irkaç gün önce Ankara’dan Washington’a dönüyordum. Uçuşumuz Münih aktarmalıydı. Münih havalimanı, rahat, ferah, geniş, hatta hoş bir yer. Benim gibi havaalanı fobisi olan birisi için bile sıkıntı yaratmıyor. Washington uçağının kalkışı için iki saat var, ama ben vakit geçirmeden ilgili bölüme gidiyorum; çünkü ilave güvenlik tedbirlerinin zaman aldığı anonsları yapılıyor. Amerika’ya gidecek uçaklar, dünyadaki başka havalimanlarında olduğu gibi, Münih’te de havaalanının en ucundaki özel korumalı uçuş kapılarından kalkıyor.
Varışınızda da yine sıkı güvenlik önlemleri arasında işlemlerinizi tamamlayıp, valizinizi bulup taksiye bindiğinizde, ancak rahatlıyorsunuz.
Haberlere bir göz attığınızda, İç Güvenlik Bakanlığı, ardından da CIA tarafından, 2 Kasım’daki başkanlık seçiminden önceki döneme ilişkin yoğun terör uyarıları yapıldığını duyuyorsunuz.
Bunların hiçbirini eleştirmiyorum aslında. Başından hiç ummadığı şekilde 11 Eylül gibi bir bela geçen bir süper devletin, kendisini korumaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Eee, benim işim de burada, görevim burada olanları Türkiye’ye yansıtmak. Dolayısıyla misafir umduğunu değil bulduğunu yer, benim de bu koşullardan şikayet etmeye hakkım yok, şartlar bu. Beğenmiyorsan burada oturma.
Tamam kendimi anladım, burada oturan, çalışan Türkleri, yabancıları anladım. Pek o kadar kolay anlaşılamayan, bu koşullardaki bir ülkeye turist olarak gezmeye gitmeye gerek var mı?
ABD’ye neden gidilir?
Ya da neden nispeten huzurlu, rahat Avrupa yerine gergin, terör korkusu altında yaşayan Amerika’ya gezmeye gidilir ki?
Yanıtlardan biri, dünyadaki popülaritesinin azalmasına karşın, tek süper güç olarak Amerika’nın hâlâ özellikle görmeyenler için büyük ilgi uyandırması, dünyanın diğer yerlerinden farklarının bazılarını büyülemeyi sürdürmesi.
Ben rasyonel bir sebep daha söyleyeyim. Ülke dışında gezenler için alışveriş önemliyse, Amerika avantajlı bir yer. Çünkü özellikle doların euro karşısında önemli değer kaybetmesinin ardından Amerika, Avrupa ülkelerine oranla çok daha ucuz, aradaki fark az buz da değil.
Dönemin yoğunluğuna göre zaman zaman ‘kafayı yiyen’ New York’taki otel fiyatları dışında hemen herşey, Avrupa’daki muadillerinden daha ucuz Amerika’da; en başta da giyim kuşam olmak üzere.
Benim bir teorim var. Mesela çeşitli ülkelerden beşer kişilik ekipler oluşturulsun, dünyanın herhangi bir kentine götürülsün, ellerinde 200’er dolar ve bir de öncelikli alışveriş listesi verilsin. İki saatlik bir alışverişten sonra da herkesin aldığı karşılaştırılsın. Ben, böyle bir durumda Türk ekibinin, o süre içinde diğer ekiplerden daha fazla ve kaliteli malı daha ucuza satın alarak dünya birinciliğini elde edeceğine eminim. Türkler’in alışveriş becerilerinin yüksekliğini, burada beş küsür yıldaki deneyimimde defalarca teşhis ettim.
Dolayısıyla ey Türk milleti, imkanınız varsa, Batı’ya açılabiliyorsanız, alışveriş için Amerika’ya gelin.
Gelelim Washington’a...
Bu aşamada, ABD’ye gezmeye gitmek için en az bir neden bulduk. Şimdi de “niye Washington’u ziyaret edelim ki” sorusuna yanıt arayalım.
Sadece 570 bin nüfuslu Amerikan başkenti, ülkenin doğusunun orta bölümünde, Virginia ile Maryland eyaletleri arasına sıkışmış bir şehir. Washington’ın bittiği yerde, yerleşim ve iş alanları aynen devam ettiği için kentin daha geniş metropol nüfusu 4 milyonu buluyor.
Washington’ın nüfusunun üçte ikisi siyah. Ancak siyahların yaşadığı ve suç oranının ABD’nin en tepesinde yer aldığı bölüm dışında, maddi durumu tartışılmaz daha iyi olan beyazların ağırlıkla oturduğu, resmi binaların çoğunun, diplomatik temsilciliklerin yerleştiği kentin kuzeybatısındaki kısım, esas Washington olarak tanınan yer.
Benim bir başka teorim, dünyanın en zeki, ihtiraslı, yetenekli ancak gergin insanlarının önemli bir yüzdesinin Washington’da oturduğu... ABD’nin, bazılarına göre de dünyanın yönetildiği bu kent bir rekabet makinası. Yönetimdekilerin ve yönetime gelmek isteyenlerin, yükselmek için ter dökerken rakiplerinin gözünü oymaya çalışan insanların yaşadığı, hırs, umut ve hayalkırıklığı başkenti Washington. Bunun bedeli de Washington’daki herkesin muzdarip olduğu gerginlik hastalığı.
Nüfusunu bu tip insanların oluşturduğu Washington, haliyle New York gibi gece hayatının, eğlencenin parlak olduğu bir kent değil. Ama önemli güzellikleri var. Özellikle de doğa.
Soğuk kışlar, tropikal yazlar...
Geçen günlerde Ankara’nın kuru havasını ne kadar hoş bulduğumu düşünmüştüm. Tabii bedeli, kent dışında yer yer çöle yakın bir bitki örtüsü. Washington ise tam tersi. Çok nemli, çok yağmurlu, yazları neredeyse tropikal denilebilecek bir iklimi var. Bunun karşılığı da, doğanın güzellliği.
Yaz demişken, Washington’ın dayanılmaz boğucu havası bu mevsimde hakim. Kışlar ise soğuk, zaman zaman karlı. Yazın böylesine tropikal özelliklere sahip bir kentin, kışın nasıl yer yer Moskova’ya dönüştüğünü görmek inanılmaz birşey. Washington’ın ilkbaharları kısa, kıştan yaza geçiyorsunuz birkaç haftada. Bana göre en güzel mevsim sonbahar. Eylül’den Kasım ortasına kadar genellikle güneşli, nispeten kuru, oldukça istikrarlı ılık bir havası var.
Kentin içindeki ormandan, dereler geçiyor. Sonbaharda agaçlarının yeşilden bordoya kadar her rengi taşıdığı bir renk festivaline şahit oluyorsunuz, hem de şehrin tam ortasında.
İşte Washington’ı görmek için bir neden. Amerika’nın kuzeydoğu bölgelerinde tabiat belki en az Washington kadar güzel, ama aynı anda hem ABD’nin başkentinde, hem de doğanın içinde olmak, başka yerde yok. Dışişleri Bakanlığı’ndaki bir toplantıdan 15 dakika sonra orman kenarında, dere boyunca gezebilirsiniz.
Kentin yakın çevresi...
Washinton’ın turizm merkezi, Georgetown semti. Pek büyük değil, alışveriş için de hiç tavsiye etmem, ama bir-iki saat vaktiniz varsa, Georgetown sokaklarında dolaşıp inanılmaz güzellikteki evleri görün derim. Oradan da kent merkezine yakın Dupont Circle’a yürümenizi öneririm. Veya Georgetown’da nehir kıyısına inip tekneyle Potomac ırmağı üzerinde gezinti yapabilir veya bölgenin Washington’dan eski kenti Alexandria’ya yine tekneyle uzanabilirsiniz.
İşte Washington’a gitmek için başka gerekçeler. Gelmişken araba kiralamanızı da öneririm, fiyatlar oldukça makul. İki üç saat doğuya uzanıp, West Virginia eyaletinin doğa harikalarını görebilirsiniz, veya batıya, okyanusa, Ocean City’ye, Virginia Beach’e gidebilirsiniz, okyanusun sularında serinlemek için... Kumara ilginiz varsa, Atlantic City’ye uğrayıp biraz ‘hafifleyebilirsiniz’. Bir saatlik araba yolculuğuyla kuzeye giderseniz, Amerika’nın en güzel ve sevimli küçük kentlerinden Annapolis’e ulaşırsınız. Yani Washington’ın çevresi de gayet hoş.
Washington’da özel zamanlar dışında otel fiyatlarının da makul ve istikrarlı olduğunu söyleyebilirim.
Kent içinde görülecek çok yer var. Güvenlik endişeleriyle etrafını yeşil bir çitle çevirip tanınmayacak hale getirdikler Beyaz Saray, artık bunlar arasında değil, ama başka yerler mevcut. Kongre, Dikilitaş anıtı, sayılamayacak kadar çok ve girişi ücretsiz müze, bunlara dahil. Çok iyi olarak tanımlanabilecek metroyla, kentin bir başından diğerine gidip gezebilirsiniz.
New York kadar olmasa da kültürel ve sportif hayatı da zengin Washington’ın. Zamanını denk getirebilirseniz bir Rolling Stones konseri veya Andre Agassi tenis maçı görebilirsiniz, Shaquille O’Neal veya Mehmet Okur’u izleyebilirsiniz. Baleye, operaya gidebilirsiniz. Sinemada yeni filmlerin yanısıra, eski veya sıradışı yapıtları seyredebilirsiniz. Bavulunuzu kitapla doldurabilirsiniz. Sporunuzu yapabilirsiniz. İtalyan, Fransız, Çin, Yunan, Türk, Tayland, Hint, Japon, Endonezya, Etyopya, Vietnam, Meksika, Arap, Amerikan mutfaklarını ve diğerlerini deneyebilirsiniz.
Kısacası, terörist saldırı korkusuna kapılmıyorsanız, zaman zaman abartılan güvenlik önlemlerinden yılmıyorsanız, bir günlük uzun yolculuk gözünüzde, büyümüyorsa ve Amerika’ya geliyorsanız, Washington’ı ihmal etmeyin derim, pişman olmazsınız.
|