Haftanın kitapları - Ocak 2005/4
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Haftanın kitapları - Ocak 2005/4
Agora Kitaplığı, T.İş Bankası Kültür Yayınları, Literatür, Güncel Yayıncılık, Timaş Yayınları, Altın Kitaplar, Sel Yayıncılık, Norgunk Yayınları, Can Yayınları ve Dünya Kitapları’ndan özenle seçilmiş yayınlar, bu haftanın kitaplarını oluşturuyor.

NTV-MSNBC
Güncelleme: 00:48 TSİ 03 Nisan 2006 Pazartesi

İSTANBUL - “... Matruşka bebekler -biten ve başlayan kurgular / doğan ve doğmayan kahramanlar- açılıyor ve en sonunda kala kala ben kalıyorum. Zula, aslında bir anlamda benim... Çünkü, benim içimde binlerce doğmamış kahraman var...” [Mine Artu]



HÜMANİZM VE DEMOKRATİK ELEŞTİRİ
Edward Said

Hümanizm eleştiri ve özeleştiridir...
“Hümanizm, tüm sınıf ve kökenlere açıktır; Hümanizm, demokratik bir akımdır; ayrıca hümanizm, bir ifşaat, keşif, özeleştiri ve kurtuluş sürecidir. Hatta hümanizm eleştiridir ve bu eleştiri, gücü ile etkisini, demokratik seküler ve açık karakterinden alır. Hümanizmin özü, insanın tarihini, istisnasız hepimiz açısından kesintisiz bir kendini anlama ve kendini gerçekleştirme çabasında yatar. Onun için hümanistlerin çıkış noktası dildir. Onun için okur olmak, hümanizmin temel özellikleri arasında yeralır ve yine aynı sebeple, yazar-entelektüeller, durum tanımı yapmanın yanında, olayların gidişatına etkin müdahale imkanlarını sezmek durumundadırlar.”
‘Hümanizm ve Demokratik Eleştiri’, dünyaca ünlü yazar, eleştirmen ve kültür teorisyeni Edward Said’in ölümünden sonra yayına hazırlanan kitaplarından biri. Kitap, yazarın Columbia Üniversitesi’nde verdiği “Felsefede Temalar” başlıklı konferans metinlerinden oluşuyor. Yazar, kitabında hümanizmin, sosyoloji ve siyaset bilimi gibi bir disipline dönüşmeksizin entelektüel girişimlerin diğer boyutlarıyla nasıl ve ne şekillerde ilintili olduğuna açıklık getiriyor. Özellikle de 11 Eylül sonrasının çelişkilerle dolu dünyasında hümanist anlayışın nasıl gelişebileceğini bu süreçte filolojinin oynadığı can alıcı rolü anlatıyor.
Uzun yıllar Columbia Üniversitesi İngiliz Edebiyatı ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde hocalık yapan Edward Said’in edebiyat eleştirisi, felsefe, kültürel çalışmalar, uluslararası politika ve müzik vb. alanlarında çok sayıda kitabı yayımlandı. 2003’te hayatını kaybeden ve başta ‘Oryantalizm’, ‘Kültür ve Emperyalizm’ ve ‘Entelektüel’ olmak üzere eserlerinin çok büyük bir bölümü Türkçe’ye çevrilen Said, ömrü boyunca Filistin davasının yılmaz bir savunucusu olmuştur.

Agora Kitaplığı, 188 sf.
Çeviren: Osman Akınhay
Tür: Felsefe


İYİ DİLEKLER ÜLKESİ
Hamdi Koç

“Şimdi, nihayet, anlaşılacağıma inanıyorum. Yani, dinlenileceğime ve anlayışla karşılanacağıma. Umudum var. İlginizi çekeceğim. Çekip götüreceğim ilginizi, ve sizi, yanım sıra. Beni bırakamayacaksınız. Çünkü ben yaşayan tek serbest adamım. Serbestçe konuşan, serbestçe ilerleyen bir adam. İçinden güçlü duygular gelen ve en önemlisi, kendini engellemeyen bir adam.”
Katil, gazeteci, politakacı, romancı, şöhret... Cömert sürprizlerle dolu bir hayat insanı ne yapmaz ki? Yeter ki insan serbest olsun. Ya da hiç olmazsa serbest kalmak istesin, sokağa çıksın ve yürümeye başlasın...
O, Can. Sadece Can. Hayatımızın ve sokaklarımızın en yaralı, en cesur, en şiddetli ve en şanslı kahramanı. Elindeki silahları hiç çekinmeden kullandı. Çok can yaktı. Ama hiç can sıkmadı. Aksine, “Bir tarih yazdı, hiçbir şey yapmadıysa.” Bu roman, Can’ın kişisel tarihi. Tarihi kıskandıracak kadar tempolu, içten ve canlı.
‘Melekler Erkek Olur’ ve ‘Çiçeklerin Tanrısı’ romanlarıyla Türkiye’nin ‘çok okunan’ yazarları arasına giren Hamdi Koç’tan başdöndürücü bir “serbest maceralar” kitabı.

T. İş Bankası Kültür Yayınları, 405 sf.


KESİK KANATLI KRALİÇELER
Sara George

Fransız Devrimi şimdiye kadar böyle anlatılmadı.
Arıların dünyasına ilgi duyan kör bir adam ve onun gözleri olan bir uşak (belki de bir mürit)... Arı kovanının ruhunu anlamaya yönelik yapılan gözlemlerden, deneylerden yola çıkılarak yazılan bir günlüğün satır aralarına gizlenmiş aşk, iktidar oyunları ve vahşet...
‘Kesik Kanatlı Kraliçeler’de, Fransız Devrimi günlerinde halkla iktidar arasında yaşananlar, neredeyse aynı paralelde seyreden arılara ait gizemli, zaman zaman ürkütücü ve şaşırtıcı dünyadan yansıtılıyor.
Biri Fransa’nın, diğeri oğulun, mutlak gücü elinde tutan iki ana kraliçesi anlatılıyor bu romanda; elbette işçiler ve ölüme mahkûm erkekler de. Kraliçe arı oğula öncülük ediyor, Antoinette Fransız Devrimi’ni ateşliyor; biri deney uğruna kanatlarından, diğeri sözleri yüzünden canından oluyor. Kanlı, uzun iktidar mücadelelerinin ortasında kalan zeki ve zalim kraliçelerin ne ilki ne de sonuncusu onlar; ölüme gönderilen kesik kanatlı kraliçeler yalnızca...

Literatür, 285 sf.
Çeviren: Zeynep Ertan
Tür: Tarihi Roman


HOLLYWOOD OPERASYONLARI
David L.Robb

Film yapımcıları yapımlarını nasıl projelendiriyorlar, yapımların finansmanı nasıl sağlanıyor, konular hangi kriterlere göre seçiliyor, senaryo yazarları istedikleri herşeyi yazabiliyorlar mı, sansür mekanizması ve Pentagon hangi aşamada devreye giriyor?
Büyük bir beğeniyle izlenen, bazen haftalar hatta aylar boyunca vizyonda kalıp hasılat rekorları kıran birçok sinema filminin yapım aşaması seyirciler tarafından pek bilinmez. Herkesin tahmin edeceği gibi, bu zorluklar dolu bir süreçtir ve birçok yapımcı ‘deyim yerindeyse’ bazı şeyleri yoktan var ederek mükemmel şeyler çıkarır ortaya.
Bugün hiç şüphesiz, bütün dünyanın etkisi altında olduğu Hollywood sineması da ‘yapım aşamasının perde arkası’ en az bilinen ve aynı zamanda en çok da merak edilen endüstrilerden biridir. Dünyanın en güçlü ordusunun, dünyanın en etkili iletişim araçlarından biri olan sinemayı yıllardır nasıl propaganda amaçlı olarak kullandığını deneyimli gazeteci David L. Robb büyük bir titizlikle, binlerce sayfalık Pentagon dokümanlarını tarayarak, film yapımcıları ve askeri yetkililerle görüşerek yaptığı araştırmaların sonucunu ‘Hollywood Operasyonları’ adlı kitabında bu süreci kamuoyuna açıklıyor.
Elli yıldan uzun bir süredir savaş filmlerinin yapımcıları ve yönetmenleri, milyarlarca dolar değerindeki gelişmiş askeri ekipman ve personele çok düşük bir ücretle veya ücretsiz ulaşıyorlar. Bu, filmlerin maliyetlerini azaltırken tabi ki kârı da arttıran bir seçimdir. Peki yapımcılar maliyetleri kısıp kârlarını arttırmak için yaptıkları bu seçim esnasında nelerden tâviz veriyorlar? Elbette ki pek çok şeyden. Hatta bazen bir senaryonun yeniden yazılmasına kadar varabiliyor bu seçim.
‘Top Gun’ filminden, yıllar önce gencinden yaşlısına herkesi ekranın karşısına kilitleyen Lassie dizisine kadar birçok sinema ve TV filmi Pentagon tarafından kendi politikalarına zemin hazırlamak ve orduyu sempatik kılmak için senaryo aşamasında değiştirildi/değiştiriliyor. Peki senaristler, senaryoda değişiklik yapılmasına izin vermedikleri zaman ne oluyor? Aslında duyarlı birçok sinema izleyicisi bu ve bunun gibi bir çok sorunun cevabını tahmin ediyordur. Ancak daha detaylı açıklamalar ve alabildiğine çıplak gerçekler için bir kaynak niteliğindeki ‘Hollywood Operasyonları’, tahminlerimizi bile zorlayacak cevaplarla okuru şaşırtıyor. Her duyarlı sinema izleyicisinin okuması gereken bu kaynak niteliğindeki kitap aynı zamanda bir o kadar da eğlenceli.

David L. Robb
Üç kez Pulitzer Ödülü’ne aday gösterilmiş olan bağımsız gazeteci David L. Robb’un yazıları The New York Times, Los Angeles Daily News, Nation, L.A. Weekly, salon.com ve Brills Content’te yayımlandı. Robb, uzun yıllar Hollywood Reporter ve Daily Variety için muhabirlik yaptı.

Güncel Yayıncılık, 416 sf.
Çeviren: Sinan Okan
Tür: Araştırma-İnceleme / Siyaset


ZULA
Mine Artu

Mine Artu ilk romanı ‘Pembe Cadillac’ın ardından ikinci romanı ‘Zula’ ile bir kez daha okuyucusu ile buluşuyor. İlk romanında “Bir hikaye kahramanı olmak için yeterli değil miyim yoksa?” sorusundan yola çıkan Artu, ikinci romanında “doğmamış roman kahramanlarının” izini sürüyor. ‘Pembe Cadillac’ta hayata “ölüm” tarafından bakan yazar, Zula’da “doğum”, “ölüm”, “var olma/olamama” temalarına yakın duruyor.
‘Zula’da birbirine geçen, karmaşık bir kurgu yaratılmıştır; ancak başlangıçta dile gelen bir “kalem”in yazdıkları, o ilk sözler, metnin meramını açıkça ortaya koyarak okumayı kolaylaştırıyor. “‘Zula’da, içiçe geçmiş bir Matruşka’dan yola çıktığımı söyleyebilirim. Roman böyle bir kurguya sahip...” diyor Mine Artu. “Tam gerçeği bulduğunuzu düşündüğünüz anda bir başka gerçek ortaya çıkıyor. Kitaba başlarken şöyle diyorum; ‘Yazarların anlattığı her olay, aslında doğmamış kahramanların izlerini taşıyor’. İşte bu cümle, romanın ilk adımını oluşturuyor.”
Roman, ilk ve son sözleriyle, neden yazıldığını açıkça belli ediyor. Aradaki bölümler ise kalemlerin ucuna, fırçaların dokunuşlarına hapsolan karakterlerin öyküleri ...

Duvardaki tablonun figürleri ...
Ormandaki küçük bir kulübe ve şehirde bir toplantı salonu. Bu iki farklı yerde toplanan, isimleri yarım kişiler, bir sırrın etrafında arayışa düşüyorlar. İçiçe geçmiş bir çok hikaye birarada yürüyor ‘Zula’da. Bir hikayeden diğerine, ondan bir diğerine geçiliyor. Herşey sonuçlandığında anlaşılıyor ki duvardaki tablonun figürleriymiş, ne zamandır hikayesini izlediklerimiz.
Mine Artu’ya göre Zula, yazarın ta kendisi... “Kitabın ilerleyen sayfalarında Matruşka bebekler -biten ve başlayan kurgular / doğan ve doğmayan kahramanlar- açılıyor ve en sonunda kala kala ben kalıyorum. Zula, aslında bir anlamda benim... Çünkü, benim içimde binlerce doğmamış kahraman var...”

Zula’nın kahramanları
Birbirinden farklı beş kişi, iki ayrı mekanda ve iki ayrı zamanda biraraya gelirler. Yaşadıkları ve hissettikleri birbirlerinden tamamen farklı gibi görünse de onları tek bir noktada buluşturan büyük bir gizem vardır. Birbirinden habersiz ama birbirine benzeyen bu insanlar büyük bir sırrın orta yerinde tuhaf bir arayışın peşine düşerler. Kimliklerini ve onları biraraya getiren bu sırrı çözebilmek için tuhaf bir kurmacanın içindedirler ve aralarında gerçeği tek bir kişi bilmektedir.

Mine Artu kimdir?

Mine Artu, 1972 yılında İzmir’de doğdu. Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları, Dramatik Yazarlık Bölümü’nden mezun oldu. Eğitimi sırasında 1992-1993-1994 yılları Suat Taşer Kısa Oyun Yarışması ödüllerini kazandı.
1994 yılında Viyana Üniversitesi’nde Almanca dil eğitimini tamamladı ve Viyana Üniversitesi Tiyatro Bilimleri ve Sanat Tarihi Bölümleri Yüksek Lisans Programı’na kabul edildi.
1996-2003 yılları arasında çeşitli radyo oyunları TRT İzmir ve İstanbul radyolarında yayınlandı. TRT İstanbul Televizyonu’nda Sait Faik Belgesel Draması’nda yapım ve yönetmen yardımcısı olarak görev yaptı ve belgesel dramanın yazım aşamalarında bulundu.
Orhan Pamuk’un ‘Benim Adım Kırmızı’ adlı romanını radyoya uyarladı ve bu çalışması 2004 yılında TRT İstanbul Radyosu tarafından yayınlandı. Uyarlama çalışmaları devam etmekte.
‘Vasati Dört Kişi’ adlı tiyatro oyunu 1998 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. Aynı oyun 2003 yılında Devlet Tiyatroları repertuarına kabul edildi. ‘Zula’, ‘Pembe Cadillac’ adlı romanından sonra, yayımlanan ikinci romanı.

Timaş Yayınları, 159 sf.
Dizi: Roman-8
Tür: Toman


BÜYÜK İSKENDER
- Efsanenin Kaderi -
Claude Mossé


Büyük İskender kadar hayranlık uyandıran pek az kahraman vardır tarihte. Makedonya hükümdarı İskender, M.Ö. 334-323 yılları arasındaki on bir yılda, büyük Pers İmparatorluğu’nu ele geçirip ordusunu Hindistan’a kadar götürmüştü. Daha İlkçağ’da bir efsane kahramanı olmuş ve yüzyıllar boyunca tüm büyük strateji uzmanlarına, büyük fatihlere, tarihin belli bir döneminde büyük iktidar özlemi çekenlere örneklik etmişti. Bununla birlikte aynı tarihin, tarihçinin karşısına bunca sorun çıkaran pek az oyuncusu vardır. Ne kadar çelişkili görünürse görünsün, eserleri kütüphaneleri dolduran Demostenes ile Aristoteles’in bir çağdaşı sözkonusu olsa da Büyük İskender hakkında elimizde pek az kanıt bulunuyor.
Atinalı hatiplerin konuşmalarındaki birkaç gönderme, Küçük Asya’daki Yunan şehirlerinden elde edilen birkaç yazıt, tarihleri birbirini tutmayan sikkeler ve birkaç portre var elimizde yalnızca.
Olağanüstü kahramanlıklarını anlatan öyküler, üç yüzyıl ya da daha sonrasına ait. Fethe katılıp da olayı anlatan çağdaşları olmadığından değil. Ama yapıtları elimize kadar ulaşmamış; onları, çok daha sonra anlatan yazarların kaynakçalarından tanıyoruz; bu yazarlar, Cezar’ın ve Augustus’un çağdaşı Sicilyalı tarihçi Diodoros, yüzyıl sonra ‘İskender’in Hayatı’ ve ‘İskender’in Yazgısı’ adlı iki kitap yazmış olan ahlakçı Plutarkhos, 1. yüzyılda yaşamış Romalı Quinte-Curcius, 2. yüzyılda yaşamış olan Nikomedealı Arrhianos. Bu dört yazar, bu kitabın temel kaynakları... Oysa, onları kahramanlarından ayıran üç, dört, beş yüzyıl boyunca İskender efsanesi, bize iletilmiş olan imgelerle zenginleşti ve kuşkusuz bu zenginleşmenin izlerini taşıyorlar.
Kuşkusuz İskender’den sonra da Yunan siteleri olmuştu her zaman, ama İskender’in yaptığı fetihten sonra ortaya çıkmış ve otoritelerini, fatihin mirasını alarak kurmuş büyük devletlerin o yönetici krallarının ellerine geçirdikleri Akdeniz politikasının kararlılığı içinde tüm ağırlıklarını kaybetmişlerdi.
Tarihçinin, uygarlıkların gelişiminde bazı insanların rolünü kendince sorguladığı ölçüde bu böyledir.
Her tarihsel biyografinin ortaya koyduğu bu soruya yanıt verebilmek için özellikle İskender’inki gibi kısa sürmüş bir hayatı anlatmak yetmez; çünkü o, otuz üç yaşında öldü. Aynı zamanda da kendisini Hint kıyılarına kadar götürecek bu fethi gerçekleştirmeye onu yönelten nedenleri ve fethin nasıl olduğunu da anlamak gerekir.
Claude Mossé, kişinin gerçek kimliği üzerine kurulan boş söylemlerden uzak durarak Büyük İskender imgesinin gelişimine yeni bir katkıda bulunuyor ve bu gerçeküstü kahramanın çelişik efsanesini ‘Büyük İskender’ kitabıyla bizlere yeniden anlatıyor.

Altın Kitaplar, 239 sf.
Çeviren: Nuriye Yiğitler
Tür: Tarihsel Biyografi


ÖLÜM MÜ? NE BULUŞ!
Abidin Dino

Yaşamı, her zaman ‘belki olduğundan fazla’ ciddiye alan Abidin Dino’nun, ölümle eğlenmesinin notlarını bulacaksınız bu kitapta. “Bir beyaz kuğunun bir beyaz kelebeği yuttuğu”, adına ölüm dediğimiz bu olgu, son soluğunda düştüğü notta dediği gibi: Ne buluş!

Abidin Dino
Abidin Dino 1913 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Robert Koleji’nde tamamladıktan sonra Sovyetler Birliği’nde sinema dekoratörlüğü eğitimi gördü. Önce, ‘Ses’ (1938-40) dergisinde yayımladığı yazı ve desenleriyle tanındı. Sonra, ‘Küllük’, özellikle ‘Yeni Edebiyat’ dergilerinde yazdı. Toplumcu gerçekçi sanat üzerine tartışmalara katıldı.
1940 kuşağının kişileri ve sorunları üzerine saptamalar, değerlendirmeler yaptı. Dönemin Sıkıyönetim Komutanlığın’ca İstanbul dışına sürgün edildiği evrede uzun süre Adana’da yaşadı. Orada ‘Türk Sözü’ gazetesinde çalıştı. Sonra, ‘Yaprak’ (1949), ‘Sosyal Adalet’, ‘Ant’, ‘Forum’, ‘Milliyet-Sanat’, ‘Gösteri’ (1965-83) dergilerinde yazdı.
1944’te Adana’da ‘Kel’ adlı oyunu yayımladı. Abidin Dino, Sovyetler Birliği’nden döndükten sonra ‘D’ grubunun kuruluşuna katılmış, sonra bu topluluktan ayrılarak ‘Yeniler’ grubu içinde yer almıştı.
1950’den sonra Paris’e yerleşerek çalışmalarını orada sürdürdü. ‘Fikret Mualla’ (1980) adlı bir kitabı var. 1993 yılında hayata veda etti.

Eserleri:
Fikret Mualla (1980)
Kültür ve Sanat Politikası Üstüne Yazılar (2000)

Sel Yayıncılık, 68 sf.
Tür: Anı


KAPANMA HIZI
Ufuk Üsterman
Önsöz: Ahmet Soysal


‘Kapanma Hızı’, duvar resimleriyle tanınan ressam Ufuk Üsterman’ın 1987-1994 yılları arasında Beyaz dergisinde yayımlanan denemelerini biraraya getiriyor. Kitapta ayrıca, yazarın son dönemde kaleme aldığı, nesne mekan ilişkisine odaklı yayımlanmamış metinleri de yeralıyor. Kitabın önsözünü yazan Ahmet Soysal, “marjı, kıyıyı daha işin başında yazının merkezine koyan” bu “denetimsiz” metinler için şöyle diyor:
“Nerden geliyor bu yazılar? Sanki hiçbir yerden. Ama işte karşımızdalar. Oysa merkezi bir eksiklik ile bizi karşı karşıya bırakıyorlar. Bir şey onları kemirmiş gibi ya da öyle kemirilmiş olarak ortaya çıkmışlar gibi.”
Dilin yazıyı aşan, uzak, derin ama hep yüzeyde kalan bir yanıyla yazıyor sanki Ufuk Üsterman. Bu yazıların haritasını çıkarmak, bu yazılar içinde yön bulmak kolay olmasa da, kaybetmek pekala mümkün. Onun için yüzeye çıkmak gerekiyor.

Norgunk Yayınları, 77 sf.
Tür: Deneme


AŞK AHLAKI
Hilmi Ziya Ülken

Felsefi çözümlemenin gücü ve derinliğine dair bir başyapıt.
“Kitabın peşinde koştuğu başka bir amaç da, aydın zümrenin biricik esin kaynağı olan rasyonel düşünce ile halkta henüz devam eden mistik düşünce arasındaki uçurumu görmek ve ikincisinden birincisine geçiş çareleri aramaktır. İnsanlığın dinlerden bilimlere, mistik zihniyetten akli ve felsefi zihniyete geçmekte olduğunu söylemek yetmez. Fakat başlıca, memleketimiz gibi, bu geçişi çok hızlı ve buhranlı şekillerde yapan toplumlarda bahsettiğimiz geçiş, ağır ve dereceli bir bilim eğitiminin eseri olmaktan ziyade, birden değişmelerin ve yıkıcı olayların sonucunda meydana gelmektedir. Bundan dolayı yeni ve önemli bir takım soruları yanıtlamamız gerekiyor.”
Hilmi Ziya Ülken ‘Aşk Ahlakı’nda tasavvuf düşüncesinin nesnel idealist özünü kendine özgü yorumuyla gün ışığına çıkarmakta ve yalın bir dille okuyucuya sunmakta. Bunu yaparken de Platon’dan Marx’a ve oradan da Varoluşçuluk’a kadar bütün bir felsefe tarihini eleştirel bir bakışla gözden geçirmekte.
Arslan Kaynardağ ve Cemil Sena’nın önsözleriyle okuyucuyu içine çeken ‘Aşk Ahlakı’, eşsiz biçemiyle bizi idealar evreninde bir gezintiye çıkmaya çağırıyor...

Dünya Kitapları, 352 sf.
Dizi: Düşünce Kitaplığı
Tür: Felsefe


KUMRU İLE KUMRU
Tahsin Yücel

Tahsin Yücel son romanı ‘Yalan’da, toplumumuzda benzerlerine rastladığımız bir kahraman yaratmıştı. Yusuf Aksu, yalan üzerine kurulmuş bir itibarın sahibiydi. Bir arkadaşının dil üzerine bir teorisini, onun ölümüyle birlikte sahiplenmiş, bu sayede az bulunur bir şöhretin ve itibarın sahibi olmuştu. Ama suçlu o muydu burada? Toplum ‘birilerini yüceltme’ hastalığının kaynağı değil miydi? Benzer bir durum Tahsin Yücel’in yeni romanı ‘Kumru ile Kumru’da da var. Tahsin Yücel yeni romanıyla da, ülkemize hiç bakılmamış açılardan bakmaya devam ediyor.
İstanbul’un denize yakın mahallelerinden birinde yaşayan bir kapıcı ailesi: İri yarı Pehlivan, sessiz ve tuhaf Kumru ve çocukları Sultan ile Hakan. Kumru, Pehlivan ile görücü usulü evlendirilmiş, büyük şehre yollanmıştır. Başta ısınamamıştır kocasına. Ama daha sonra onu sevmiş, zaten çocukları da olmuştur...
‘Kumru ile Kumru’ eşyalaşmanın sonunun bulunmadığını çok çarpıcı bir dille anlatıyor. Kumru, köyünden çıkıp şehirde yaşadığı hâlde uzun süre bu eşyalaşmanın farkında olmamıştır. Ama buzdolabı ile başlayan tutsaklık başka eşyalarla sürer. Bir ara kapıcı dairesinin bahçesine çıkan Kumru, kızı Sultan’ı da yanına alarak bahçedeki nar ağacının altına gider ve ‘Seni unuttuk, kusura bakma’ der. Romanın en güzel, en etkileyici sahnelerinden biridir bu. Gerçekte, bugün toplumumuzda yaşanan çözülmenin açıklaması da burada gizlidir; eşyalaşma, kişiliksizleşme, Kumru’ya evini köydeki ailesini yıllarca anımsatmış olan nar ağacının unutulması ile başlamıştır...

‘Eşyalaşma’nın yazarı Tahsin Yücel
Tahsin Yücel, şimdiye dek yapılmamış bir şey yapıyor bu romanında; Türkiye toplumunda yaşanan eşyalaşmayı anlatıyor...
Tahsin Yücel, Elbistan’da doğdu (1933). Galatasaray Lisesi’ni (1953), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1960).
XIX ve XX. Yüzyıl Fransız yazını ve göstergebilim alanında uzmanlaştı. Şimdi aynı bölümde profesör.
Araştırmaları: (‘L’Imaginaire de Barnanos’, 1969; ‘Figures et Messages dans la Comedie Humaine’, 1973; ‘Anlatı Yerlemleri’, 1979; ‘Dil Devrimi ve Sonuçları’, 1982; ‘Yapısalcılık’, 1982;) deneme ve eleştirileri: (‘Yazın ve Yaşam’, 1976; ‘Yazının Sınırları’, 1982; ‘Eleştirinin Abecesi’, 1991; ‘Tartışmalar’, 1993; ‘Yazın, Gene Yazın’, 1995; ‘Alıntılar’, 1997; ‘Söylemlerin İçinden’, 1998); romanları: (‘Mutfak Çıkmazı’, 1960; ‘Vatandaş’, 1975; ‘Peygamberin Son Beş Günü’, 1992; ‘Bıyık Söylencesi’, 1995; ‘Yalan’, 2002); masalları: ( ‘Anadolu Masalları’, 1957); öyküleri: (‘Haney Yaşamalı’, 1955; ‘Düşlerin Ölümü’, 1958; ‘Ben ve Öteki’, 1983; ‘Aykırı Öyküler’, 1989; ‘Komşular’, 1999). Çok sayıda çevirisi var.

Ödüle doymayan yazar
Tahsin Yücel’e ‘Haney Yaşamalı’ için 1956 Sait Faik Hikaye Armağanı, ‘Düşlerin Ölümü’ için 1959 TDK Öykü Ödülü, ‘Peygamberin Son Beş Günü’ için 1993 Orhan Kemal Roman Ödülü, ‘Komşular’ için Dünya Kitap 1999 Yılın Kitabı Ödülü, ‘Söylemlerin İçinden’ için 1999 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, çevirileri için de 1984 Azra Erhat Çeviri Yazını Üstün Hizmet Ödülü verildi.

Kapaktaki Resim: Semih Balcıoğlu

Can Yayınları, 291 sf.
Dizi: Türk Yazarları
Tür: Roman


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları