|
|
|||||
![]() |
İş yaşamında ve siyasette kadın Su Yücel'in 'Kadınlar'ı İFKM'de Türk kadının yaşamdaki yeri Kadınlara ücretsiz 'Bridget Jones' Tarihte 8 Mart Dünya Kadınlar Günü İzmir Sanat'tan kadınlar için konser Dünden bugüne Türk kadını Orkestra@Modern'in 8 Mart konseri Az ama zorlu, girişimci Türk kadını |
|||
| Defne Sarısoy: Kadın sorunları denildiği zaman, Türkiyede kadına yönelik cinsel ayrımcılıktan başlamamız gerekiyor ve sorunların büyük kısmını içine alıyor. Son zamanlarda Ceza Kanununda ve Medeni Kanunda önemli değişiklikler yapıldı. Gerçekten kadın mağduriyetini gidermeye yetti mi bu değişiklikler? Ne gibi farklılıklar yarattı? Canan Arın: Medeni Kanunda yapılan değişikliğin en önemli tarafı; bugüne kadar hiç sözü edilmeyen, kadının ev içi emeğinin görünür hale gelmesidir. | |||||||||
| Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, hatta Osmanlı tarihinde ilk defa 1196ncı maddede, kadının dışarıda çalışmayıp eve para getirmeden, ev içinde çalışması eve bir katkı olarak kabul edildi. Ve bunun da parasal değeri olduğu yolunda kanuna geçti bu madde. Dolayısıyla bu çok önemli bir devrim aslında. Ama uygulamaya geldiğimiz zaman, ne yazık ki uygulamayı yapamıyoruz. Kanun çıkarken, edinilmiş mallara katılma rejiminin kabul edilmesi de son derece önemliydi. Ama hükümet kanunu çıkartırken, son anda kadınlara feci bir oyun oynadı ve 1 Ocak 2002den önceki evlilikleri edinilmiş malların paylaşılması kuralının dışında bıraktı. Uzun yıllar evli kalmış kadınlar için bu çok büyük bir haksızlık getirdi. Şimdi 1 Nisandan itibaren yeni Ceza Kanunu yürürlüğe girecek. Bu kanunun yürürlüğe girmesinde, kadınlar lehine yapılan değişikliklerde kadınların çok büyük katkısı oldu. Türk Ceza Kanunu Platformu diye bir platform düzenledik, 8-9 kuruluştan hukukçu kadınlar bir araya geldik ve cinsel suçlarla ilgili kısmını biz hazırladık diyebilirim. Israrcı olduk, sonuna kadar takip ettik, çok büyük bir savaşım verdik ve büyük ölçüde bizim isteklerimiz gerçekleşti. | ||||||||
|
| ![]() Yeni Ceza Kanununun getirdiği yenilikler neler? Bunların en önemlisi; artık cinsel suçlar adabı umumiye ve nizamı aile aleyhine suç olmaktan çıktı. Yani umumi adaba ve aile düzenine karşı suç olmaktan çıktı. Bunun anlamı şudur; kadının bedeni kendisine ait değildir, kadının bedeni bir mal olarak kabul edilir, bu malın sahibi önce içine doğduğu ailedir, ondan sonra evlendiği kocasıdır, ondan sonra boşanmışsa içinde yaşadığı toplumdur. Dolayısıyla bu malın çok iyi korunması gerekir. Yani malın korunmasının da anlamı nedir? Kadının cinsel özgürlüğünün tamamen sınırlanmasına yöneliktir. Zaten tek tanrılı dinlerin de çoğunun yaptığı budur. Türkiyedeki aşiret ilişkileri çerçevesinde, başlık parasında, berdelde, erken yaşta ve zorla evlendirilmelerde bunu görüyoruz. Dolayısıyla kadının bedenine veya herhangi bir insanın bedenine karşı cinsel bir suç işlendiği zaman, bunun korunmasının nedeni aile düzenine karşı işlenmiş bir suç olmasıydı. Nitekim şu anda yürürlükteki Ceza Kanunumuzda, eğer cinsel tecavüze maruz kalan kadın evli ise, faile daha fazla ceza verir. Yeni Ceza Kanununda bu doğrudan doğruya insana yönelik bir suç, bireye yönelik bir suç olarak düzenlendi. Kadını artık birey olarak görmeye başladılar ki, bu henüz uygulamaya geçmiş olmasa bile, kadın bedeninin mal olarak kabul edildiği fikrinin resmen dışına çıkılmış olduğu anlamına gelir. Defne Sarısoy: Kanun, aile içinde kadının maruz kaldığı şiddete de yeni bir bakış açısı getiriyor bu durumda. Canan Arın: Evet, yine önemli değişikliklerden bir tanesi; evlilik içinde tecavüzün kabul edilmiş olması. Şu anda hala yürürlükte olan kanunumuza göre, evliliğin kocaya kadının bedenini kullanma hakkını da verdiği kabul edildiği için, ancak ortada şiddet sözkonusuysa ve bir şikayet varsa, o zaman bu konu incelenmekte ama evlilik içinde kural olarak tecavüz kabul edilmemekteydi. |
||||||||
|
Cinsel tecavüz, yeni Ceza Kanununda doğrudan doğruya insana yönelik bir suç sayılıyor. Kadın bedeni artık mal olarak görülmüyor.
|
Çünkü insanların cinsel beraberliklerinin meşruiyet zeminlerinden bir tanesidir evlilik. Onun için de evlilikte tecavüz kabul edilmemekteydi, şimdi evlilikte tecavüz kabul edilmektedir. Bir başka önemli değişiklik,, evlilik içindeki fiziksel şiddet, özellikle artık eziyet çerçevesinde de değerlendirilmekte. Ayrıca böyle bir şiddet eşe uygulandığı zaman, ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmekte ve cezası artırılmaktadır. Eskiden aile içindeki fiziksel şiddet, üçüncü kişilere karşı uygulanan şiddet çerçevesinde değerlendiriliyordu. Yani ailenin bir önceliği yoktu. Aile bireylerinin birbirine şiddet uygulaması halinde, ceza yarıya kadar artırılır diye bir madde vardı. Benim bir davamda erkek, kadının bel kemiğini 3 yerinden kırmıştı. Ceza davası açıldı ve sonuç olarak o maddeden adam 3 milyon lira paraya mahkum edildi ve dava kapandı. Defne Sarısoy: Bugünün parasıyla 3 milyondan bahsediyoruz değil mi? Canan Arın: Çok eski değil, olsa olsa 1-2 dolar civarındaydı. Dolayısıyla bu şu demek; istediğiniz şekilde dövebilir, istediğiniz yerini kırabilirsiniz eşinizin. |
||||||||
|
Benim bir davamda erkek, kadının bel kemiğini 3 yerinden kırmıştı. Adam 3 milyon lira para cezası aldı ve dava kapandı. Yeni TCKda bu tip olaylar ciddi ceza alacak.
|
Yani Al 3 milyon lirayı kardeşim, ne istersem onu yaparım anlamına geliyordu. İşte şimdi bundan kurtulundu, artık ciddi bir şekilde ceza alacaklar. Ensestten daha açık bahsedilmekte ve daha ciddi bir şekilde düzenlenmiş olduğunu görmekteyiz. Artık kanundaki adam öldürme tabirinden vazgeçilerek, sadece öldürme tabiri kullanılmaktadır. Dolayısıyla kadınlar da insan yerine konmaktadır. Bence çok önemli değişikliklerden bir tanesi de; cinsel tecavüzün ne olduğu şu anda yürürlükte olan Ceza Kanununda tanımlanmış değildir. Yargıtayın bir tanımı vardı: Erkek bedeninin bir silah olarak kullanılması ve erkek organının tecavüz edilen kişiye duhul etmesi aranırdı. Şimdi onun dışına çıkıldı ve kullanılan herhangi bir cisim de tecavüz suçu çerçevesinde değerlendiriliyor. Bunun tanımı kanunda veriliyor ve 7 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Yalnız bu Ceza Kanununun çok önemli bazı eksiklikleri var. Bunu da bilerek yaptılar. Biliyorsunuz, Türkiyenin önemli dertlerinden biri namus cinayetleridir. Bu Ceza Kanununa öldürme fiilinin töre saikiyle işlenmiş olması halinde diye bir madde kondu. Oysa töre değil, namus tabirini kullanması gerekirdi. | ||||||||
|
| ![]() Birleşmiş Milletler SİLO Toplantısında, bakan töreyle namus cinayeti arasında hiçbir fark olmadığını savundu. Oysa çok ciddi bir fark vardır. Eğer fark olmadığını düşünüyorlarsa, o zaman namus tabirini kullanabilirlerdi. Çünkü kan gütme saikiyle öldürme de bir töre cinayetidir, o da törelerden kaynaklanır. Dolayısıyla töre farklı bir şeydir, namus adına cinayet işlenmesi farklı bir şeydir. Doğrudan doğruya kadın cinselliğini sınırlamaya yöneliktir, onun için namus kelimesinin kullanılması gerekirdi. Aldatıcı bir biçimde Avrupadakilere Biz namus cinayeti işini hallettik dediler. Doğru değil, halledilmiş değil. Defne Sarısoy: Peki tecavüze uğrayan kişi tecavüzcüsüyle evlendirildiği takdirde ceza indirimi sözkonusuydu, bu madde de değişti mi? Canan Arın: O ceza indirimi yok artık. Tecavüzcüyle evlenmeye zorlama hikayesi söz konusu değil. Türk Ceza Kanununun eksik olan ve yanlış olan maddelerinden bir tanesi de; gençler arasında 15-18 yaş arasındaki cinsel ilişkinin şikayet üzerine cezaya tabi tutulmasıdır. Şimdi bu dördüncü madde Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, 15 yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi şikayet üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır diyor. Şimdi Türkiye, Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamıştır. Cinsellik ve cinsel davranışlar çocuk haklarından bir tanesidir. 15 yaş ceza yaşıdır. Öyle bir çelişkiler ülkesinde yaşıyoruz ki, geçen gün gazetelerde eğer gördüyseniz, 13 yaşındaki bir erkek çocuğuna tecavüz sözkonusuydu, orada 13 yaşındaki çocuğun rızasından bahsedebildi. İnanılmaz bir şey. Türkiyedeki bugünkü Ceza Kanununda kabul edilen ceza yaşı 15tir. 15 yaşın altında çocuğun kendi açık rızası olsa bile, çocuğun rızasından bahsedilemez, bunda tecavüz vardır. Ve hafifletici sebep sayılamaz bu. |
||||||||
Onun yerine burada 15-18 yaşındaki iki çocuk arasındaki ilişki şikayete bağlı bir suç haline getiriliyor. Bu çocuk hakları sözleşmesinin de ihlalidir. Çünkü taraflar arasındaki yaş farkı 3 yaşı aşmışsa, yani 5 yaş, 10 yaş ise evet tecavüz vardır. Artık şikayet söz konusu olmaz, tecavüzden söz edebilirsiniz. Ama 15 yaşında bir kızla 16 yaşında bir erkek çocuğu serbest iradeyle cinselliği denemek istiyorlarsa, o zaman burada şikayete bağlı suçtan bahsedemezsiniz. Doğrudan doğruya bu onların hakkıdır ve onu da denemeye hakları vardır. Defne Sarısoy: Peki çalışma hayatıyla ilgili ne gibi kadınlar lehine ne gibi değişiklikler yapıldı? Canan Arın: Bir başka önemli değişiklik olarak Ceza Kanununda,, iş yerinde cinsel tacizden açıkça bahsedilmektedir. Ve özellikle eğer cinsel tacize maruz kalan kişi işinden olmuşsa, o zaman ceza ağırlaştırılmaktadır. |
|||||||||
|
Savcı veya yargıç karar verse de, kadın bedeni üzerinde bekaret testi yapılmasına karşı çıkıyorsa, bu testin yapılmaması gerekir. Yeni TCKnın büyük ayıplarından biri de budur.
|
Çünkü Avrupa hukuklarının çoğunda, iş yerlerinde cinsel tacizden bahsedilir ve çok ciddi önlemleri vardır, Amerikada ve Avrupada işverenler özel olarak bu konuda eğitilirler ve yanlarında çalışacak kişileri de eğitirler. Bir kadını bedeni dolayısıyla küçük düşürecek şekilde; kadının bulunduğu iş yerinde duvarlarda çıplak kadın resimleri bulundurmak veya kadının kıyafetiyle ilgili yorumlar yapmak veya açık saçık fıkralar anlatmak, bunlar hep cinsel taciz çerçevesinde değerlendirilen davranışlardır. Bunların çok iyi şekilde takip edilmesi ve işverenlere de öğretilmesi gerekir. İnsan hakları ihlali olan bir başka madde de; genital muayene adı altındaki bekaret testi meselesidir. Defne Sarısoy: Barbaros Çocuk Köyünde iki kız çocuğunun bu nedenle intihara teşebbüs ettiği yönündeki haberler daha çok yeni yer aldı basında. Canan Arın: Çok ciddi bir konu. Israrla üzerinde durdukları nokta; savcı ve yargıç kararının arandığı. Ama üzerinde bu işin yapılacağı kişinin rızası aranmıyor, onun da aranması gerekir. Savcı veya yargıç karar verebilir ama ben, bedenimin üzerinde böyle bir test yapılmasına karşı çıkıyorsam, bu testin yapılmaması gerekir. Çünkü burada tek irade, üzerinde o işlemin yapılacağı kişinin iradesidir. Dolayısıyla yeni Ceza Kanununun en büyük ayıplarından bir tanesi de budur. Ayrıca bir de cinsel tercih meselesi var, o da Ceza Kanununda yer almamıştır. İnsanları bu yüzden kınamak veya bu yüzden ayrımcılık yapmak da, insan hakları ihlallerinden bir tanesidir. Bunlar Ceza Kanununda olumlu şekilde değiştirilmesi gereken kısımlardır. |
||||||||
|
| ![]() Defne Sarısoy: Yine şiddet konusuna gelirsek, gerek aile içi, gerekse aynı çatı altında olup eş olmayan kadınların şiddete uğraması durumunda, nereye başvurabilirler? Sivil toplum kuruluşları ne ölçüde yardımcı olabiliyor? Canan Arın: Şimdi ben Morçatı Kadın Sığınağı Vakfının, KADERin, İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi kurucularındanım. Hukuksal destek açısından, bizim desteğimiz söz konusu olabilir. Medya aracılığıyla, özellikle Morçatı artık kurumsallaşmış ve çok yaygınlaşmıştır. Hukuki destek vermektedir. Yani hakları nelerdir, neler yapılabilir, bunlar anlatılabilmekte. Ama davaları Baronun Kadın Hakları Uygulama Merkezi aracılığıyla yürütülmekte. |
||||||||
|
Şiddet dendiği zaman, sadece fiziksel değil, kadına karşı ekonomik şiddet de Türkiyede çok yaygın. Aynı şekilde psikolojik ve sözel şiddet çok yaygın.
|
Oradan kendilerine bir avukat verilmekte, o avukat bu kadınların davalarını yürütmektedir. Kadın Hakları Uygulama Merkezinde çalışabilmek için avukatların da bir iç eğitimden geçmesi gerekiyor, özellikle şiddet ve kadın hakları konusunda. Bunun çok daha yaygınlaşması, özellikle şiddet konusunda hastane personelinin çok ciddi şekilde eğitilmesi gerekmektedir. Kendisine müracaat eden bir kadının şiddete maruz kaldığını fark eden hekim hiçbir şey söyleyememekte, çünkü kadın daha fazla dayaktan korktuğu için inkar ediyor. Ama İsveçte bunu fark eden hekim, derhal olayı ihbar edebiliyor ve duyurabiliyor. Türkiyede de bunun yapılması gerekiyor. Nitekim 4320 sayılı kanun, mağdurun doğrudan doğruya şikayeti veya üçüncü kişilerin ihbarıyla da harekete geçirilebilecek bir kanun. Ya da polis kendi çalışması sırasında, eğer bir şiddeti görmüş ve duymuşsa, savcı resen hareket edip 4320yi uygulamak zorundadır. Defne Sarısoy: Yani artık polisler, sokak ortasında kocası tarafından bıçaklanan bir kadını kenarda durup seyredemeyecekler.. Canan Arın: Hayır, etmemeleri gerekir. Aile meselesidir, ben karışmam diye birşey söz konusu değil. Aile kadınların öldürülmesi, dövülmesi, aşağılanması için kurulmuş bir kurum değildir. Aile eşitlik temeline dayanır, karşılıklı saygıyı öngörür. |
||||||||
|
Hala erkeklik dilde kadınlığa karşı bir üstünlük tavrı içinde, karı gibi davranma tabiri gibi. Televizyonlar bu köhne kültürü yeniden perçinler oldu.
|
Tabii bunun için manteliteyi değiştirmek gerekir. Hala erkeklik çok önemli bir olgu olarak görülüyor ve karı gibi davranma tabirini ne yazık ki kadınlar da kullanmakta. Televizyonlar bunu veriyor, yetiştiği ortam bunu veriyor, geldiği kültür bunu veriyor. Kendisinin kadın olduğunu unutup, kadınlığın aşağılık bir durum olduğunu ifade ettiğinin farkında bile değil kadın. Şiddet eğitiminin okullarda mutlaka ders olarak okutulması gerekiyor diye düşünüyorum. Şiddetten korunma yollarının, şiddetten uzak durma yollarının öğretilmesi gerekiyor. Özellikle hukuk, tıp fakülteleri, polis akademileri, jandarmanın hangi bölümü ilgileniyorsa, doğrudan doğruya kadına yönelik şiddet konusunda bir bilinç geliştirilmesi gerekiyor. Şiddet dendiği zaman, sadece fiziksel değil, ekonomik şiddet de söz konusu ki Türkiyede çok yaygın. Aynı şekilde psikolojik şiddet , sözel şiddet çok yaygın. Aile dediğimiz kurum içinde saygı, kadına karşı hemen hemen hiç kalmıyor. Defne Sarısoy: Büyük şehirlerdeki kadınlar, kanunların değiştiğinden veya haklarından haberdar olabiliyorlar ama daha küçük kentlerde ve özellikle kırsal kesimde, bu değişikliklerden kadınların haberi yok. Sivil toplum kuruluşlarının faaliyeti alanı bu bölgeleri de kapsıyor mu? Canan Arın: Örneğin ilk aklıma gelen, Vanda bir kadın derneği var, Türkiyenin her yerinde böyle kadın dernekleri kuruldu ve bunlar özel olarak kadınlara haklarını anlatmaktalar. Bazen hiç ummadığımız bir şekilde, mesela Erzurumdan yahut Adıyamandan bir kadın geliyor, benim televizyondan söylediklerimi bana tekrar ediyor. Dolayısıyla onlar da artık haklarının farkına varmaktalar ama tabii çok daha yaygınlaştırılması gerekiyor. Bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum: Bazı yerlerde yaşayan kadınlar Kürtçeden başka dil konuşmuyorlar. Ben Kürt şovenizmine tamamen karşı olan bir insanım, bunu peşinen söyleyeyim ama önemli olan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bu kadınlara anlayacakları dilde haklarını anlatmaktır. Onun için eğer o Kürtçe anlıyorsa Kürtçe, Çeçence anlıyorsa Çeçence, Rumca anlıyorsa Rumca, şiddete maruz kaldıkları takdirde neler yapacaklarını, haklarının neler olduğunu, bu hakları nasıl kullanabileceklerini anlatmak gerekiyor. Devlet Türkçe öğretemediyse, bunları yapması gerekiyor, çünkü önemli olan insan hayatının korunmasıdır diye düşünüyorum. Defne Sarısoy: Peki sivil toplum örgütlerinin kadınlara yönelik daha etkin çalışabilmesi için neler yapılması gerekiyor? Canan Arın: 1980lerde biz ikinci kadın hareketine başladığımız zaman, bahsedilmeyen pekçok şey artık kanunlarda yerini almaya başladı. Bugün geldiğimiz nokta, kadın hareketleri açısından büyük başarıdır. Ama hala çok fazla eksiğimiz var. Bağımsız sığınaklar desteklenmemektedir, onların mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. |
||||||||
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı parası olmadığı için sığınağını işletememektedir. Devletin bağımsız olan sığınakları da, mutlaka mali açıdan desteklenmesi gerekmektedir. Hiçbir ödenek ayrılmadığı gibi, yurtdışından gelen yardımlar da devlet eliyle kendilerine yakın kişilere dağıtılmakta veya naylon sivil toplum kuruluşları kurulmaktadır. Bu paralar oralara aktarılmaktadır. Ayrıca sivil toplum kuruluşları, doğrudan doğruya devletin sorumluluğunda ve yükümlülüğünde olan işleri yapmaktadır. Devlet bizim emeğimizi sömürerek, bizim sırtımızdan kendisinin yapması gereken hizmetleri yerine getirmekte, bunun yanında bu işi yapan vakıf veya derneklere en ufak bir katkıda bile bulunmamaktadır. Tamam biz gönüllü emeğimizi veriyoruz ama sömürünün de bir sınırı vardır. Ben 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. Bugün Mecliste avukat veya hakim olup da, 35 yılını inandığı bir konuya vakfeden kaç kişi var? Dolayısıyla bu bizim emeğimizin sömürülmesidir. Hiç değilse, bizim çalıştığımız kuruluşlara mali destek vererek hizmetimizi daha geniş kitlelere ulaştırma olanağının bize sağlanması gerektiğini düşünüyorum. | |||||||||
Kadın namlunun ucunda Yaşam hakkı çalınan kadınlar Kadınlar, şiddetten yakınıyor Kadın yönetici istenmiyor |
|||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||