, bir Hipogrif ile arkadaşlık kurmanızı ya da Hogwarts Kütüphanesi Kartınız olmasını beklemiyor... Baykuşunuzu beslerken Leviosa büyüsü sayesinde havada tutacağınız Harry Potter ve Felsefe adlı kitapta on yedi filozof, hem büyücüleri hem de daha zeki olan Muggleları aydınlatan yeni görüşler ortaya koyarak Hogwartsın sır perdelerini aralıyor. Bu kitapta adı geçen esrarengiz bilgilerin arasında gerçek cesaret için gerekli olan en iyi yöntemi anlamayı, kendini kandırmanın mutluluk getirmediğini kanıtlamayı, teknolojinin sihir diye bilinen branşına etiğin nasıl uygulandığını, Kelid Aynasının neden gerçek yaşam için yeterli olmadığını, kehanetin özgür seçimlere etki edip etmediğini ve Ruh Emiciler ve Böcürtlerin sevinç, korku ve içtenlik hakkında bize ne öğretebileceğini sayabiliriz. Bu kitabın hiçbir sayasında asit yoktur ve her sayfa ayrı ayrı kafa karıştırmamaya yönelik sihirlerle büyülenmiştir. Asanızı hazır tutup aslında söylenmek isteneni keşfetmek size kalmış. Bu uyarılara kulak asmadığınız sürece Vol - pardon, Kim-Olduğunu-Bilirsin-Senin kötü güçleri üzerinizde olacaktır. Hogwarts hakkında Mugglelar için yazılan bu kitabın, bir grup yardımsever Muggleın katkılarıyla yazıldığını belirtmeliyiz. Ayrıca Hermione gibi çok çalışkan olmaları, Harry Potterın dünyasında felsefe okumayı son derece keyifli kılmış görünüyor...
Güncel Yayıncılık, 284 sf. Dizi: Açık Felsefe -9 Çeviren: Gökçen Ezber
 | |
OKUL HAYATINDA TONGUE FU - Öğretmenler, Öğrenciler, Okul Yöneticileri ve Veliler için İletişim Rehberi - Sam Horn
Kişisel gelişim kitaplarının öncülerinden Tongue Fu/Sözlü Dövüş Sanatının yazarı Sam Hornun öğretmen, öğrenci ve veliler arasındaki iletişimi konu alan ikinci kitabı Okul Hayatında Tongue Fu raflarda yerini aldı. 1997 yılında Boyner Yayınları tarafından yayınlanan ilk kitabı 20 binin üzerinde satılan yazarın yeni eseri, gerçek yaşam öyküleriyle okul hayatında öğretmenler, öğrenciler ve veliler arasında iletişimde yaşanan kopukluk, yanlış anlama ve anlaşmazlıkları gidermenin yollarını anlatıyor. Anlaşmazlıkları uyuma dönüştürmenin, sözlü çatışmalardan kaçmanın ve insanlarla huzurlu beraberlikler yaşamanın yollarını gösteren Okul Hayatında Tongue Fu ile öğrenciler, hayatta başarı kazandıran yapıcı iletişim kurma, çevreyle işbirliği içinde yaşama ve anlaşmazlıkları çözme konularında bilgi sahibi olacak. Kitapta öğretilenleri uygulayarak, gelecekteki başarıları için büyük bir avantaj yakalayacak. Okul Hayatında Tongue Fu, Beymen ve Boyner mağazalarının yanısıra seçkin kitabevlerinden ve internet sitelerinden temin edilebiliyor.
By - Boyner Yayınları, 273 sf. Çeviren: Gülden Şen
 | |
YADANIN GİZİLGÜCÜ Gülten Dayıoğlu
Son dönem eserlerinde fantastik kurgu üstüne yoğunlaşan Gülten Dayıoğlunun yeni romanının adı Yadanın Gizilgücü.
Arka Kapaktan Yadanın bir bilimadamı olan babası Apam, Çinli Beyin Avı Örgütünden kaçarken birdenbire ortadan kaybolur. Bir Çin casusu olan Yadanın annesi de onu yetimhaneye terk edip Çine döner. Kısa bir süre sonra babaannesi ve dedesi küçük çocuğu yetimhaneden kaçırarak çiftliklerine giderler. Artık Yadanın bakımını bu yaşlı çift üstlenmiştir. Yaşadıkları çiftliğin kâhyası Temir, alabildiğine gizemli bir adamdır. O, bu yaşlı çiftin sırdaşı ve can yoldaşıdır. Temir, zaman geçip Yada büyüdükçe babasının ölmediğini, bir yerlerde gizemli bir yaşam sürdüğünü söyleyip durur. Ama küçük kıza hiçbir zaman gerçekleri söylemez. Yada, babasını merak eder ve sonunda onu bulmaya karar verir. On dört yaşına geldiğinde, karanlık geçmişinden habersiz, babasının peşine düşer. Bunun için internette açılan Babamı Arıyorum adlı bir siteye babasıyla ilgili ipuçlarını vererek onu aramaya başlar. Ancak Yada bu yüzden hem kendini, hem babasını hem de tüm ailesini büyük bir tehlikeye sürükler.
Çocuk-gençlik edebiyatında 42 yıl! 42 yıldan beri çocuk-gençlik edebiyatında pek çok ürün veren Dayıoğlu, ilk çocuk kitabı Bahçıvanın Oğlundan (1963) bu yana, kuşaktan kuşağa okunan eserleriyle okurlarının gönüllerinde kalmayı başardı. Bu eserler, altı yaştan itibaren değişik yaş kesimlerindeki çocuk ve genç okurlar için hazırlanmış öykü ve romanlardı; Dayıoğlu, bu kez Yadanın Gizilgücü isimli fantastik gençlik romanı ile okurlarıyla buluşuyor. İlk eserlerini yetişkinler için kaleme alan yazar - Döl (Öyküler, 1970); Geride Kalanlar (Öyküler, 1975); Geriye Dönenler (Öykü-röportaj, 1986) -bir süre sonra yöneldiği çocuk - gençlik türüne son kitaplarında fantastik kurgularla devam ediyor. Monun Gizemi ve Kıyamet Çiçeklerinde fantastik edebiyatın sularında gezinmeye başlayan Dayıoğlu, Alaca Karanlık Kuşlarını evrim teorisi üzerine kurgular. Yadanın Gizilgücünde okurlar geçmiş-bugün-gelecek boyutlarında gizemli ve soluk kesici serüvenlerle karşı karşıya kalırlar. Eserlerimin üç kuşağa hizmet verdiğini bilmekten büyük mutluluk duyuyorum diyor Gülten Dayıoğlu. Fantezi türüne yoğunlaştığım doğru. Dünyayı geziyorum. Gezdiğim ülkelerin öyle fantastik öyküleri var ki... Galiba çocukluğumun masalları, yazar kimliğimle bütünleşiyor, yollarımız kesişiyor.
Altın Kitaplar, 400 sf.
 | |
OSMANLI TARİHİNDE MASKELER VE YÜZLER Mustafa Armağan
Tarihin yanlış yazılması, millet olmanın [ayrılmaz] bir parçasıdır. [Ernest Renan Millet Nedir?]
Artık tarih, halk tarafından anlatılan masallardan ibaret oldu, diyor İbn Haldun. Yıllardır peşpeşe yayınladığı Osmanlı araştırmalarıyla dikkat çeken Mustafa Armağan da bu ikazın peşine düşüp, tarihi masalların elinden kurtararak gerçeğin eşiğine düşürmeye çalışanlardan. Herkesin harcı değil elbette asırlık zaman dilimlerini kapsayan geçmişte hangi yüzde nasıl bir maske gezindiğini, hangi maskede nasıl bir yüz gizlendiğini öğrenebilmek. Öyleyse kim arayacak maskeleri, onların arkalarında hangi yüzü sakladığını kim gösterecek? Tarih ne zaman bir maskeli balo olmaktan kurtulup sahici yüzler sergisine dönüşecek ve ne zaman kahramanlar kendi sesleriyle konuşmaya koyulacak. Bunları sorguluyor Mustafa Armağan, Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler kitabında. Ve bir Ferhat sabrıyla aşmaya girişiyor gerçeklerle olaylar ve şahıslar arasına sıralanmış dağları. O dağlar delinince ve tarihin aynası çatlayınca neler çıkmıyor ki karşımıza...
Timaş Yayınları, 240 sf. Dizi: Mustafa Armağan Kitaplığı -1 Tür: Osmanlı Tarihi
 | |
GÖLGESİ GÜZ Leyla Ruhan Okyay
Gölgesi Güz, 2004 yılında Can Yayınları tarafından Geyikli Orman adlı kitabı yayınlanan Leyla Ruhan Okyayın ilk öykülerinden oluşuyor. Sözcükleri ekonomik kullanarak canlı, çarpıcı öyküler yazan Okyay, değindiği çeşitli toplumsal konuları da başarıyla işliyor. Kaçak göçmenlerin, baskı altındaki kadınların, mübadillerin sessiz trajedilerini zihinden yüreğe usulca akıtan Okyay, militanlaşmadan, dilin inceliklerini, esnekliklerini unutmadan toplumsal sorunlara değinilebileceğinin en başarılı örneklerinden birini veriyor. Yazar kendisini toplumsal konularla sınırlamıyor, bireysel acı ve sevinçleri katın duyarlılığı ile damıtarak, kelimelere döküyor. Kadınların eşleriyle, çocuklarıyla ve diğer kadınlarla ilişkilerini ya da sanatın insanda uyandırdığı coşkuyu da aynı saydam, abartısız anlatımla öyküye dönüştüren Okyayın Gölgesi Güz adlı bu kitabı bir ilk kitapın ötesine geçerek akılcılık ve duruluğu biraraya ustalıkla getiriyor. Usta eleştirmen ve yazarların Leyla Ruhan Okyay öykücülüğü hakkında söyledikleri herşeyi açıklamıyor mu zaten? İşte bu sözlerden alıntılar: Leyla Ruhan Okyayın geleneksel, klasikleri hatırlatan öykülerini yeni kuşak öykücülerin getirdikleri zenginliğin bir parçası sayıyorum. Bu çizginin sürekli yetkinleşmesi öykücülüğümüzün niteliğinin yükselmesi için önemlidir. [Semih Gümüş]
Sait Faiki anımsayarak zehir yeşili bir hikaye diyeceğim. Hikayenin adı, Onlar için de dikmişti. Hikayecinin adı, ilk defa bu kitapla tanıdığım, Leyla Ruhan Okyay, yaşamları suya verilenleri gören Leyla Ruhan Okyay, yazan Leyla Ruhan Okyay. Daha önce bu gerçekleri yazmış bir hikayecimiz var mıydı? Ben hatırlamıyorum. [Fethi Naci]
Leyla Ruhan Okyay, öykülerinde toplumun değişik kesimlerini, yaşamın cıvıltısını, renklerini ve tonlarını yansıtırken, insanlık durumlarını abartıya kaçmadan, bütün içtenliği ile gözler önüne seriyor. Gölgesi Güz, yazarın ilk öykü kitabı. Yayınlarımız arasında yer alan, ikinci kitabı Geyikli Ormanda olduğu gibi, bu kitabındaki öykülerinde de sıradan, her zaman her yerde görebileceğimiz insanların hiç de sıradan olmayan zengin dünyalarının kapılarını aralıyor. Acılar, savaşlar, göçler, ayrılıklar ne kadar derin izler bıraksa da, yaşamdan kopmuyor Leyla Ruhan Okyayın kişileri. Onlara sevgiyle, hüzünle, buruk bir gülümsemeyle yaklaşıyor; alçak sesle, fısıldar gibi, insanın içine işleyen öyküler yazıyor. Gözlem gücüyle, ayrıntı seçimindeki tutumuyla, yalın dili ve sözcük ekonomisiyle, canlı görüntüler, tablolar çiziyor. Öykü bittikten sonra da etkisi süren bir dünya yaratıyor. [Cemil Kavukçu]
Can Yayınları, 95 sf. Dizi: Türk Yazarları Tür: Öykü
 | |
KELEBEK ETKİNİZİ YARATIN - Daha İyi Bir Yaşam İçin Altın Kurallar - Onur Hınçer
Yaşamınızı olağanüstü kılmak sizin elinizde! Tam anlamıyla bir kişisel gelişim kitabı olan Kelebek Etkinizi Yaratında yazarın amacı okura, Yaşamakta olduğunuz ve neredeyse hergün şikayet ettiğniiz yaşamı sürdürmek zorunda değilsiniz, daha iyi bir yaşama sahip olmak için bir an önce harekete geçin mesajını vermek. Bunu anlamak için de fizikteki Kelebek Etkisi kavramını güçlü bir metafor olarak kullanıyor ve bu kavramı gündelik hayata mal ederek bireysel yaşam için daha anlamlı kılmaya çalışıyor.
İnsanın kendi başına buyruk çalışması özgürlük değildir. Çünkü bütün ile ilişkili olmadığı sürece bir insanın yapıp ettikleri herhangi bir sonuç üretmez, değer yaratmaz. Buna karşılık gerçekten nasıl katkısı olacağıyla ilgilenen insan, dünyamız içerisindeki yerini alır ve aynı zamanda yaratıcılık için sistemin sınırlarında dolaşmaya aşlar. Fizik diliyle söyleyecek olursak o bir Kelebek Etkisi yaratmak peşindedir. Yani ne ise o olmamak, daha iyisi ve daha fazlası olmak peşindedir.
Tek tek bireylerin bu etkiyi yaratarak önce kendilerini ve sonra da toplumları değiştirebileceği tartışılmaz. Ancak günümüzde bunu gerçekleştirmenin yolu insanın kaotik bir ortamda bile kendisini yönetmeyi bilmesinden geçer. İnsan, kendisi ve onu çevrelemiş yaşamla arasındaki güçlü ilişkiyi anladıkça kesinsizlik ve belirsizliklerin içinde yol almakla kalmaz, herşeyi kendi lehine çevirir. Yazar bu değişimin gerçekleşebilmesi için sadece kişisel deneyimlerinin değil, işadamlarının, romancıların, felsefecilerin ve filmlerin de izini sürüyor. Sonunda okura adım adım izleyebileceği bir yol haritası çıkartıyor ve önerdiği her adımı dört ana başlıkta topluyor:
Dört Altın Kural
Kendinizi Tanıyın. Temel Amacınızı Belirleyin.
Odaklanın. Hedeflerinize İlerlerken Kararlı Olun.
Bir Bütünlük Anlayışı Geliştirin. Kaosta İlerlemeyi Bilin.
Sorumluluk Alın ve Değer Katın.
Her bölümün sonunda yeralan ve yaşamdan bolca örnekle kişisel deneyimlerin aktarıldığı uygulamalar ise bahsi geçen Altın Kuralların somutlanması açsıından büyük bir önem taşıyor. Daha bütünsel bir yaşamı kucaklamak ve kendini mükemmelleştirmek isteyenler için.
Alfa Yayınları, 220 sf. Tür: Kişisel Gelişim -44
 | |
PİNİN BİYOGRAFİSİ Alfred S. Posamentier - Ingmar Lehmann
Pi sayısının ne olduğu hakkında çoğumuzun okul yıllarından kalma aşağı yukarı bir bilgisi vardır. Ancak bazılarımız, pi sayısının matematikte ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu bilmeyiz! Okul yıllarımızdan hatırlayacağımız gibi pi sayısının değeri 3,14le ifade ediliyor. İşte Pinin Biyografisi bize, 3,14 değerinin nasıl ortaya çıktığını ve hesaplandığını anlatıyor. Belki 300 sayfalık koskoca bir kitabın nasıl olup da sadece bir sayı üzerine yazılabildiğine şaşırabilirsiniz. Ancak pi sayısının son derece gizemli ve hiç ummadığımız anlarda karşımıza çıktığını bilirseniz, hiç de böyle bir yargıya kapılmazsınız. Birçoğumuza sıradanmış gibi görünen, akat çok eski çağlardan beri matematikçileri ve filozofları büyüleyen pi sayısının gizemlerini, Alfred S. Posamentier ve Ingmar Lehmannın birlikte yazdıkları Pinin Biyografisinden öğreniyoruz. Kitap, tıpkı diğer biyografilerde olduğu gibi, pi sayısına bu ismi kimin verdiğni, neden böyle bir isim seçildiğini ve bu sayının bugünkü önemine nasılg eldiğini anlatmakla işe başlıyor. Dört bin yıl önce kullanılmaya başlanan pi sayısıyla bizi tarihsel bir yolculuğa çıkaran kitap, bu akıl almaz sayıdaki tüm gizlere bir bir açıklık getiriyoir. Pi nedir? Gerçek değerini nasıl hesaplayabiliriz? Piyi ne tür işlemlerde kullanıyoruz? Eski çağlarda pinin değeri nasıl hesaplanıyordu? Piye dair merak edilen ve merak uyandıran bütün sorulara cevap arayan çalışma, bu garip sayının olasılık hesaplamaları, Kutsal Kitap öğretileri ya da günlük yaşamdaki kullanımlarının yanısıra diğer alanlardaki kullanımıyla da ilgili örnekleri sunuyor. Bu şaşırtıcı örnekleri okuyunca, pinin o çok merak edilen gerçek değerinin toplama, çıkarma, çarpma, bölme ya da kare kökten çıkarma gibi işlemlerin hiçbir kombinasyonuyla neden hesaplanamadığna da şaşırmıyorsunuz. Başka ilginç bir durum da pinin değerini uzattığınız ondalık basamak sayısı ne olursa olsun, ondalık sayının kendini tekrar etmemesi. Bu arada kitapta 2002 yılında bir Japon profesörün süper bir bilgisayar yarımıyla bulduğu pinin 1,24 trilyon ondalık basamak değeri de yeralıyor. Ve bu akıl almaz değer içinde hiçbir ondalık sayı periyodik olarak kendini tekrar etmiyor. İlginç değil mi? Keyifli bir okuma sunan Pinin Biyografisi, meraklı okurların ve matematik tutkunlarının kaçırmaması gereken bir kitap!..
Güncel Yayıncılık, 300 sf. Çeviren: Handan Eğlence Dizi: Açık Bilim -27
 | |
NATIONAL GEOGRAPHICİ DOĞRU OKUMAK Catherine A.Lutz - Jane L.Collins
National Geographicin bakışı, Batılı-olmayan insanların gözetlenmesini sağlayan uluslararası güç ilişkilerinin kılcal damar sisteminin bir parçasıdır. (Michel Foucault)
Antropoloji profesörleri Catherine A.Lutz ve Jane L.Collins bu ortak çalışmalarında National Geografic dergisinin farklı bir okumasını yapıyorlar. Yazarlar, uzak kültürleri öğretme iddasındaki derginin, bize, kendimiz hakkında da çok fazla şey anlattığını keşfediyorlar. Altıyüze yakın fotoğrafın yakından okunmasıyla ırk, cinsiyet, modernite ve ilerlemenin sorunlarını yeniden gözden geçiriyorlar. Çekilen yüzlerce fotoğraf, inceden inceye elden geçirilerek, kurumun bakışını yansıtan görüntüler ve pozlar, bu bakışı destekleyen altyazılarla okura sunulur. Derginin okurlarıyla yapılan kapsamlı röportajlarla yazarlar, derginin kültürel anlatısının nasıl alımlandığını ve yorumlandığını sorgularken, başka kültürleri tanıma merakı ve Amerikan orta sınıf değerlerini geçerli kılma isteği arasındaki gerilimi de ortaya çıkarıyorlar.
Agora Kitaplığı, 279 sf. Çeviren: Mefkure Bayatlı Dizi: Kültürel Çalışmalar -6
 | |
KÜRESELLEŞMENİN SEFALETİ - Eşitsizlik, Güç ve Kalkınma - Jerry Kloby
Geçen çeyrek asırda iletişim ve ulaşım teknolojisinde yaşanan hızlı gelişmeler, dünyanın en uzak köşelerini daha önce görülmedik şekilde birbirine bağladı ve küreselleşme kavramının ortaya çıkmasına neden oldu. Küreselleşme kavramı genel olarak bilgisayar, internet, faks, fiber optik, uydular, cep telefonları vs. Alanındaki gelişmeleri iade ederken aynı zamanda iş paylaşımı, yönetim yapısı, üretim düzenlemesindeki değişimlerden dolayı hızlanmış ve artmış uluslararası iletişim ve ticarete de gönderme yapmakta. Genel tanımıyla küreselleşme kavramı, görünen yüzüyle aslında insanoğlu için bir yeniliği ve gelişim sürecini ifade ediyor. Peki, insanoğlu için bir yenilik ve gelişim süreci olarak görünen küreselleşmenin gerçek anlamı ve önemi nedir? Montchair Üniversitesinden Sosyolog Jerry Klobynin bu soruya yanıtı gayet net: Küreselleşme, genelde eşitsizliğe katkıda bulunuyor, çok değerli toplumsal bağlacı aşındıran bir güç, dünya çapındaki şiddetli çatışmaların büyük bir kısmının ateşleyici, geleneksel yaşam tarzlarına, gezegenin sağlığına, mahremiyet ve sivil özgürlüklere karşı bir tehdit... Şimdiki haliyle küreselleşme, kutuplaşmanın - gelir, zenginlik ve gücün giderek bir uçta, yoksulluğun da diğer uçta toplandığı, dünyanın bölünmesinin - asıl nedenidir. Sonuçları itibariyle tüm dünyada gelir adaletsizliği, yoksulluk ve baskının kaynağı olarak görünen küreselleşme süreci nasıl gelişti? Gelişmiş ülkeler olarak tanımlanan sanayileşmiş zengin toplumlar servet birikimlerini nasıls ağladılar? Aynı süreçte geri kalmış ülkeler olarak tanımlanan toplumlarda sermaye birikimi neden gerçekleşmedi? IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel finans kurumlarının gerçek amacı ve işlevi nedir? Ve gerçekten başka bir dünya mümkün müdür? İktidar, iktidar türleri, küresel gelişme ve ona eşlik eden zenginlikle eşitsizliği tarihsel kökleriyle ele aldığı Küreselleşmenin Sefaleti isimli kitabında Jerry Kloby, bir yandan yukarıdaki soruları titiz bir araştırma ve inceleme sürecinin belgeleriyle ortaya koyarken diğer yandan da insan doğası üzerine bazı yorumlarıyla insanın güç ve iktidar tutkusunun sonuçlarını gözler önüne seriyor. Gelişmiş ülkelerle dünyanın geri kalanı arasındaki uçurumun giderek daha da büyüdüğü bir ortamda, mevcut Amerikan toplumunun temelinde yatan bazı olguları ve eğilimleri de büyük bir sağduyu ve cesaretle dile getiriyor. Enron skandalından CIA damgalı darbelere, yeni dünya düzeninin dayattığı finasal kuruluşlardan küreselleşme karşıtı hareketlere değin, Küresel Köyün gerçekte nasıl bir köy olduğunu çeşitli gösterge ve veriler ışığında bilimsel olarak değerlendiren Jerry Klobynin kitabı, aynı zamanda küreselleşmenin temelinde yatan karmaşık güçleri ve mevcut politikaları bilmek isteyenler için bir kaynak niteliğinde.
Güncel Yayıncılık, 472 sf. Çeviren: Orhan Düz Dizi: Açık Toplum -7
 | |
KİMSENİN RUHU DUYMADAN Özge Hatunoğlu
Özge Hatunoğlu, Öykünün Ayak İzleri - Ankara Üniversiteler Arası Öykü Yarışmasında kazandığı birincilikle adını ilk kez duyurdu. Ardından ilk öykü kitabı Sen Evde Yoktun geldi. Şimdi de Kimsenin Ruhu Duymadan ile öykü yazarlığı alanında çizgisini daha kalınlaştırıp kalemini güçlendirmiş görünüyor. Kimsenin Ruhu Duymadan, on sekiz öyküden oluşuyor. Bebek Kokusunda annelik duygusunun gücünü, yüceliğini hissedecek; Tahinli Kekte deliliğin iç yüzüne ilişkin ipuçları bulacak; Ölü Arıdaki fantastik kurguda yaşayan her canlının değerli olduğunu düşüneceksiniz. Ankarada Aşka Düşmekte aşk ile bir şehri sevme arasında kurulan muhteşem ilişkinin, şanslıysanız siz de kendi yaşamınız adına farkına varacak, adı Ankara olmasa da kendi şehrinize ve aşkınıza daha bir sarılacaksınız. Kitaptaki diğer öyküler de yaşamın farklı bir yüzünü, yeni bir açıyla ve kendi diliyle gösteriyor okuyucuya. Her öykü yazarının yaptığı gibi içindekileri anlatırken, bize dokunuyor Özge Hatunoğlu, şiir tadında, yüreklice ve zeka dolu.
Arkadaş Yayınevi, 94 sf.
> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |