Haftanın kitapları - Şubat 2005/3
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Haftanın kitapları - Şubat 2005/3
Can Yayınları, Agora Kitaplığı, Güncel Yayınları, Telos Yayınları, Artemis Yayınları, Alfa Yayınları ve Timaş Yayınları’ndan seçilmiş, roman ve öykü ağırlıklı 11 yapıt, bu haftanın kitaplarını oluşturuyor.

Güncelleme: 00:55 TSİ 03 Nisan 2006 Pazartesi

İSTANBUL - ‘Bütün taşlar ıslandı. Herşey ıslandı. Gençler gittiler’ [Önder Otçu]



FİYASKO
Imre Kertész

2002 Nobel Edebiyat Ödülü

‘Fiyasko’, Imre Kertész’in kendi biyografisine dayanan bir romanı. İlk romanı ‘Kadersizlik’ ile 2002 Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Kertész, ‘Fiyasko’ ile bir bakıma 1965’te yazmaya başladığı bu ilk romanının hikayesini anlatıyor bizlere.

‘Fiyasko’nun anlatıcısı ‘yaşlı adam’, tıpkı Kertész gibi bir yazar. Aslında anlatı içinde anlatı şeklinde kurgulanan ‘Fiyasko’, artık yaşlı bir adam olan yazarın günlük rutinini anlatarak başlıyor. Böylece okur, Kertész’in ‘Fiyasko’sunun deyiş yerindeyse ilk anlatısal düzlemiyle karşılaşıyor. Bir yazar olma özelliğiyle “yaşlı adam”ın günlük hayatını oluşturan ve rutine binmiş her türlü gündelik durum, anlatının bu ilk düzleminde bize bütün ayrıntılarıyla aktarılıyor ve böylece okur, bir bakıma yazar kimliğiyle Kertész’in yaşam öyküsüyle tanıştırılıyor. Yaşlı adam, tıpkı Kertész gibi uzun yıllar boyunca tek ve aynı roman üzerinde çalışmış ve tüm çabalarına rağmen bu romanı yayınlatmayı başaramamıştır. O da yine tıpkı Kertész gibi önceleri tiyatro oyunları yazmış, parasını böyle kazanmış, daha sonra ise çevirmenliğe yönelerek geçimini buradan temin etme yoluna gitmiştir.

‘Fiyasko’nun, anlatı üzerine anlatı inşa eden ikinci düzlemi ise uzun çabalar sonucunda bir türlü yayımlatılamayan işte bu romanın nihayet en son şekliyle yazıldığı ve okura sunulduğu yeni bir düzlem olarak karşımıza çıkıyor.

Gerek yaşlı adamın öyküsü, gerekse onun sürekli geri çevrilen romanı, Kertész biyografisinin en belirleyici özelliklerini bir kez daha gözler önüne seriyor: Auschwitz’ten Buchenwald’e toplama kampı, Komünist Parti’nin yayın organı olarak çıkan günlük bir gazetede çalışırken birdenbire işten çıkarılarak kimliği elinden alınan bir muhabirin hayatı, geçimini Almanca’dan Macarca’ya çeviri yaparak sağlayan ve bir türlü “başarı” elde edemeyen bir yazar... Bütün bunlar doğrudan doğruya Kertész’in kendi biyografisinden tanıdığımız notlar ve ‘Fiyasko’da dile gelerek Kertész biyografisini tamamına erdiriyorlar. Bu anlamıyla ‘Fiyasko’, deyiş yerindeyse gerçekliğin üzerine ikincil bir gerçeklik kuruyor.

Imre Kertész (Yazar)
Imre Kertész, 9 Kasım 1929’da Budapeşte’de doğdu. 1944’te Auschwitz Toplama Kampı’na gönderildi, Nisan 1945’te Buchenwald Toplama Kampı’ndan kurtuldu. 1948’de Világosság adlı günlük gazetede muhabir olarak çalışmaya başladı. Bu gazete kendini Komünist Parti’nin yayın organı olarak ilan edince, işten çıkarıldı. 1953 yılından bu yana yazmaktadır. Önceleri müzikaller ve piyesler yazan Kertész, ilk romanını yazmaya 1965’te başladı. Can Yayınları’ndan ‘Kadersizlik’ (1999, 2003) adıyla çıkan bu ilk romanı, yıllar süren başarısı denemelerden sonra Macaristan’da ancak 1975’te basılabildi. Bununla birlikte asıl değeri, ‘Kadersizlik’in 1985’teki ikinci baskısıyla takdir edilebildi.

Hayatını daha çok çevirmen olarak kazandı. Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud, Hugo von Hofmannsthal, Elias Canetti, Ludwig Wittgenstein, Joseph Roth, Arthur Schnitzler ve Tankred Dorst’u Almanca’dan Macarca’ya çevirdi. Kertész, yazar olarak asıl ününü ‘Kadersizlik’ adlı ilk romanının Almanca’da 1995’te yapılan ikinci çevirisiyle kazandı ve bundan sonra uluslararası edebiyat çevrelerinde ilgi topladı. Kertész, bugün yüzyılımızın en önemli Avrupalı yazarlarından biri sayılmaktadır.

1980’li yılların sonuna doğru ‘Fiyasko’yu ve ‘Doğmayacak Çocuk İçin Dua’yı yayınlayarak ‘Kadersizlik Üçlemesi’ni tamamladı. Kertész, bu üçlemenin ilk kitabı olan ‘Kadersizlik’ sonrası -2002 güzünde- Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.

Can Yayınları, 356 sf.
Çeviren: Ersel Kayaoğlu
Dizi: Çağdaş Dünya Yazarları
Tür: Roman


MARTA VENERANDA’NIN YASAK HİKAYELERİ
Sonia Rivera-Valdes

En ‘yasak’ hikayeler...
Marta Veneranda, tez hazırlayan bir doktora öğrencisi. Seçtiği tez konusu ise, insanların hayatlarındaki en utanç verici, en yasak hikayeler...
Kahramanımız Marta, dinlediği insanların öykülerini, yaşayanların ağzından birebir aktarır. Kurgu kahramanımızın topladığı bu kurgu öyküler kimi zaman ironik, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman dramatik halleriyle, ‘ayıp’, ‘suçlu’ gibi kavramlarının yeniden sorgulanmasına yolaçar. ABD’ye Küba’dan gelmiş göçmenlerin Marta’ya anlattıkları bu sırlar, insan ruhundaki hiçbir sınır tanımayan cinsel haritanın en dipsiz, en kuytu köşelerine dek uzanır. Suçlu ya da suçsuz olmanın önemini yitirdiği, en insani hezeyanların cirit attığı bu yasak bölgede, eşcinsel dürtülerin beklenmedik baskınına ya da öldürme hissinin doğallığına tanık olur okur.

Yazarın, Anais Nin’i hatırlatan pervasız, cüretkar ve iğneleyici diliyle, Anglo ve Latin kültürlerinin karşılaşmasını, buradan doğan çatışma ve imkanları ve Amerika’da göçmen olmanın sarsıntılı boyutlarını gözler önüne seren kitap, bir yandan okuyanı güldürürken, bir yandan da insan ruhunun derinliklerinde biriken gizli arzuların şaşkınlığına sürüklüyor.

Sonia Rivera-Valdes (Yazar)
Küba’nın en önemli çağdaş yazarlarından biri olarak kabul edilen Sonia Rivera-Valdes 1966 yılından beri New York’ta yaşıyor. ‘Cubana’ (Beacon Press, 1988) ve ‘Dream with No Name: Contemporary Fiction from Cuba’ (Seven Stories, 1999) adlı kitapları da bulunan yazar, Latin Amerika’nın en önemli edebiyat ödüllerinden biri olan Casa de las Americas’ın sahibidir. Öyküleri Avrupa, ABD ve Latin Amerika’daki pek çok antolojide yeralan Rivera-Valdes, York Üniversitesi’nde Latin Amerikan Edebiyatı profesörüdür.

Agora Kitaplığı, 215 sf.
Çeviren: Sanem Öge
Dizi: Çağdaş Dünya Edebiyatı- 12
Tür: Öykü


AZRAİL
- Bir Feramuz Güvenlik Macerası -
Hakan Karahan


Geçtiğimiz sene Mart ayında çıkan “19” adlı polisiye kitabı ile, okurla ilk kez buluşan Hakan Karahan’ın ‘Sinan Dorukan’ karakteri, serinin ikinci kitabı olan ‘Azrail’ ile maceralarına devam ediyor.

Bankacılık sektöründe başarılı bir üst düzey yönetici olarak tanınan ve 2003 yılında istia ederek yaşamını değiştiren Hakan Karahan, Feramuz Güvenlik Macera Serisi’nin ilk kitabı olan “19”u istifasının ardından 8 ayda tamamlanmış.

Karahan’ın yarattığı ve okura Mattt Helm, James Bond ve Derek Flint’in ardından 21. yüzyılın ilk gerçek kahramanı olarak sunulan savaşçı karakterli ‘Sinan Dorukan’ın devam niteliğindeki maceralarının bulunduğu ‘Azrail’in araştırma ve yazım süreci de 8 ay da tamamlanmış.
Alfa Yayınları tarafından okura sunulan ‘Azrail’de, Sinan Dorukan ve Feramuz Güvenlik Şirketi’nin, “19”la Londra ve Zürih’te başlayan soluk kesici maceraları bu kez Sarajevo ve Roma’da devam ediyor.

Feramuz Güvenlik’in ikinci macerası olan ‘Azrail’, içerdiği finansal detaylar, felsefi mesajlar ve Carla’ya duyulan tutkulu aşk hikayesi ile polisiye kurgu takipçilerinin yanısıra, farklı okurlara da hitap ediyor.

“19”la Londra ve Zürih’te başlayan soluk kesici macera ‘Azrail’le Sarajevo ve Roma’da devam ediyor...

Feramuz Güvenlik şirketinin ortağı Sinan Dorukan mesleğinin en ilginç vakalarından birini çözmeye çalışırken gerçek aşkla hiç ummadığı bir biçimde tanışır. Psişik güçleri kanıtlanmış olan Carla’nın anlattığı gibi, 12. yüzyıldan beri her yaşamda sevgili okurlarına gerçekten inanır mı bilinmez ama bu kadın için hissettiklerini, geride bıraktığı sayısız aşk maceralarıyla karşılaştıramayacağının farkındadır.

Ancak Carla ve kardeşi Georghe’nin geçmişte ailelerine karşı işlenmiş suçları ortaya çıkarmak için hayatları pahasına mücadele ettikleri acımasız Spencer Darius’un uluslararası dolandırıcılık girişimini önlemeye çalışmaları, Sinan’ı kötü sürprizlerle dolu bir dünyanın içine çekecektir.

Yollar, önce Bosna Hersek’ten, sonra Roma’dan geçerek Sinan’ı bir tek kişiye doğru götürecektir. O kişi de Spencer Darius’dan aldığı kanlı işleri kendi yöntemlerine göre layıkıyla yerine getirip sonunda parasını kazanmak üzere hedefe kilitlenmiş bir profesyonel olan eski asker Vito’dur. Ancak biri kendinden çalınanı geri almak, diğeri ise daha fazlasına sahip olmak uğruna hiçbir şeyden sakınmayan iki savaşçı, günü geldiğinde kaderleriyle yüzleşeceklerdir.

Doğuştan savaşçı karakteri ve yaşamı süresince kazandığı donanımları sayesinde, Carla’yı korumak için karşısına çıkan herkese hak ettiği muameleyi bir sanatçı edasıyla sunan Sinan da hedefe doğru ilerlerken bazı bedeller ödemek zorunda kalacaktır.

Hakan Karahan (Yazar)
Hakan Karahan 1960 yılında İstanbul’da doğdu. Liseyi Robert Kolej’de bitirdi. Yüksek öğrenimini University of Miami’de işletme üzerine 1983’te tamamladı.

Yazıya, ‘Yeni Başlayanlar İçin Aikido’ isimli spor kitabı ile başlayan Karahan’ın, daha sonra ‘Kafamdaki Ses’ ve ‘İntizar’ adında iki şiir kitabı yayımlandı.
İlk romanı ‘Sürüden Ayrı’ 2001 yılında çıktı. Tüm lise ve üniversite yaşamı boyunca olduğu gibi, iş hayatına başladığı İsviçre’de de profesyonel voleybol oynayan Hakan Karahan, 1990 yılından bu yana siyah kuşak 3. Dan Aikidocudur.

Alfa Yayınları, 384 sf.
Dizi: Edebiyat-Güncel -21
Tür: Polisiye roman


YAĞMUR
Önder Otçu

Yazar roman bittikten sonra kaleme aldığı kısa mektubunda “bir suç hakkında konuşur gibiyim, öyle değil mi?” diye soruyor. İç yıkım ve haz, inanç ve boşunalık, bilgelik ve cambazlık, hepsinin aynı anda orada olduğunu söylüyor. İnsan neden iletişim kurmak ister? Romanın buna yanıtı aslında Dil’in kendi sorunsalıdır. Bireysel iletişim kurmak istersen Dil’e çarparlar. O kusursuz soyut, ancak kusurlarla somutlaşır, gövde kazanır. Dil, vardır. İyileşmek isteyen hasta da, onu iyileştirecek olan doktor da Dil’e mahkumdur. Dilsiz yapamazlar. Sevgililer, sevgisizler, araştırmacılar, düşmanlar, yalnızlar ve kalabalıklar... Ama belki bir tek kendimizi çocuk bulduğumuzda bir başkaldırıdan sözedebiliriz. Bu romanda Dil’in psikanalitik, antropolojik, dilbilimsel yanları tuhaf bir kurgu yoluyla kenetleniyor. Şiir ve inceleme yazılarından tanıdığımız Önder Otçu’nun bu romanı edebiyat severleri dilsel ve düşünsel yeni bir eşiğe çağırıyor: “Bütün taşlar ıslandı. Herşey ıslandı. Gençler gittiler:”

Telos Yayıncılık, 298 sf.
Dizi: Edebiyat -138
Tür: Roman


KIYIDA YAŞAMAK
Ahmet Cemal

“Kadının duraklamış eli, yolunu sürdürecek. Alnına düşmüş iki tutam saç geriye itilecek, yatırılacak. Ve kadın, aynaya, elli uzun yılın yüzüne çizmiş olduğu haritaya baktığında, o güne kadar hiç gitmediği ülkelerin yolunu bulacak. Bir sabah yeli geceliğinin içine süzülüp bedeninin daha yeni sürülmüş topraklarına can katacak. Sonra, odanın içinde direnen yaşama inat, dışarıdan silah sesleri duyulacak. (...) Silah sesleri sıklaşacak. Merdivenlerden çıkanların ayak sesleri duyulacak. Adam da artık doğrulmuş olacak yatakta. Elini konsoldaki tabancaya uzatacak.”

‘Kıyıda Yaşamak’, sevgilere ihanetlerin ödüllendirildiği bir ortamda, yaşadığı kentte sevdikleri tarafından öldürülen birinin hikayesi. Öldürülüşünü izlemektedir, kıyıdadır. Herşeyi görür. Büyük kentlerin kül rengi yalnızlığı içinde, başını kül rengi bir ölüm için kaldırdığında, yanında kimsenin olmayacağını bilmektedir. Yine de yaklaşan gölgelerden korkmaz; artık görünmez adamdır çünkü. Yersiz yurtsuz bir gece uçucusudur.

Uzun ve geniş bir kıyıda durmuş, uzak dalgaların hırçınlığını seyreder gibiyim.
Bir süre sonra, her adımda giysilerimin bir parçasını daha kumlara bırakarak, acele etmeksizin denize doğru yürüyeceğim.
Ayaklarımda kumların ıslaklığı.
Artık gövdemin tüm çıplaklığıyla denize açığım, onun beni almasını bekliyorum. Hemen arkamda bir kaya var. O, durduğum yer gibi ıslak değil.
Üstündeki tuz parçalarını görüyorum. Sanki bir zamanlar, çok, ama çok uzun zaman önce, o da ıslanırmış.
Ama şimdi, kendisine ulaşamayan dalgaların özlemiyle kupkuru.
Ağlaması çoktan tükenmiş.
Oysa ben, kıyının denize kavuştuğu çizginin tam üstündeyim.


‘Kıyıda Yaşamak’, çocukluğunda bulamadığı sevginin, insan sıcaklığının eksikliğini bir ömür boyu hisseden insanın öyküsü. Mutsuz annesinin, paylaşımı dışarıda arayan babasının, kadınların baskısı altında geçen çocukluğunun ve yatılı okul ortamının etkisiyle, sevgi arayışını erkeklere yönelten bir genç. Bir yandan Janus’un hayata, annesinin çizdiği yola uyum sağlayan diğer yüzünden -kendi deyişiyle ikizinden- nefret ederken, diğer taraftan meslek olarak bile tiyatroyu, oyunu seçen, bu bölünüp çoğalmanın içinde bile ölümüne yalnız kalan bir yetişkin.
Ahmet Cemal, sade, duyarlıklı diliyle kaleme aldığı ‘Kıyıda Yaşamak’ta, dille insan arasında incelikli bir köprü kuruyor. Bu şiirsel iç konuşma, aşkın iki insan arasında zamanla nasıl bir boşluk duygusu oluşturabildiğini araştırıyor.

Can Yayınları, 168 sf.
Dizi: Türk Yazarları
Tür: Roman


FANTOMA - SUÇ DEHASI
Marcel Allain - Philip Souvestre

Tüm zamanların en ‘kötü’sü Fantoma, ‘Suç Dehası’ ile yeniden okurların karşısında!
Paris’in üzerine düşmüş görkemli gölgesiyle bir kötülük abidesi gibi duran, bazen sırf zevk olsun diye suç işleyip ortalığa korku saçan, adını herkesin birbirine korkuyla fısıldadığı, ancak her zaman şık giyimi ve binbir yüzüyle (ya da hiç çıkarmadığı maskesiyle) güzel kadınları baştan çıkaran bir anti-kahramandır Fantoma. Açgözlülük ve intikam temel motivasyonudur onun. Özellikle kadınlara karşı yöneltilmiş sadizmi, genç-yaşlı, soylu-avam ayırımı yapmadan herkesi hedef almaktadır. Ve öte yandan öyle bir anti-kahramandır ki o, soylu hanımefendilerden kapıcılara, şairlerden işçilere, kübistlerden dadaistlere ve sürrealistlere kadar toplumun tüm kesiminin sempatisini de kazanmıştır. Öyle ki, Fantoma roman serisinin ilk kitabının yayımlanmasından bir yıl sonra, 1912’de şair Apollinaire tarafından Fantoma Dostları Derneği kurulur. İlk üyelerinden biri de Jean Cocteau’dur. Desnos’un ‘Fantoma’ adlı şiiri ise ünlü müzisyen Kurt Weil tarafından bestelenir.

Aragon, Colette, Raymond Queneau ve Pablo Neruda da Fantoma rüzgarına kapılanlar arasındadır. Picasso, Juan Gris ve Magritte de yeri geldiğinde tuallerine onun esrarlı yüzünü taşımaktan çekinmediler.

Serinin bu ilk kitabında, Paris ve civarında, art arda işlenen cinayetler ve gerçekleştirilen soygunlarla toplumda tam bir terör havası esmektedir. Ortada bir sürü isim dolaşırken emniyet birimleri de bu eylemlerin failini veya faillerini bulmak konusunda çaresizdir. Öte yandan deneyimli Müfettiş Juve, bütün bu olayların tek bir faili olduğunu düşünmektedir, ancak onu kıstırdığını sandığı her seferinde o, adeta görünmez olup sırra kadem basar. Ne zamana kadar mı? Tabiki, o yeni bir yüz ve kimlikle tekrar ortaya çıkana kadar.

Fantoma serisinin yaratıcısı Marcel Allain ve Philip Souvestre, başlangıçta L’Auto isimli bir otomobil dergisinin yazarlarıdır. Ancak bu otomobil dergisindeki yazılarından ötürü editör Arthéme Fayard’ın dikkatini çekerler. Sonrasında ise, ilk önce beş kitaplık bir seri ve ardından toplam otuz bir kitabı bulacak olan Fantoma serinin ilk adımları atılır.

1911 yılında serinin ilk kitabının yayımlanmasından buüne korku türünde polisiye edebiyatın bir fenomeni haline gelen Fantoma, sinemadan tiyatroya, şiirden müziğe ve resimden güzel sanatlara kadar birçok yapıta esin kaynağı oldu.

Güncel Yayıncılık, 304 sf.
Dizi: Fantoma- 1
Çeviren: Umut Kapdan


SÜRTÜŞMELER
Philippe Djian

Sert bir dil, psikolojik betimlemelerden arınmış yalın bir anlatım, kahramanların değil antikahramanların öykülerine odaklanmış gerilimli, yer yer şiddetli bir düzyazı ve brüt diyalogları aktarmadaki büyük ustalık; ünlü Betty Blue’nun yaratıcısı Philippe Djian’ın Fransa’da olduğu kadar ülkesi dışında da çok tutulan, çok okunan bir yazar olmasını sağlayan başlıca nitelikler arasında bunlar sayılabilir. Türk okurunun da yakından tanıdığı ve müptelalarının romanlarını sabırsızlıkla beklediği kült yazar Djian’ın son romanı Sürtüşmeler, Can Yayınları’nda.

‘Sürtüşmeler’de yine bir anti-kahramanla karşı k arşıyayız. İsimsiz anlatıcının onar yıl arayla yaşamından beş ayrı kesit aktardığı roman, ilk bölümde 11 yaşındayken, annesiyle babası arasında yaşanan kaotik, şiddetli bir “sürtüşme” ile başlar, son derece sahiplenici ve baskın bir karakter olan annenin, daha o yaşlarda bu anti -kahramanın yaşamının ayrılmaz bir parçası olacağı ve hayatındaki etkisinin ellili yaşlarından kesitler aktardığı son bölüme kadar sürekli hissedileceği açıktır. Anlatıcının yaşamı ve yazgısı neredeyse bütünüyle anne figürü etrafında biçimlenir. Nitekim son bölümde, kızı ve annesiyle, ayrıca hayatındaki kadınlarla yer yer “sürtüştüğü”, yer yer uzlaşmaya çalıştığı, kimi zaman hesaplaştığı birkaç panorama sunarken, anlatıcı son cümlelerini şöyle tamamlayacaktır:
“Daha sonra, annemin yanına gittim. Dışarıda tek başınaydı, branda bezinden bir koltukta oturuyordu, elinde sigarasıyla. Sigarasını söndürdüm ve başımı kucağına koydum.”

Djian’ın son romanı, olağan görünen yaşamlardaki anne-oğul, baba-oğul, oğul-sevgili, kadın-erkek, baba-kız odaklı karmaşık ilişki zincirlerini, gerilimli, sert ve zaman zaman da huzurlu diyaloglar ve sahnelerle aktarırken, okuru hep ayakta, hep diri tutmayı başarıyor. Bir yapboz olarak da niteleyebileceğimiz ‘Sürtüşmeler’de, anlatıcının hayatı hakkında dile getirmediği, atladığı parçaları tamamlamak da okurun düşgücüne kalıyor.

Can Yayınları, 144 sf.
Fransızca’dan çeviren: Aylin Yengin
Dizi: Çağdaş Dünya Yazarları
Tür: Roman


KANLI KEMİKLER
Bir Anita Blake Vampir Avcısı Romanı
Laurell K. Hamilton


“Haftada 7 gün 24 saat işbaşında bir vampir avcısı: Anita Blake”
Her roman bir dünya. Anita’yla sıradan geceler doğaüstüyle karışıp muhteşem maceralara dönüşecek. Hamilton,, Dünya Best Seller listelerinin değişmezi. Dünyanın en seksi vampir avcısının maceralarından oluşan serinin yeni kitabı ‘Kanlı Kemikler’, bitirmeden yerinizden kalkamayacağınız enfes, tempolu, kovalamacalarla dolu bir kitap. Vampir avcısı Anita Blake’in maceraları bugüne dek bütün dünyada iki milyon sattı. Maceraların yazarı Bayan Hamilton ise Amerika’da yaşıyor.
Avcı Anita beşinci macerasında yine vazife başında. Ama bugün her zamankinden daha da meşgul. Anita’nın kendi yeteneklerinden şüphe etmesine neden olacak iki iş birden çıkıyor: İki yüz yaşındaki cesetlerden oluşan koca bir mezarlığı diriltmek ve daha önce görmediği bir şekilde öldürülen Missourili gençlere ne oludğunu ortaya çıkarmak...
Hamilton, serinin beşinci kitabında yine mistizim ve vahşet öğelerini ustaca kullanırken ince bir mizah ile gerçek hayatı ti’ye almaktan da geri kalmıyor.

Laurell K. Hamilton (Yazar)
Laurell K. Hamilton’un yazdığı gizem, fantezi, büyü, korku ve romantizm temalı iki roman serisi de New York Times best-seller listesine girdi. Vampir Avcısı Anita Blake’in maceraları dünya çapında ik imilyondan fazla basılıp satıldı. Diğer popüler serisi L.C.’de özel dedektiflik yapan, peri prensesi Merry Gentry’nin maceraları ‘Gölgelerin Öpücüğü’ ile başladı; ‘Alacakaranlığın Öpücüğü’, ‘Ayışığının Baştan Çıkardığı’ ile devam ediyor. Bayan Hamilton, eşi, kızı, iki küçük buldog ve iki yarı küçük bulldog köpekleri ve sayısı devamlı değişen balıkları ile St. Louis Missouri’de yaşamakta.

Artemis Yayınları, 453 sf.
Çeviren: Mert Süğlün


RİKA’NIN BEYNİNDE
Levent Mete

1958 yılında İzmir’de doğağn Levent Mete, Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Psikiyatri doçenti olan yazar, şizofrenide düşüne, dil ve dikkat bozukluklarını konu alan çalışmalarıyla Türk Psikiyatri Derneği Ödülü’nü üç kez kazandı. Roman yazmaya başladığı zaman mesleği kaçınılmaz olarak Mete’ye eşlik etti.

“Rika’nın Beyninde” ile roman yolculuğuna devam eden Levent Mete, bu kez önceki romanı ‘Terapi’dekine benzer bir konuyu ele alıyor. Ancak bu kez yarattığı kahramana dışarıdan değil, içeriden bakıyor. Roman, liseli kız Rika’nın beyninde geçmekte. Levent Mete iyi bildiği bir konuyu bu romanında yine yüksek bir yazınsal yapıta dönüştürmüş. Bu romanda beyin, bir roman mekanı olarak yeniden kurgulanmış. Yeni kurgulanan bu beyin fantastik bir gezegen gibidir. Dağları, ovaları, gölleri, denizleri vardır. Hatta büyük şehirleri, ırmaklarının üzerinde köprüleri, kahramanları, hizmetçileri ve canavarları vardır. Beyin bir alt dünyadır; günün birinde bir bilim adamı bütün beyinlerin bir merkeze bağlanabileceğini keşfetmiş ve bundan sonra beynin ölümsüzlüğü ve başka beyinlere girilebileceği bir bir anlaşılmıştır.

Genç Rika, bir gün psikolojik bir sarsıntı geçirince bunu sıradan bir olay, bir rahatsızlık zanneder. Oysa biz okurlar bu rahatsızlığı beynin içinde gözleme olanağı buluruz. Örneğin bir krizde, beynin içindeki gökyüzünde şimşekler çakar, hava bulutlanır. Beynin içinde yolculuk ettiğimiz ekibimizde bilim adamlarından ajanlara, Rika’nın arkadaşlarından ailesine kadar kimler yoktur ki... Irmakların üzerindeki köprülerden geçer, Rika’nın rahatsızlığını enine boyuna inceleriz.

Levent Mete, “Rika’nın Beyninde”de bugüne kadar kendi yazdıklarından epey farklı bir çalışma yapmış. Ama onun öbür romanları gibi bu romanı da Türk edebiyatı içinde benzersiz. Mete, okurun hem yazınsal bir tat alacağı, hem de psikolojik olayları somut biçimde inceleyeceği, görebileceği bir roman yaratmış. Böylece her iki okura da seslenmiş. Okur ister psikoloji kitapları meraklısı, ister sıkı bir edebiyat okuru olsun; “Rika’nın Beyninde” her ikisini de saracak türden bir eser.

Geçtiğimiz yıl yayınladığımız “Büyücüler” ile dikkat çeken Levent Mete, 2004 yılının ortalarında yeni basımını sunduğumuz ‘Terapi’ ile kendi okur kitlesi ile bir kez daha buluşmuştu. Son romanı “Rika’nın Beyninde” ile de yerini sağlamlaştırıyor.

Can Yayınları, 206 sf.
Dizi: Türk Yazarları
Tür: Roman


KUMARBAZIN ŞANSI
- Einarinn’in Üçüncü Öyküsü -
Juliet E. McKenna


Bir orman halkı ve bir dağ adamının destanı...
Juliet E. McKenna fantastik kurgu hikayelerle çocukluğundan beri ilgilendi. Diğer dünya olasılıklarının coşkulu büyüsüne küçük yaşta kapılan yazar kendini klasikleri okuyarak yetiştirdi. Şu anda İngiltere’de yaşıyor. ‘Kumarbazın Şansı’, McKenna’nın ‘Kılıç Ustasının Yemini’ ve ‘Hırsızın Kumarı’ndan sonra yazdığı üçüncü kitap.

McKenna’nın tüm dünya okuru tarafından tanınan hırsız kahramanı Livak, ‘Kumarbazın Şansı’nda cesaret ve yeteneklerini ortaya koyuyor. Bu kez Elietimm büyülerine karşı güzel soyguncunun kalbini çalan asil kılıç ustası, Ryshad da yanında. Artık karşısında onu ve sevgilisini bekleyen bir gelecek var. Tabi ki eğer Livak, İmparatorluğun kendisini düşmanlarına karşı korumasını sağlayacak kadim, güçlü ve unutulmuş bir büyüyü de ele geçirebilirse. Ama bu kayıp sanatların gizlerine göz diken başkaları da var.

Juliet E. Mc Kenna (Yazar)
Juliet E. Mckenna’nın fantastik kurgu hikayelere merakı Winnie the Pooh ve İlyada ile başlayarak çocukluğundan bu yana sürdü. Başka dünyalara ve onların insanlarına duyduğu bitmek bilmez hayranlığı daha sonra Oxford, St. Hilda Kolejinde klasikleri okumasında önemli rol oynadı. Personel departmanında çalışırken çeşitli eserler okudu ve kendisi yazmaya başladı. İki yıl kitap satıcılığı ve anneliği beraber götürdükten sonra şu sıralar ailesiyle beraber yazmaya devam ediyor. Eşi ve çocuklarıyla Batı Oxfordshire’da yaşıyor. Uzun yıllar öğretmenlikle uğraşırken, aynı zamanda BBC Newcsatle Radyosu’nda kitap eleştirmenliği ve Durham Okuma Kaynakları Merkezi’nde danışmanlık yaptı; çocuk kitapları fuarları düzenledi.

Artemis Yayınları, 596 sf.
Çeviren: Barbaros Bostan


KENDİME DÖNEBİLSEM
Kamuran Tümay Yıldız

Kamuran Tümay Yıldız 1968 Ankara doğumlu. İTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu. ‘Kendime Dönebilsem’ ilk romanı.
Romanın ilk sayfalarından itibaren hepimizin hafızasında derin izler bırakan bir dönemi hatırlayacaksınız.

Saçlarının kesimi, bıyıkları, giydikleri parka, kullandıkları kelimeler siyasi kimliklerle ilgili ip uçları veriyordu. İlla ki bir tarafa aittiniz, değilseniz de olmak zorundaydılar.

Kayıp bir nesil!!!
Ellerindeki kitabı gazeteye sararak taşıdılar, bir tepki almamak için. Kamuran Tümay Yıldız, o döneme ait gerçek öyküleri, yaşanılan kayıpları ve kayıp bir nesli anlatıyor.

Belki romanı okurken kahramanımız Kürşat’ın yerine kendinizi hatırlayacaksınız ya da bir büyüğünüzü.
Kürşat, Yusuf ve Kenan... Ateşin ortasında filizlenen Sevda, Güneyoba Köyü’nden Ankara’ya okumak için geliyorlar üçü de... Yolları ayrılıyor sonra...
Tek ortak yanları yaşadıkları zaman...

Sokaktaki anlamsız karmaşanın, diyetini en ağır şekilde ödeyen bir neslin örnekleri onlar.
Ortalık süt liman... Ya hapishaneler?!! 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye manzaraları.
Ülkeye hakim olan alabildiğine puslu bir hava... Duvarlara slogan yazabilme uğruna tükenen yaşamlar... kendisi ile hesaplaşması mümkün olamamış bir nesil.

Aylardan Eylül ve 12’si...
Kendine dönemeyişin bedeli.. Belki de tarihin, karşılığı en ağır ödenen diyeti. İflas etmiş vücutlar...Kalıcı hasarlar...

Timaş Yayınları, 200 sf.
Tür: Roman


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları