|
|
|||||
![]() |
| Fehmi Koru: Yine anlık fotoğraflar çekmeye çalışıyoruz. Tabi bizim görevimiz gazeteciler olarak her türlü ihtimali gündeme getirmektir. Ama birdenbire bu ilişkilerin berhava olduğunu, bittiğini, öldüğünü, Türkiyenin batıya dönük yüzü, 200 yıldan fazla süredir devam ediyor. Bu birdenbire şu anda herhangi bir iktidarla değişecek değildir. Oğuz Haksever: Bu sözlerinizi, belirli bir bilgiye dayandırdığınızı da söyleyebilir misiniz? Partiyle, haber kaynaklarınızla bağlantılarınız... Fehmi Koru: Benim görebildiğim kadarıyla özel bir bilgim yok. Yani, bunu soru olarak yöneltmiş değilim. Oğuz Haksever: O sözlerden hareketle... Fehmi Koru. Propagandalarında kullandıkları söyleme bakıyoruz, parti programına bakıyoruz, hükümet programına bakıyoruz. Şu söylediğim çerçeve içerisinde mümkün mertebe Tarhan Erdem: Fiillere bakıyor musunuz? Fehmi Koru: Fiiller dediğiniz eğer... Tarhan Erdem: Üç aydan beri fiillere bakıyor musunuz? Fehmi Koru: Bu savaşla ilgili mi? Tarhan Erdem: Hayır, hayır, hepsine... Hasan Cemal: Kıbrıs olsun, Güneydoğu olsun... Tarhan Erdem: Sayayım bir iki tane... Fehmi Koru: Sayılanlardan öte bir şey mi sayacaksınız? Yani, Kıbrıs ve.. Tarhan Erdem: Kıbrıs meselesi değil, Fehmi Bey. Bir meseleyi tayin etmeye çalışıyoruz. Böyle bir şüphe var. Bu şüphe yeni de değil. Tayyip Erdoğan yüzde 34 oyu aldığı ilk gece saat 21.30da Avrupa Birliğine dönüküm ben, dedi. Ama şu ana kadar Avrupa Birliğine dönük olması için gerekenlerin bana göre hiçbirini yapmadı. Gerçekten... Fehmi Koru: Meclisin bu kadar uyum yasası çıkarmasını... Daha açılır açılmaz... Tarhan Erdem: İsterseniz tartışırız.. Fehmi Koru: Biz tartışıyoruz zaten. Yani, Avrupa Birliğine dönük değil mi onlar? Yani meclisin çıkardığı uyum yasaları. Mehmet Barlas: Şimdi, Fehim Bey, Avrupa Birliği konusunu AKP, bir kenara itti, unuttu. Fehmi Koru: Ben de bu işleri bürokratlarıyla konuşuyorum. Ve... Mehmet Barlas: Tasarılar bekleyeceği... ceza kanunu... Tarhan Erdem: Kusura bakmayın bunu üzülerek söylüyorum. Fehmi Koru: Bunları söylemek hakkınız ama... Bilinenler de...Diyorsunuz ki, hiçbir şey yapmadı. Halbuki meclisi iki ayrı defa sırf bu uyum yasaları için çalıştıran bu hükümet. Tarhan Erdem: Bakın Fehmi Bey, 25 Aralık 2002 tarihinde insan hakları komisyonu başkanı dedi ki, eğer bir önerge gelirse, bir istek olursa, biz gayet tabi savaşa karşıyız. Ben, savaşın karşısında oy vereceğim, dedi. Hiçbir ciddi iktidar partisi başkanı, hiçbir ciddi hükümet başkanı buna müsaade etmez. Duyar duymaz der ki, bildiği yere kadar gider. Türkiye, bunları yaşadı şimdiye kadar. İlk defa biz politika yapmıyoruz. Fehmi Koru: Biz diyoruz ki... Tarhan Erdem: Şimdi, bunu söylemediğine göre, bakınız, Meclis Başkanının tutumu. Meclis Başkanı, iki ihtimal vardır, ya iktidar partisi başkanını tanımıyordur, böyle bir ikinci dereceye atıyordur. Veya beraber karar veriyorlardır veya birbirine izin veriyorlardır. Bunun ikisi de çok tehlikeli. Hasan Cemal: Tabi, meclis başkanının olayında bir de şu var. Sürekli eğilimini açıkça belli etti. Her iki tezkere öncesinde de... Tarhan Erdem: Evet. Fehmi Koru: Ama sadece o konuda değil, başka konularda da bağımsız davranmıyor mu Bülent Arınç? Tarhan Erdem: Bir kere bir TBMM başkanı icra konusunda, icranın ilgilendiği bir konuda fikir beyan edemez. Fehmi Koru: Ama meclisin ilgilendiği bir konu. Tarhan Erdem: Hayır efendim, olur mu öyle şey. Fehmi Koru: Tezkere meclisten çıkmıyor mu? Tarhan Erdem: Hayır efendim o hükümet meselesi. Hayır, öyle bir şey yok. Fehmi Koru: İcrayla bir ilgisi yok ki onun. Tarhan Erdem: Olur mu? Fehmi Koru: Meclisin yetkisinde değil mi? Tarhan Erdem: Şimdi, hangisi icradır hangisi değildir onu ayrıca tartışalım, ama kabul buyurunuz ki bir an için, tezkere meselesi, yani dış politika meselesi, yüzde 100 yürütmeyle ilgili bir meseledir. Kaldı ki, yasamayla da ilgili olsa, niçin meclis başkanları tarafsızdır. Bunun bir sebebi olmak lazım gelir. Meclise gelen her kanun hakkında, her teklif hakkında, meclis başkanının fikri öğrenilecekse bu memleket tarafından daha müzakere edilmeden. Yani, milletvekili olarak arkanızdaki adamın konuştuğunuz konu hakkında ne fikirde olduğunu biliyorsunuz, oraya meclis mi denir? O adama bağımsız mı denir? Böyle şey mi olur? Bunun karşısında tarafsız kalan bir iktidar partisi başkanı, başka niyetler addetmekte müsaadenizle ben mazurum. Kusura bakmayın. Böyle bir şey mi olur? Oğuz Haksever: Orada bir iktidar mücadelesi... Tarhan Erdem: Ama iktidar mücadelesinin alanı vardır. Olmayacak, girilmeyecek alanlar vardır. Ruşen Çakır: Yani, şey diyor, başbakan tarafsız kaldı, meclis başkanı taraf tuttu, diyor. Biraz öyle bir imaj oluştu. Hasan Cemal: Tabi bu birlik bütünlük meselesi, birlik bütünlük penceresinden AKPye baktığımız vakit, özellikle bu tezkerenin reddedilmesi sürecinde ve reddinden sonra, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan ekseninden hemen söz edilmeye başlandı. Ve tarafların yakın çevrelerinden birbirlerine dönük eleştiriler kapalı kapılar arkasında değil, açık kuliste ifade edilmeye başlandı. Yani, bu bir antr parantez. Oğuz Haksever: Nuray Hanım, meclis başkanının tavrı meselesi parti içinde acaba nasıl yankılanıyor? Buna dair bir takım işaretler aldınız mı? Dikkat çekici bir meseleydi gerçekten. Nuray Mert: Hayır, bir intibam yok bu konuda. Yani, Tarhan Beyin itirazına katılabiliriz. Çünkü onun yaptığı itiraz, prosedüre ve teamülllere ilişkin bir itiraz. Bu çok da seslendirilmiş bir şey değil. Yani, daha ziyade Bülent Arınçın dillendirdiği şeyler tartışıldı. Ama, bu tür bir itiraz fazla seslendirilmedi, o zamanda ve haklı bir itirazdır. Yani, madem ki meclis başkanının tarafsız olması gerekir, oradan politika yapmak ne derece doğru bir şeydir. Bu rahatlıkla itiraz edebileceğimiz bir şey. Hazır konusu açılmışken. Ertuğrul Beyin konuşmasının üzerine yorum yapamadık. Ben, yazılarını da okuyorum ve yaklaşımını çok garipsiyorum her zaman. Çünkü bu konuda, savaş konusunda sürekli olarak dillendirdiği, altını çizdiği bir şey var. Yine, deminki konuşmasında da bahsetti, işte Türkiyenin aktif rol oynaması. Bu şansı kaçırdı. Türkiye krizi iyi yönetemedi yorumuna katılmak lazım. Sadece iktidar değil, belki bütün Türkiyede savrulmalar, şunlar bunlar oldu. Veya biz zaten savaşa hazırlıklı değildik, bunu yeterince tartışmadık. Ben de bundan çok şikayet ediyorum. Fakat diğer taraftan, yazılarında da şimdiki söyleminde de çok şaşırtıcı bir şey var. İşte, kamuoyu karşı olabilir ama, dedi, demin de... Sıkça da bunu dile getiriyor. Kamuoyu karşı olabilir ama tarihi anlarda liderlik odur ki, devreye girer ve kamuoyunu dikkate almaz. Bu açıdan da mesela Tony Blairi çok beğeniyorum. Şimdi bu yaklaşımı anlamak mümkün değildir. Yani, eğer kamuoyları dikkate alınmayacaksa, tarihin şu veya bu anında, demin dediğimiz gibi, o zaman demokrasiden bahsetmenin bir manası yoktur. Yani kamuoyunu dikkate almayan rejimler, Ortadoğuda olunca adı diktatörlük, İngilterede olunca liderlik mi, oluyor? Yani, bunun adı Tony olduğu zaman, biz buna, ama hiç önemli değil kamuoyunun dikkatini almak. İşte yaşasın lider dediğin böyle olur, diyeceğiz. Adı Hüseyin olduğu zaman kötü mü diyeceğiz? Yani, bunu bir mantığa oturtmanız mümkün mü? Aynı şey... Hasan Cemal: Mesela zam yapıldı, bununla ilgili bir kamuoyu yoklaması yapsanız, zam, yapalım mı, yapmayalım mı? Yüzde 100 zam yapmayalım, çıkar. Ama zam yapmak.. Zam yapma olayı, ekonomi politikasının gereği olmuş ve aş ve iş sorununun çözülmesi için çok önemli bir adımdır. Şimdi, kamuoyuna bunu sorduğunuz vakit, hayır cevabı alırsınız. Bunun tersini yaptığınız vakit de hakikaten, devlet adamlığının gereğini yapmış olursunuz. Şeyi söylemek istiyorum. Kamuoyu eğilimleri.... Nuray Mert: Bu bir piyasa dengesi ama benim çok hazettiğim bir yaklaşım değil. Ama... Hasan Cemal: Ben şunu söylemek istiyorum. Yani, kamuoyu eğilimleri, kamuoyu yoklamalarıyla bir ülke dünyanın hiçbir yerinde yönetilmez. Demokrasilerde de yönetilmez. Eğilimler gözönünde tutulur. Ama bazen öyle bir noktaya gelirsiniz ki... Şimdi Irak dolayısıyla konuşmuyorum bunu... Fehmi Koru: Biz onu konuşuyoruz. Hasan Cemal: Bir dakika ben... Kamuoyu yoklamalarıyla ilgili... Öyle bir noktaya geldik ki kamuoyu yoklamalarını göz önünde tutarsanız demokrasi, değilse demokrasi değil. Ona itirazım var. Nuray Mert: Tabi kamuoyu yoklamasından bahsetmiyorum. Kamuoyunun görüşünün çeşitli şekillerde dikkate alınmasından bahsediyorum. Yoksa dediğiniz gibi, her kamuoyu.... Hasan Cemal: Demokrasi olmuyor.. Nuray Mert: O da zaten çok büyük ülkelerde olamıyor biliyorsunuz. Her kararda başvuramadığınız gibi. O, kamuoyu yoklaması yapalım ona göre karar verilsin değil, daha yeni seçimden çıkmış bir hükümet. Ve seçim bir kamuoyu yoklaması bu manada. Demokrasilerde çeşitli şekillerde toplumsal talepler ve temsiller işliyor biliyorsunuz. Seçim bir yolu, kamuoyu yoklamaları bir yolu, sivil toplum kuruluşları görüşleri bir yolu.. Bu konularda hepsinin toptan bir konsensüsü varken, diyorum, savaş konusunda çok geniş bir muhalefet varken, bir sürü yerden gelip... Ertuğrul Bey sürekli olarak o önemli değil, cumhurbaşkanı evet, tereddüt içinde ama cumhurbaşkanı zaten önemli değil... bu işlerden anlamaz, işte CHP şu bakımdan devre dışı kalsın.... Hasan Cemal: Tezkereye karşı olmakla tezkereye taraftar olmakla savaş ve barış meselesini bu kadar birebire indirgemeyelim. Ben örnek veriyorum. Ben savaşa karşıyım fakat tezkerenin geçmesini Türkiyenin çıkarları açısından doğru olduğunu söylüyorum. Şimdi bu iki noktada itirazım.. Mehmet Barlas: Hepiniz lise münazarası gibi, Ertuğrul şunu dedi, Hasan bunu dedi... Nuray Mert: Görüş açısından, şahıslar, siz söz konusu değil de, dillendirilmiş görüş var. Biz de mecburen referansla konuşuyoruz. Mehmet Barlas: Çapı çok büyük bir olay var. Yani, 2. Dünya Savaşından bu yana bölgede ve dünyada meydana gelen en büyük olay belki. Şimdi burada Ertuğrul onu dedi, sen bunu dedin. Ben size söylüyorum. Ben, yaşadığım dönemde gördüğüm en önemli olaylardan biri. Berlin duvarının yıkılması hafif kalıyor. Şimdi burada şunu tartışsak, bakın... Tamam savaşa karşısınız, ben de karşıyım. Bush da şey.. Ayrıca Bush ne olursa olsun, fakat bir şey var. Bu çok yaygın biçimde ülkeyi yönetenlerde, aklı çalışanlarda, Türkiyede demokrasi ve de rejim tehlikeye girebilir. Türkiye, Arjantin gibi olabilir. Türkiyenin işte 1947den beri devlet, ordu ve Amerika. İki tane temel taşı. Bu temel taşlardan biri yıkılıyor. Oysa yıkılmaz, yıkılmaz da... Yani, siyasi partiler kapatılar filan ama bu iki temel kalır. Şimdi hem bu kadar büyük bir global değişiklik var. Hem de bir ayak yıkılıyor. Keşke Amerika yapmasaydı bunu keşke, Saddam daha önce gitseydi, bunları konuşmuyoruz. Burada bizim, yani gazeteci olarak, düşünür olarak, yarına dönük müthiş bir olayın içinde yaşıyoruz. Vardır ya işte aynı öyle, örneği veriyorum. Dünyayı sarsan on güç. Millet, St. Petersbourgda 7 Kasım 1917de tiyatroya gider. Şehrin öbür tarafında Kadet kışlık sarayı baskını yaptılar. Kimse farkında değildi Sovyet ihtilali olduğunun. Çünkü içinde yaşıyordunuz. Böyle bir olağanüstü çapta olay, bu Türkiyede rejimi sürükleyebiliyor. Bu Türkiyede ekonomiyi sürükleyebilir. Türkiyenin bütünlüğü bile tartışma konusu olur. Bu kadar büyük bir olay. Bunun için de böyle lise mülahazası gibi, benim tezim daha doğru... Ondan sonra ben zaten... Nuray Mert: Hayır, çok büyük bir olay olduğu için konuşuyoruz. Niye lise mülahazası oluyor, şimdi durup dururken. Yani, neden sizin dilinizden döküldüğü zaman normal bir görüş oluyor, biz konuşurken lise mülahazası oluyor, anlamak mümkün değil. Mehmet Barlas: Siz genç olduğunuz için. Nuray Mert: Hasan Beyle konuşuyorum, o da genç tabi ama biz ikimiz de orta yaşlıyız. Mehmet Barlas: Ama bu tür tartışmaları.... Hasan Cemal: Şimdi burada Mehmet genellikle ölçüyü kendisi koymayı ister. Yani, bizler bu olayın büyüklüğünün sanki farkında değiliz. Burada bir konu açıldığı için ona bir saptama yaptık, o kadar yani. Mehmet Barlas: Ben görüşümü açıklarken, böyle hızlı hızlı söylüyorum. Hasan Cemal: Ben de aynen hızlı hızlı söylerim... Mehmet Barlas: Ben, kimsenin sözünü kesmedim. Hasan Cemal: Valla, aynı şekilde böyle klasik Mehmet Barlas bilgiçliği, işte Kadetler geldi, onlar bunlar oldu. Mehmet Barlas: Hasan, sen komplekse kapılmayı bırak. Ben konuşurken lafımı kesmene rağmen dinliyorum. Hasan... Hasan Cemal: Sataşmadan konuşmayı öğrenirsen, daha memnun oluruz. Sataşma... Mehmet Barlas: Ben sana lagar filan diyor muyum? Bir saat vakitte beş dakika bir şey anlatıyor, diyor muyum? Böyle bir şey demiyorum ben sana. Ben diyorum ki.. Hasan Cemal: Yine sataşıyorsun. Mehmet Barlas: Senin söylediğine cevap veriyorum. Hasan Cemal: Sataşmaya gerek yok. Mehmet Barlas: Bırak kavgacılığı, burada fikir konuşuyoruz. Hasan Cemal: Bu fikir değil ki.. Senin malumatfüruşluğunu dinlemek zorunda değiliz ki. Mehmet Barlas: Yani, malumatfüruşluk değil. Konuştuğumuz olay şu. Burada çok büyük bir olay var. Hasan Cemal: Biz de biliyoruz büyük olduğunu... Mehmet Barlas: Senin bildiğinden bahsetmiyorum ki, bu küçük hanım diyor ki? Nuray Mert: Ben, küçük hanım değilim. Mehmet Barlas: Hanımefendi diyor ki, seni desteklemek için ama sen bunu anlamak durumunda değilsin. Hasan Cemal: Nasıl değilim. Mehmet Barlas: Değilsin yani. Hasan Cemal: Düzgün konuş. Mehmet Barlas: Sen düzgün konuş ya.. Hasan Cemal: Küçük hanım bilmem ne, mülahaza... Mehmet Barlas: Saçmalıyorsun. Hasan Cemal: Saçmalamıyorum. Oğuz Haksever: Bu konu gerçekten önemli bir konu, kimsenin bir itirazı yok. Mehmet Barlas: Yani, yarın rejim gidebilir, onu söylüyorum. Ertuğrul onu dedi, bu bunu dedi.. Bunun ötesinde bir olay var, çok büyük bir olay var ortada. Nuray Mert: Ben gerçekten Mehmet Bey ama, Hasan Cemal halkı, niye tedirgin olduğunuzu anlamadım. Tabi ki Ertuğrul Özkökün ne dediği önemli. Tabi ki Hasan Cemalin tabi ki Tarhan beyin... Yani, niye önemsiziz. Burada bu yüzden bulunmuyor muyoruz yani. Mehmet Barlas: Yani, savaşa karşı olanlarla savaştan yana olanlar meselesi değil. Türkiyenin geleceği meselesi söz konusu. Nuray Mert: Tamam bir takım alt başlıklarla tartışıyoruz yani. Oğuz Haksever: Bu ekonomik sıkıntının içerisinden nasıl çıkacağız? Görüyor musunuz hükümette bu iradeyi, bu yapıyı veya bu gücü? İşin ekonomik boyutunu halledebilecek mi? Ruşen Çakır: Şöyle bir şey oldu. Hayatımda ilk defa bir banka genel müdür yardımcısı beni aradı ve dedi ki, ya, Reuterse bir haber düştü, sadece hava koridoru açacaklarmış, dedi. Bir arkadaş aracılığıyla duymuş, siz bilirsiniz, doğru mudur, evet, biliyoruz. Sadece hava koridoru olacaktı. Doğru haberdi ama ilk Reuterse düştüğünden, herhalde böyle olacak dedim. Ve adam başladı kıyameti koparmaya... Haklı kendince belki ama ben de ona dedim ki, bu hükümete bütün bu kredileri siz verdiniz, şimdi hemen çekiyorsunuz. Ne bekliyorsunuz yani, bu hükümetten bu şeyi.. Bu hükümetten bu kadar hep kendi kafanıza göre ani, doğru yanlışını tartışmak bir kenara, kriz çıkıyor çıkıyor ve bu hükümetten şey bekliyorsunuz. Anında kendi istedikleriniz olsun. Burada garip bir şey var. Bu piyasa filandan çok anlamam ama piyasa denen şeyle beraber artık hep aklıma faiz lafı gelmeye başladı. Yani bir piyasa faşizmi gibi bir şey oldu. Yani, şimdi bunlar doğru olabilir. Bunlar doğru olabilir, faizler yükseliyor. Her faiz yükselişinde 1 milyar dolar filan. Ama ondan sonra da şöyle bir olay oluyor. İnsan, tamam piyasayı bir kenara koyun. Türkiyenin bir takım uluslararası ilişkilerind vs.de ne yapması gerektiğini çıplak olarak yapamayacak mı? Mesela Sakıp Sabancı geçen gün şey demiş, işte büyük bir piyango, talih kuşunu kaçırdık mı ne. Hasan Cemal: Bak nedir biliyor musunuz, piyasa? Faizler yükseldi. Ruşen Çakır: Tamam biliyorum... Öğrendik sayenizde. Hasan Cemal: Senin gazetenin ilan gelirleri azaldı. Senin maaşlar da gecikmeye başladı. Fehmi Koru: Şu anda Irakta insanlar ölüyor. Gazetenin reklamını söylüyorsun. İnsan canını niye söylemiyorsun? Hasan Cemal: Bir dakika... Bir dakika. Böyle demagoji, ucuz şey yapma. Şundan dolayı yapma. Ben savaşa karşıyım. İnsanların ölmesini isteyecek burada kimse yok.. Faizlerin düşmesi için insanların ölmesi gerekir diye denklem kurmuyoruz burada. Bu söylediğiniz çok ayıp bir şey... Fehmi Koru: Yüksek sesle savaşa karşı çıksaydın, belki bu savaşı sen önlerdin. Hasan Cemal: Ben savaşa her zaman karşı çıktım, barışı yücelttim. Ama tekrar ediyorum. Türkiyenin engelleyemeceyeği bir savaşta uğrayacağı zararları en aza indirmek için o tezkerinin geçmesini savundum. O tezkerenin geçmesi, Türkiyenin savaşa girmesi demek değildi. Nuray Mert: Şimdi Hasan Cemal diyor ki, Türkiyenin bir takım lüksleri yok. Yani, lüksü yok, dediği nokta, aslında bu işte Kuzey Irakta asker konuşlandırma... Yani siz, savaşı istemeyebilirsiniz, belki o savaş düzeneği olmadığını düşünebilirseniz. Ama ben de rahatlıkla düşünebilirim. Bu yönde de görüşler var. Yani, bunun tamamiyle Türkiyeyi savaşa sokmak olacağı yönünde. Bu konuda da açıklık yok. Sizin intibaınız olmayacağı, benim intibaımın olacağı yönünde. Dolayısıyla ben bunu çok afaki ve önemli bir konu olarak, hayati bir konu olarak görüyorum. Bütün hepimizin hayatını, geleceğini belirleyen bir konu olarak görüyorum. Dolayısıyla böyle bir konuda, yani, piyasa böyle diye, bu konuda çok ciddi bir itiraz etme lüksüm yok diye, bu şeyi kabul etmem mümkün değil. Türkiyede bunu kimsenin kabul etmesi mümkün değil. | ||||
Albay Öz, Mecliste geldi ama konuşmadı |
|||
|
|||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Güncel | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür & Sanat | Spor | Hava Durumu | Haber Özetleri | Arama | NTVMSNBC Hakkında | Yardım | Spor Yardım | Tüm Haberler | Araçlar | NTVMSNBC Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |
|||||||||||||||||