İSTANBUL - Hepsi kördü, hepsi suçluydu: zorbaları alkışlayan onlardı, kötüleri el üstünde tutan, göklere çıkaran onlardı; iyileri, zayıfları, iyiliği, zayıflığı sinekler gibi ezen onlardı. Bu dünyayı onlar bu hâle getirmişlerdi. Belki de hepsi Emeldi. Hiç değilse Emeldendi hepsi de, hepsi de Emelin çirkin bir gölgesiydi. [Tahsin Yücel]
 | |
THOMAS PENMANIN TUHAF HATIRALARI Bruce Robinson
Thomas Penmanın Tuhaf Hatıraları, senarist ve oyuncu olarak tanınan Bruce Robinsonın (Withnail and I, The Killing Fields, Jennifer 8, Return to Paradise, Still Crazy) ilk romanı. Yazarın hikaye anlatmadaki yeteneği, kitabı bir ilk romandan beklenmeyecek ustalığa eriştirmiş. Robinson, Ölüm Tarlaları - The Killing Fields filmi ile senaryo dalında Oscar adayı olmuştu. Otobiyografik ögelerin çok baskın olduğu bu eser, on dört yaşındaki Thomasın büyüme hikayesini anlatıyor. Olaylar 1950lerin sonlarında, güneydoğu İngilterede (Thomas Penmanın hayran olduğu ve izinden gitmek istediği Charles Dickensın yaşadığı yerlerde) geçiyor. Thomas, birbirleriyle ancak köpek pisliği üzerinden iletişim kurabilen bir anne ve babanın, 1. Dünya Savaşı sırasında öldükten sonra yaralarını temizleyen kurtçuklar sayesinde hayata geri döndüğüne inanan ve bütün zamanını pornografi koleksiyonuna ayıran Mors operatörü bir büyükbabanın, umursamaz bir büyükannenin, aklı beş karış havada bir ablanın ve üç köpeğin yaşadığı bir evde, bir yandan patlayıcılar üretip bir yandan da büyükbabasının koleksiyonuna ulaşmanın yollarını arayarak normal bir hayat sürerken karşısına ailesi hakkında bambaşka sırlar çıkıyor. Bir yanda büyük aşkı ve gündelik hayatın sorunlarıyla boğuşan Thomas, bir yandan da bu sırları da çözmeye çalışıyor. Gönülçelenden [Çavdar Tarlasında Çocuklar] sonra büyüme sancıları hiç bu kadar eğlenceli ve dokunaklı anlatılmamıştı.
Phoenix Yayınevi, 242 sf. Çeviren: Betül Kadıoğlu Tür: Roman
 | |
LEONARDO DA VINCI Serge Bramly
Karanlıkta kalmış bir yaşamın gerçek sırları... Dünyaca ünlü ressam, heykeltıraş ve bilim adamı Leonardo da Vinci, çok azı günümüze kalabilmiş büyüleyici eserleriyle çağlar boyunca adından söz ettirmeyi başarmış büyük bir sanatçı. Zamana böylesine kafa tutan bu kahramanın, eserlerinin ve yaşamının karanlıkta kalan yanları her daim sanatseverlerin, tarihçilerin ve araştırmacıların ilgisini çekmeye devam ediyor. İtalyan tarihi ve sanatı uzmanı Serge Bramly, kaleme aldığı bu biyografiyle Leonardonun hayatını bütün detaylarıyla adım adım izliyor. Zorlu ve titiz bir araştırmanın ürünü olan kitap, sanatçının çağdaşlarıyla ve yaşadığı dönemin olaylarıyla ilişkilerini açığa çıkararak, okura şaşırtıcı yorumlarla bezeli özgün ve gerçeğe olabildiğince yakın bir sanatçı portresi sunuyor.
Serge Bramly Denemeci, romancı ve sanat tarihi uzmanı Serge Bramlyyi daha önce ülkemizde yayımlanan ve toplatılan Yatak Odasında Terör adlı romanından hatırlıyoruz. 1988de kaleme aldığı Leonardo da Vinci biyografisi ona ertesi yıl Vasari ödülünü kazandırdı. Önemli romanlarından Madam Satane 1992de yayımlandı. Ragots, Inri, LItinéraire du Fou, Terre Sacrée yazarın diğer kitapları.
Agora Kitaplığı, 428 sf. + 16 sf. resim = 444 sf. Çeviren: Asena Sarvan - Can Utku Dizi: Biyografi -2 Tür: Biyografi
 | |
KENYA-GİRİT-İSTANBUL Köle kıyısından insan biyografileri Mustafa Olpak
Benim dedem ninem köleydi. İki teyzem ise uzun yıllar başka tür köleydi. Benim çocukluğum birinci kuşak olan dedem ve ninem ile yaşayarak geçti. İkinci kuşak olan annem ve teyzemleri kaybettikten on yıl sonra üçüncü kuşak olan ben, anne tarafının birinci kuşak, ikinci kuşak ve üçüncü kuşak olan bizlerin özgeçmişlerini yazmaya çalıştım. Osmanlı köle ticareti toplumun yabancı olduğu bir konu. Bence bunun bir nedeni de ülkemizdeki zenci nüfusun kendi anlatımlarının olmaması. Ben kendi atalarımın (anne tarafı) ırkımızı zorla ana yurtlarından koparılıp, başka yurtlardaki zorlu yaşam mücadelelerini yazmak ile vefa borcumu bir şekilde ödemeye çalışıyorum. Bu çalışmalarım toplumun geçmişi ile yüzleşmesinde ışık tutmasını dilerim. [Mustafa Olpak]
Bir zamanlar, Afrika kıyılarında yaşayan savunmasız yerliler, köle tacirleri tarafından kaçırılıp, gemilerle uzun bir yolculuğun ardından, zengin beyazlara hizmetçi-köle olarak satılırlardı. Bu kitaba konu olan öyküdeki aile de, 1800lü yılların ikinci yarısında, Kenyadan, Köle Kıyısı denilen bölgeye yakın, küçük bir köyden kaçırılmış. Özgür doğan bu insanlar artık birer köleydi. Tekrar özgür kalmaları ise hiç kolay olmayacak, kölelikten özgürlüğe giden süreçte yaşadıkları, tüm hayatlarını alt üst edecekti. Kitapta, Kenyada başlayıp, Girit ve İstanbulda kuşaklar boyu süren, maceralı ve dramatik bir öykü bulacaksınız ...
Ozan Yayıncılık, 183 sf. Tür: Biyografi / Tarih
 | |
EMEK Kaybolma Yolunda Bir Değer mi? Dominique Méda
Çalışma, hem söylemde hem gerçeklikte, ulus için ürün zenginliğini artırma, birey için gelir sağlama, kapitalist sınıf için de kâr etme yolu oldu hep. Maddeyi insanın kullanabileceği ürünler haline getirmenin, doğayı dönüştürmenin, dünyayı insanlaştırmanın aracı olmanın yanında, emek, bireyi topluma bağlayan en önemli unsurlardan biridir. Dominique Méda, çalışmanın hakikaten insanın özüne dair bir şey olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Médaya göre, aslında tarihsel olarak çalışma toplumsal hayata bu kadar hükmeden bir olgu değildi. Ekonomik düşüncenin ön plana çıktığı 19. yüzyıldan itibaren insanlar üzerindeki etkisi giderek arttı. Peki, çalışma gerçekten toplum ve birey için vazgeçilmez bir yaşam biçimi midir? Sosyalleşmek ve kendini gerçekleştirmek için insanın uymak zorunda olduğu tek faaliyet midir? Bu soruları yanıtlarken, aletlerin insan gücünün yerini alması, hizmet sektörünün gelişmesi, şirketlerin doğaya karşı sorumluluğu, her bireyin gelir sahibi olabilmesi gibi, emek ve çalışmayla ilgili birçok başka konuya da açıklık getiriyor.
İletişim Yayınları, 320 sf. Dizi: Araştırma/İnceleme -176 Çeviren: Işık Ergüden
 | |
PEYGAMBER ÇİÇEĞİ Mustafa Balel
Alevi kökenli gelinine karşı nefret dolu öfke yumağı bir büyükanne; dayakkçı, sarhoş bir baba; ezilmişliğini çaresizliğini çocuklarını döverek bastırmaya çalışan bir anne... Sonraları, genelevde edinilen dostlar, bir başka deyişle Çiçek Pazarının öteki çiçekleri... Mustafa Balel, Peygamber Çiçeğinde kurmuyor, anlatıyor. İçten, yalıon, duygu yüklü bir üslupla, gördüklerini, hepimizin gördüğü, tanık olduğu yaşanmışlıkları taşıyor romanına. Kırıp dökmeden, bozmadan, olduğu gibi, ama incelikle işleyerek, özenle dokuyarak... Peygamber Çiçeğinin çok çocuklu, yoksul bir aileden geneleve uzanan yaşamını duyarlıkla aktarırken çocukluk ve gençlik yıllarının Sivasına bir ayna tutarak sınıfsal ve etnik ayrımları, yoksulluk ve bilgisizliğin, uçlarda yaşayan bu insanların hayatlarında açtığı onulmaz yaraları da irdeliyor. Balel, keskin gözlem yeteneği ve güçlü tasvirleriyle hayat verdiği karakterler ve günlük yaşamdan kesitlerle donattığı olay örgüsünü kullanarak bireysel aracılığıyla toplumsalı sorguluyor Peygamber Çiçeğinde. Balelin sımsıcak anlatımıyla bir döneme, çarpık değer yargılarına ve yiten bireylere yakılan bir ağıt.
Dünya Kitapları, 278 sf. Dizi: Roman -10 Tür: Roman
 | |
Nizami İsmaili Devletinin Kurucusu
HASAN SABBAH VE ALAMUT (Öğretisi, Tarihi, Felsefesi) İsmail Kaygusuz
Hasan Sabbahın (1032-1124) özgürlükçü, barışçıl, eşitlik ve paylaşımcılık temelleri üzerine kurduğu Alamut Devleti, 167 yıl hüküm sürmüştü. Alamut, Pamirden güneydoğu Akdeniz kıyılarına ve Filistine kadar uzanan geniş Ortadoğu coğrafyası içinde, 300e ulaştığı bilinen Baş Dailerin yönetiminde ortaklaşa çalışarak, aynı kazandan yenilen, özel mülkiyetin olmadığı kale yerleşim birimleri Darül Hicarlardan (Göçmenevleri, Göçmenler yurdu) oluşan bir devletti. Hasan Sabbah, düşmanlarının iddia ettiği gibi kale devletinde, ne katiller (assasins) ve suikastçılar yetiştirmiş ne de uyuşturucu cenneti yaratmıştı. Hasan Sabbah esasen tarihi belgelerde savaştan kaçınan bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat düşmanlarının (Sünnî Bağdat Halifeleri, Selçuklu Sultanları, Haçlılar, Moğollar) sayıca üstün oluşları, onu Alamutta savunma amaçlı bir gerilla yaratma fikrine götürmüştür. Hasan Sabbahın seçkin savaşçılarından oluşan bir silahlı birlik (Fedain) yetiştirdiği anlaşılıyor. Bu Fedailer iddiaların aksine, yalnızca bölge halklarına zulmeden baskıcı yöneticilere suikastlar düzenlemişlerdi. Hasan Sabbah ve Alamut, geleceğe bakarken üzerinde daha çok düşünmemiz gereken bir tarihin adı...
Tarih ezberimizi bozan bir kitap: İntihar saldırıları gündeme geldiğinde bir isim anılmadan edilemez; Hasan Sabbah. 11 Eylül sonrasında Türkiye ve başka ülkelerde yapılan intihar saldırıları sonrasında köşe yazarları yazılarında hep ondan ve fedailerinden bahsettiler. Hasan Sabbah onu tanımayanların gözünde caniler yetiştiren ve bunları haşhaş ile kandırıp sahte cennet vaadiyle saldırılar düzenleten bir katile çevrildi. Benim Batınilerle ilgili hatırladığım ilk şey lise tarih kitabında geçen tanımlama, kitaba göre onlar uyuşturucu içip Selçuklu Devletinin görevlilerine saldıran sapık bir zümredir. Seneler sonra kitapta bahsedilen sapık zümrenin Hasan Sabbahın yönettiği Alamutta yaşayan İsmaililer olduğunu öğrendim. Bu konu ile ilgili birkaç roman ve araştırma okudum ve ezberim bozuldu, bir daha düzelmemecesine. Konu ile ilgili olarak son çıkan kitap Su Yayınları tarafından yayınlanan İsmail Kaygusuzun araştırması; Hasan Sabbah ve Alamut. Kitap merak edilen ve şimdiye kadar değinilmeyen birçok noktaya ışık tutuyor. Alamut ve Hasan Sabbah ile ilgili şimdiye kadar çıkmış en kapsamlı Türkçe eser denilebilecek olan çalışmada sadece tarihsel bilgiler değil, Hasan Sabbahın felsefesi düşünceleri de yer alıyor. İsmaililer hakkındaki çok çeşitli iddialar vardır bunlardan en ünlü olanı; kendini kurban eden savaşçılar olan fedailerin özelliğidir; onların hançerleriyle terörizmi yaydıkları ileri sürülmektedir ve Haçlılar döneminin Batılı otoriteleri tarafından Suikastçılar / katiller (Assassins) diye adlandırılmışlardır. İsmaililer üzerine ciddi araştırmaları bulunan tarihçi W. İvanow fedailer için şöyle diyor; doğru bir görüş açısıyla fedailik, savaş gerillasının yerel bir biçimiydi..., bazı bilgisiz, fakat iddalı bilim adamları tarafından yapıldığı gibi, fedailik (kavramı) içinde Nizari İsmaili öğretisinin en tanınmış organik özelliğini görmek, kesinlikle namussuzca bir aptallık olacaktır. Bernard Lewis ise Katiller (The Assassins) adlı eserinde fedailer için şunları yazmaktadır: Hasan, yeni bir yöntemle disipline edimiş ve kendini adamış; karşı konulmaz derecede üstün orduyla etkili biçimde çarpışabilen bir küçük kuvvet kurdu. Sabbahın fedaileri, bir düzensiz savaşçılar (gerilla) birliğidir . O günlerde böyle bir yöntem tanınmadığı için, Batılı kaynaklarda verilen kötü isim Assassins (suikastçılar, katiller) ile İsmailliler herkese yanlış tanıtıldı. Bununla birlikte çağımızda gerillacılık, kimilerince terörizm, kimileri içinse özgürlük savaşının bir yöntemi olarak görülüyorsa da sıradan sayılabilecek bir yol olarak kendini kabul ettirmiştir. Bir ölüm makinesi yaratan kişi olarak tanıtılan Hasan Sabbah savaştan hep nefret etti ve kendisini barıştan uzaklaştıracak ve sakin-münzevi yaşamını bozacak karışıklıklardan kaçındı. Gereksiz yere kan dökülmesine her zaman karşıydı. Fakat düşmanları onu hep savaşın içine çektiler; ancak böyle onu öldürüp kalesini ele geçirip ve kendi güçlerini göstereceklerini ve sultanlıklarını yeniden zalimce sürdürebileceklerini düşünüyorlardı. Hasan Sabbah, İsmaili inanışına ve görüşünü benimseyenleri ortadan kaldırmaya çalışan ve bunun için zalimce saldıran yöneticileri öldürtüp kendi insanlarını öldürülmekten kurtardı. Hasan Sabbahı merak edenler ve araştırmacılar için değerli bir kaynak kitap daha raflarda yerini aldı. Tarih konusunda ezberini bozup resmi tarihten kopmak isteyenler; müjde!.. [Savaş Çoban]
Su Yayınları, 352 sf. Tür: Tarih
 | |
4ÜN KURALI Ian Caldwell & Dustin Thomason
Princeton Üniversitesinin kampüsünde geçen Dördün Kuralı (The Rule of Four), 15. yüzyılda yazılmış Hypnerotomachianın etrafında kurgulanan edebi bir gerilim romanı; çocukluklarından bu yana çok iyi iki arkadaş olan Ian Caldwell ve Dustin Thomason oldukça etkileyici bir roman ile okurun karşısına çıkıyorlar. Ustaca kaleme alınan romanın anagramlar (harf sırası değiştirilerek bulunan kelime), akrostiş, deşifreler Latince, Yunanca, İtalyanca, İbranice, Arapça ile eski Mısır hiyerogliflerinin karşımıyla yazılmış olması kurguyu ilginç kılan faktörlerden bir kaçı. Dördün Kuralı, bilmece çözümü ile gerilim mekaniği arasında bir denge oluşturuyor. Kitabın karakterleri Tom ve Paul, Hypnerotomachiaya bir okul çocuğu sadakati ile bağlıdırlar. Çünkü, 1499 yılında yayınlandığından bu yana bilim adamlarını şaşkına çeviren ünlü kitap Hypnerotomachianın gizemini çözmelerine ramak kalmıştır. Dördün Kuralında en göze çarpan şey Caldwell ile Thomasonun orijinal buluşudur; yazarlar bir düş alegorisi yaratarak teorinin ne anlama geldiğini açıklarlar. Hypnerotomachia Poliphili bir çok bakımdan kolay tanımlanamaz; 1499 yılında yayımlanan kitap pastoral romantik bir aşkı dile getiriyor. Bu gelenek yüzyıllar önce dünyaca ünlü büyük usta, Giovanni Bocaccio ile doruğa ulaşmış ve Filiostrato (1333), Teseida (1339 - 1440), Mnin Fale Fiesolana (1340) ve Amorosa Visione (1342) ile devam etmiştir. Kitap, bir Anakronizm (bir olayın tarihi veya çağıyla ilgili yanılma) olmasına rağmen aşk hayalini asla bozmuyor. O zamanın üslubuna göre geleneksel prototip karakterleri bir araya getiriyor.
Princeton Üniversitesinin son sınıf öğrencileri Tom Sullivan ve Paul Harris tezlerini bitirmeye uğraşmaktadırlar. Tom için yaptığı araştırma ailesinin geçmişi ile bağlantılıdır ama sevdiği kadınla arasında büyük bir engeldir. Paul için ise araştırma bir yaşam nedeni olmuştur. Tezlerinin teslim günü hızla yaklaşmakta olan iki arkadaş, uzun süredir kayıp olan ipucu yüzünden araştırmalarını ertelerler. Birlikte araştırma yaptıkları arkadaşları cinayete kurban gidince Tom ve Paul, Hypnerotomachianın sırlarına sadece kendilerinin göz atmadıklarını anlarlar. İki arkadaş kitabın özündeki şifreleri, gizleri, dikkatle incelerlerken birdenbire eseri başka bir ışık altında görmeye başlarlar
Kitap yalnızca inanç, erotizm ve bilgiçlik taslamakla ilgili değildir. Aynı zamanda garip şifrelerle bezenmiş, içinden çıkılması zor bir matematik labirentidir. Tom ve Paul, meslekleri, arkadaşlıkları ve aileleri parçalayıp yok eden, kitabın son bilmecesini deşifre etmeye yaklaşırlarken, kendi hayatlarını da tehlikeye attıklarını fark ederler. Çünkü bildikleri nedeniyle bir insan öldürülmüştür. Onlar ise çok daha fazlasını bilmektedir.
Hypnerotomachia Hypnerotomachia, telaffuzu zor adı, anlaşılması zor metni ve kimliği doğru dürüst bilinmeyen yazarı ile bu güne dek yazılmış en esaslı, en şaşırtıcı ve büyüleyici kitaplardan biri... 1499 yılında yayımlandığı günden beri mimari, bahçe mimarisi ve düzenlenmesi, mühendislik, resim ve heykel sanatı hakkında derin bilgilerle donatılmış olması okuru şaşkına çeviriyor. Romanın kahramanı Poliphilo, sevgilisi Poliayı (Yunanca bir çok şey demektir) ararken karşılaştığını olağanüstü olayları dile getirirken kısmen kurgu, kısmen bilimsel inceleme ve her şeye özellikle de mimari yapılara karşı duyduğu erotik heyecandan söz eder. Kitap ayrıca kadınların kendi cinselliklerini, Erosun üstünlüğünü, güzellik ve bilgiyi, savaş ve saldırganlığı savunan politik bir manifestodur. Hypnerotomachia Poliphili bir çok bakımdan kolay tanımlanamaz; 1499 yılında yayımlanan kitap pastoral romantik bir aşkı dile getiriyor. Bu gelenek yüzyıllar önce dünyaca ünlü büyük usta, Giovanni Bocaccio ile doruğa ulaşmış ve Filiostrato (1333), Teseida (1339 - 1440), Mnin Fale Fiesolana (1340) ve Amorosa Visione (1342) ile devam etmiştir. Kitap, bir Anakronizm (bir olayın tarihi veya çağıyla ilgili yanılma) olmasına rağmen aşk hayalini asla bozmuyor. O zamanın uslübuna göre geleneksel prototip karekterleri bir araya getiriyor: Kara sevdaya tutulmuş bir erkek kahraman, onun aşkına karşılık vermeyen bir kadın kahraman ve onlara eşlik eden birçok karakter... Su perileri, deniz kızları, satirler, ilahlar, ilaheler ve yarı ilahlar aşıklar bir araya geldikçe etraflarında dans edip şarkı söyleyerek, fırsat bulduklarında aşıklara akıl vererek onlara neşeli bir ortam yaratıyorlar.
Altın Kitaplar, 463 sf. Çeviren: Pınar Öcal Tür: Roman
 | |
Timurun Vaha Kenti: Bir İmparatorluğun ve Bir Rönesansın Kalbi
SEMERKAND 1400-1500 Derleyen: Vincent Fourniau
Tarihin ana ırmağı büyük şehirlerin vadisinden akar. Bu akışın uygarlık dediğimiz birikimleriyle örülen büyük şehirlerin çevre ve hayat dokusunda dünyanın, insanlık durumlarının her değişimi bir öncekiyle örtüşür ve bize bir tarih içinde, onunla birlikte oluştuğumuzu anlatır. Bunlar, birleşerek varoluş maceramızı oluşturan ayrı anlatılardır, büyük şehirlerin kimliğidir. Büyük şehirler, akışın yer değiştirdiği ya da kabardığı anlarda tıpkı canlı bir varlık, hattâ insanın kendi gibi zaman ve tarihle olan ilişkilerini yeniden kurabilmek için mücadele ederler. Bu, sarsıntıların, altüst oluşların yeni bileşimlerle yüklü olduğu bir geçiş dönemidir. Şehirlere bu sürecin aynasında bakmak, hayatlarının en önemli kesitinde onlara yaklaşmak, sadece tarihe daha yakından tanıklık etmek değil, bir kutlama, bir felâket ya da veda anında bir dostun yanında olmaktır. Bu dizide böyle bir ilgi ve yakınlığı çoktan hak etmiş olan şehirlerin hikâyeleri yeralıyor. Türk-İslâm medeniyetiyle parlayan ve ışığıyla tüm dünyayı aydınlatan bir kenttir Semerkand. İpek Yolunun öyle önemli bir kavşağında kurulmuştur ki, heybetli tüccarların, dervişlerin, gezginlerin uğramadan geçemedikleri yerlerden biri olmuştur. Timur, Semerkandı imparatorluğunun başkenti yaptıktan sonra, şehri görkemli mimarî yapılarla donatır. Bu nedenle, 14. ve 15. yüzyıllar Semerkandın altın dönemi olarak kabul edilir. Hassas dengeler üzerine kurulmuş bir imparatorluğun merkezindeki bu şehirde gelişen sanat ve bilim dünyası, döneme Timur İmparatorluğunun rönesansı olarak damgasını vurur. Kitap, bu gizemli şehrin sokaklarında size rehberlik ederken, Timurun ilginç hayatı eşliğinde, dünyanın en önemli imparatorluğunun tarihine de tanıklık edeceksiniz.
İletişim Yayınları, 212 sf. Çeviren: Ali Berktay Dizi: Dünya Şehirleri -8
 | |
LATİFE VE FİKRİYE - İki Aşk Arasında ATATÜRK - İsmet Bozdağ
ATATÜRKün Başyaveri Salih Bozok Anlatıyor: Mustafa Kemal Paşanın en yakın arkadaşlarından biri, başyaveri Salih Bozokun hiçbir yerde yayımlanmamış anıları ve onun gözünden Atatürkün özel hayatından bilinmeyen kesitler... Atatürke tapan iki kadın... Fikriye ve Latife Hanımların Atatürkün hayatındaki yerleri ve seyirleri... Biri, Kurtuluş Savaşı öncesinden beri onunla olan Fikriye Hanım, diğeri İzmir yangını sebebiyle Paşayla tanışan ve yeni bir yangına tutulan Latife Hanım... Fikriye-Makbule Hanım çatışması... Latife Hanımdan Atatürke gönderilen mektuplar... Latife Hanımın evlilikle değişen mizacı... Fikriye Hanımın Avrupadan zamansız dönüşü, Latife Hanımla tanışması, Çankayaya alınmamasıyla birlikte acı intiharı... Atatürkün özel hayatının anlatıldığı ve onun bilmediğimiz yönlerinin çarpıcı bir şekilde dile getirildiği bir kitap... Truva Yayınları, 187 sf. Tür: Anı / Tarih
 | |
MUTFAK ÇIKMAZI Tahsin Yücel
Tahsin Yücelin 1960 yılında basımı yapılan ilk romanı Mutfak Çıkmazı, Can Yayınları tarafından tekrar basıldı. Mutfak Çıkmazı rayından çıkan ve saplantıya dönüşen bir tutkuyu anlatıyor.
Bir zamanlar kasabanın en zengini olan Divitoğlu ailesi, yoksul düşmesine karşın kasaba halkından hâlâ büyük saygı görmektedir. Geçmişte devlet içinde devlet olan ailenin son umudu İlyas, Cumhuriyetin ilk yargıtayında üye olan dedesinin izinden gitmeye güdülenmiş, ailenin zar zor denkleştirdiği parayla İstanbulda hukuk okumaktadır. Bu sırada Emele aşık olur, evlenme teklif eder, reddedilir ve içindeki tutkunun yönünü değiştirir. Tam olarak ne istediğini bilmeyen ama tutkusuna da gem vuramayan gencin yeni takıntısı, onu hukuk kitaplarını satmaya kadar götürecektir...
Tahsin Yücelin son romanlarına aşina okurlar için apayrı bir deneyim Mutfak Çıkmazını okumak. Yazarın ilk romanıyla eriştiği yetkinliğe hayran kalmamak imkansız.
Hepsi kördü, hepsi suçluydu: zorbaları alkışlayan onlardı, kötüleri el üstünde tutan, göklere çıkaran onlardı; iyileri, zayıfları, iyiliği, zayıflığı sinekler gibi ezen onlardı. Bu dünyayı onlar bu hale getirmişlerdi. Belki de hepsi Emeldi. Hiç değilse Emeldendi hepsi de, hepsi de Emelin çirkin bir gölgesiydi.
Her şey bir tutku nesnesi olabilir. Yemek yapmak bile. Ne olursa olsun. Mutfak Çıkmazının kahramanı Divitoğlunun yaşamını bu tutku altüst eder. Gittikçe zorlaşan yoksul öğrenci yaşamının yükünü hafifletmek için girişir bu işe. Ancak, bir kez başladıktan sonra, birbirinden güzel, birbirinden özgün yemekler yapma tutkusu, öğrenimini de, sevgilisini de, ailesini de, adına yaraşır bir yargıç olma hayalini de unutturuverir, yaşamını benzerine az rastlanır bir tragedyaya dönüştürür. Hepsi bu mu? Hayır. Bu kısa romanı okurken, bir yandan da korkunç bir yokluk ve baskı döneminin yansımalarına, bir yandan da genç bir yazarın arayışlarına tanık oluruz. Tahsin Yücelin yıllar sonra Vatandaşta, Peygamberin Son Beş Gününde, Yalanda ve Kumru ile Kumruda da sürecek olan arayışlarına...
Can Yayınları, 154 sf. Dizi: Türk yazarları Tür: Roman
 | |
HAÇLILAR KİMLERDİ? Jonathan Riley-Smith
Kırk yıllık araştırma kariyerim boyunca haçlı seferlerini ve ifade ettikleri fikirleri anlamaya çalıştım ve bu sırada geçmişte yaşamış kadın ve erkeklerin nasıl düşündüğünü tam olarak asla anlayamayacağımızı gördüm. Haçlıları oldukları gibi kabul edip, bir yargıda bulunmamayı seçtim. [Jonathan Riley-Smith]
J.R. Smith, bu kitabında Haçlılar ve Haçlı Seferlerinin tarihine sadece bir tarihçinin değil aynı zamanda bir antropologun gözünden de bakmakta. Son derece objektif ve duygusallıktan arındırılarak hazırlanan bu kitap, bize Haçlı Seferlerini, seferlere katılan insanları (kadın, erkek, çocuk), onların kuşaklar boyunca hangi düşünceler altında böylesine yüzyıllarca devam edecek olan bir hareketin içinde yer almaya ikna edildiklerini, büyük bir ustalık ve sükunet içinde anlatır. Bunu yaparken, okuyucuyu ne bu hareketin devasalığının dehşetinin içine çeker, ne de dışında bırakır.
Bileşim Yayınevi, 126 sf. Çeviren: Berna Kılınçer Dizi: Düşünce -2 / Tarih -2 Tür: Avrupa Tarihi
 | |
SEVDİKLERİM Siri Hustvedt
Olağanüstü kurgusu ve akıcı diliyle elinizden düşüremeyeceğiniz bir roman Sevdiklerim. Siri Hustvedt aşkı, dostluğu, acıyı, ihaneti yalın bir dil ve başarılı bir kurguyla anlatmış.
1975 yılında, sanat tarihçisi Leo Hertzberg, New York galerilerinden birinde tanınmamış bir ressam tarafından yapılmış olağanüstü bir resim keşfeder. Yapıtı satın alır, tabloyu yapan ressam Bill Wechsleri bulur ve iki adam, yaşam boyu sürecek bir dostluğa adım atarlar. Leonun 25 yıla yayılan öyküsü, kendi ailesiyle Billin ailesi arasında - oğullarının doğumu, Billin ilk evliliğinin çöküşü ve ikincisinin mutlu yılları, iki ailenin SoHoda aynı apartmanda yaşadıkları ve yazları Vermontta aynı evi paylaştıkları dönemler boyunca - gelişen ilişkinin izini sürüyor. Ama kendileri ve eşleri arasındaki bağlar, önce trajediyle, sonra yavaş yavaş ama aşındırarak yüzeye çıkan korkunç bir ikiyüzlülükle zedeleniyor.
Sevdiklerim, içten anlatımı ve içeriğinin göz kamaştırıcılığıyla, giderek tırmanan tehdit duygusunu, olağanüstü bir titizlikle gözlemlenmiş bir ressam portresiyle ve özellikle ana-babalık, evlilik, cinsellik ve kardeşlik ilişkileriyle harmanlıyor. İç dünyalardan dış dünyalara, özelin derinliklerinden aleniye, akıl hastalıklarından toplumsal hastalıklara doğru hiç durmadan hareket ederek aşk, kayıp, ihanet ve günümüz dünyasının anlamını irdelemek üzerine etkileyici bir inceleme. Kitabın ilginç bir özelliği de, Siri Hustvedt - Paul Auster çiftinin yaşamlarındaki olaylarla paralellik taşıması.
Siri Hustvedt (yazar) Norveç asıllı yazar Siri Hustvedt 1955 yılında Minnesotanın Northfield kasabasında doğdu,1978de Columbia Üniversitesinde 19.yüzyıl romanı konusunda doktora öğrenimi yapmak üzere New Yorka geldi. Yazarlığa şiir alanında başlayan Hustvedt, 1982de bir şiir kitabı yayınladıysa da, yazın yaşamını roman ve film senaryolarıyla sürdürdü. Kimi eleştirmenler, 1982 yılından bu yana Paul Auster ile evli olan Hustvedtin, özellikle kişinin kimlik arayışını irdeleyen yapıtlarında eşi ile paralel görüşleri dile getirdiğine değindiler. Bunun üzerine Hustvedt, Eğer çağdaş roman bir şehir ise, Paul ve ben aynı mahallede oturuyor olabiliriz, ama aynı evde değil, diyerek onları yanıtladı. Hustvedtin ilk romanı The Blindfold (Göz Bağının Ardında - Can Yayınları) 1990 yılında yayınlandı. Bunu,The Enchantment of Lily Dahl (Lily Dahlin Büyülenmesi) adlı ikinci romanı izledi. Sevdiklerim (What I Loved) yazarın üçüncü romanı. 20. yüzyıl kadınının ruhsal yapısını ve deneyimlerini başarıyla dile getiren bir yazar olarak tanımlanan Siri Hustvedt, senaryo çalışmalarını da 20. Uluslararası İstanbul Film Festivalinde de gösterilen Büyücü Kadınların Odası ve bir grup çalışması olan Dünyanın Merkezi ile sürdürdü.
Can Yayınları, 440 sf. Çeviren: Ufuk Boran Kaptan Dizi: Çağdaş Dünya Yazarları Tür: Roman
> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |