ransa denilince insanın aklına hemen Paris, Eyfel kulesi, Champs-Elysées, Bordeaux şarapları üzerine kurulu görüntüler gelir. Fransa’nın Almanya sınırındaki Strasbourg kenti nedense pek bilinmez. Fransa’da yaşadığınız zaman da Strasbourg üvey evlat gibi gelir. Alman kültürünün egemen olduğu bir alanda büyümüş, bir Almanca dialekti olan Alzasca konuşan insanların yaşadığı yerdir Parisli’nin gözünde Strasbourg. Oysa Alman ve Fransız kimliğinden ziyade bu kent 1949 yılından bu yana “Avrupa başkenti” olarak adlandırılır.

Strasbourg’a güneş, kumsal değil, tarih görmek ve beyaz şarap içmek için gelinir. Tarih, mimari, şarap ve Avrupa işlerine pek merakınız yoksa turist olarak Strasbourg’da canınız sıkılabilir, sıkılacaktır da.

Tarihi eskidir, 2000 yıldan fazla bir tarihi olduğu söylenir. M.Ö 12. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun “Argentoratuim” adını verdiği Avrupa’daki önemli askeri kamplardan biridir. Romalılar bölgeye kaplıca kültürünü de getirmiş. Strasbourg’un 50 km ötesinde Almanya sınırlarındaki Baden-Baden Avrupa’nın en ünlü kaplıcalarından birini barındırıyor.

Gutenberg’den Goethe’ye...
Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun en önemli kentlerinden biri olmuş, hümanist hareketin öncülüğünü yapmış, Roterdamlı Erasmus’u barındırmış, Reform’un en yoğun yaşandığı merkezlerden biri olmuş, Gutenberg’in matbaayı icad ettiği kent olarak tarihe geçmiş Strasbourg. 1681 yılında Almanlar’dan Fransızların eline geçmiş. Fransızların eline geçmesiyle birlikte, politik, dinsel ve estetik açıdan değişmeye başlamış. Fransızlar ülkenin doğusunun askeri komuta merkezi yapmış Strasbourg’u. Kral XV. Louis’nin Paris’ten Strasbourg’a binlerce kişilik bir heyetle gelişindeki ihtişam kentin dünyaca ünlü katedralinin arşivlerindeki gravürlerde açıkça görülmekte. Marie Antoinette ve Mozart da Strasbourg’a sık sık gelmişler. Avrupa’nın en eski üniversitelerinden birine sahip Strasbourg’un tarihteki ünlü öğrencilerinden biri de ünlü Alman yazar Goethe olmuş. Kent Fransızların eline geçtikten sonra yavaş yavaş aristokrasinin, ardından da burjavizinin yerleşim merkezlerinden biri haline gelmiş. Strasbourg’un bugün Fransa ve Avrupa’da refah düzeyinin en yüksek olduğu kentlerden biri olmasının ardında bu tarih yatıyor.

1789 Fransız devrimi ile Napolyon savaşları Strasbourg’u Fransa’ya iyice entegre etmiş. Fransızların dünyaca ünlü milli marşı olan “La Marseillaise” 1792 yılında Rouget de Lisle tarafından Fransa’nın “Ren Ordusu” adına Strasbourg’ta bestelenmiş.

Almanlar 19. yüzyılın ikinci yarısında kenti yeniden ele geçirerek kendi mimari stillerini empoze etmeye başlamış. Kayser II. Wilhelm döneminde büyük bahçeli ve çiçekli binalar inşa edilmiş. Ünlü mimar Corbusier’nin Strasbourg’u öven sözleri kentin yerlileri için bugün bile gurur kaynağıdır. Fransa’nın 7. büyük kenti olan Strasbourg kent olarak 1988’den bu yana UNESCO’nun “insanlık mirası” listesinde bulunuyor.

329 basamak
Kentin en gözde mekanları hiç kuşkusuz Roma ve gotik dönemlere ait kiliseleridir. Olur da yolunuz Strasbourg’a düşerse Avrupa’nın en görkemlilerinden olan katedrali mutlaka ziyaret etmelisiniz. Strasbourg Katedrali, Habsburg ailesi mensubu papaz Wernher tarafından 1015 yılında inşa edilmiş bir bazilika üzerine 1176 yılında kurulmaya başlanmış,1439 yılında da kısmen bitirilmiş. Aslında Fransızlarla Almanlar arasındaki savaşlar nedeniyle bir türlü bitirilememiş. Bu nedenle tek bir kulesi bulunuyor. 142 metre yüksekliğindeki katedral XIX. yüzyıla kadar Hıristiyanlığın en yüksek mimarisi olarak tarihe geçmiş. Eğer restorasyon çalışmaları bitmişse ve cesaret ve soluğunuz varsa 329 basamaklı merdivenleri çıkarak, katedralin üstündeki terasta tavsiri zor panoramik bir görüntüyle karşılaşabilirsiniz. Katedral içindeki Reform döneminden kalma, 1547’de İsviçreli saatçiler tarafından yapılmış oldukça orijinal astroloji saati de görülmeye değer.

Tüm kent adeta bir müzeyi andırır. Ortaçağ’ın ve kente biraz geç gelen Rönesans’ın sivil mimarisini herhangi bir sokakta karşınızda bulabilirsiniz. XVI ve XVII. yüzyıllarda, bugün turistlerin en çok rağbet gösterdiği, iskeleti kalın ağaç gövdelerinden yapılma evlere hayran kalmamak mümkün değil. Bunlardan en meşhuru Katedral’in hemen yanında bulunan ve bugün otel ve restoran olarak kullanılan Kammerzell Evi’dir. Bu tarihi eser içinde bir öğle veya akşam yemeği yemeyi ihmal etmeyin.

Fransızlar, kenti ele geçirdikten sonra, güneybatı Almanya’ya has bu mimariye Paris’ten mimarlar getirerek yeni bir estetik anlayışı eklemişler. Örneğin, yine kent merkezindeki Katedral’in paralelinde olan Rohan Sarayı Versailles şatosunun mimarı Robert de Cotte tarafından gerçekleştirilmiş. Fransızlar kendi aristokrasi ve burjuvazileri için son 200 yılda yüzlerce özel otel, rezidans ve ev inşa etmişler Strasbourg’da.

Uluslararası şehir
Bu tarihi ve mimari kimliğin yanında Strasbourg, dünyada New York ve Cenevre ile birlikte başkent olmadan uluslararası kurumlara ev sahipliği yapan 3 kentten biri olma özelliğine de sahip. Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Parlamentosu, Uluslararası İnsan Hakları Enstitüsü, Avrupa Gençlik Merkezi, Avrupa Bilim Vakfı, Uluslararası Uygulamalı Hukuk Fakültesi ve Ren Nehri Seyir Komisyonu merkezleri Strasbourg’dadır.

Kenti gezerken bahçe ve parklarına da hayran kalacaksınız. Bu parklardan en önemlisi Avrupa Konseyi binasının hemen yanında bulunan Orangerie Parkı’dır. Park içinde 1805 yılında Napolyon’un eşi İmparatoriçe Josephine onuruna inşa edilmiş küçük bir şato da bulunuyor. Parkın bahçeleri Versailles şatosunun bahçelerinin yaratıcısı olan Le Notre tarafından tasarlanmış. Park içinde küçük bir gölün yanı sıra, bir hayvanat bahçesi ve Strasbourg yöresinin sembolü olan leylekler için yuvalar da var. Botanik bahçesi, Citadelle Parkı, Contades bahçeleri ve Kontes Melanie de Pourtales’in adını taşıyan Pourtales Parkı da görülmeye değer.

Noel Pazarı
Strasbourg’u Aralık ayında gezmeye gelirseniz tüm yukarıda okuduklarınıza ek olarak gezi listenize Noel Pazarı’nı da eklemelisiniz. Avrupa’daki en önemli Noel pazarıdır.Aralık ayının ilk 3 haftası Fransa ve Avrupa’nın dört bir yanından gelen turistlerle dolup taşar. Tüm kent rengarenk olur. Noel pazarı gezilirken geleneksel tarçınlı ve portakallı sıcak şarap içilir. Bir de kar yağıyorsa keyfinize diyecek yok. Noel döneminde Strasbourg’un merkezindeki Kléber meydanına dev bir Noel ağacı dikilir. Geceleri ışıklandırılan bu ağaç altında çok sayıda Amerikalı ve Japon turist gibi siz de fotoğraf çektirme yarışına girecek, Noel ağacı ve bu ağacı süsleme geleneğinin bu bölgeden çıktığını öğreneceksiniz.

Bu arada unutmadan Aralık ayının ilk iki haftası Strasbourg’da son 13 yıldır Türk Sinema Günleri düzenlendiğini de hatırlatalım. O tarihlerde Strasbourg’u gezerken sokakta karşınıza, imzasını almak için yıllardır arkasından koşturup da yakalayamadığınız ünlü bir Türk sinema oyuncusu ve yönetmeni çıkabilir.

Eğer Strasbourg’a yaz aylarında gelirseniz, mutlaka kenti gezmek için kendinize bir bisiklet kiralayın. Kent sınırlarında bisiklet kullananlar için özel düzenlenmiş 400 km pist bulunuyor. Bu rakam hem Fransa hem de Avrupa’da bir rekor. Ucuza kiralanabilen bir bisiklet sayesinde tüm kenti rahatlıkla ve stressiz biçimde gezebilirsiniz.

Beyaz şaraplar
Yemek kültürüne gelince; Strasbourg her şeyden önce beyaz şaraplarıyla ünlüdür. Birçok uzmana göre dünyanın en kaliteli beyaz şarapları Strasbourg bölgesinde üretiliyor. Şahsen bu görüşe katılıyorum. Eğer beyaz şaraba ilginiz varsa, Strasbourg’a gelin ya da gelmeyin, bu bölgeye has “Riesling”, “Gewurztraminer”, “Tokay Pinot Gris”, “Muscat”, “Pinot Blanc” veya “Sylvaner” şaraplarını tatmalısınız. Riesling ve Slyvaner balıkla iyi gider. Gewurztraminer aromalıdır ve daha ziyade aperitif olarak kullanılır. Diğerlerini tavuk ve kırmızı etle tüketebilirsiniz. Strasbourg ziyaretinizde eğer zamanınız varsa mutlaka kentin güneyine doğru 200 km’lik bir mesafeye yayılan ünlü “Şarap Yolu”nu da gezmelisiniz. Özellikle bağbozumu öncesi Haziran ayında ya da bağbozumu sonrası Eylül veya Ekim başlarında tavsiye derim.Gözlerinizin ruhsal sağlığı açısından vazgeçilmez bir an olacaktır.

Strasbourg’un bir diğer özelliği de şarap ve biranın bir arada yaşamasıdır. Hem şarap hem de bira konusunda ünlü olan bir başka Avrupa kenti yok sanıyorum. Bira üretiminin bilinen tarihi 1260’lara dayanır bu kentte.

Yağlı kaz ciğeri...
Yemek konusunda ise Fransa’nın diğer yörelerine oranla fakirdir Strasbourg. Buna rağmen kendine has spesyaliteleri en azından bir kez tatmaya değer. James Bond filmleriyle daha da ün kazanan yağlı kaz ciğeri ezmesi dünyaca meşhurdur. Haşlanmış, rendelenmiş ve beyaz şarapla terbiye edilmiş lahana ile domuz eti çeşitlerinden yapılan, Fransızcası “Choucroute”, Almancası “Sauerkraut” olan yemek en önemli yöresel spesyalitedir. Mideniz bu yemeği kaldırmıyorsa Türkiye’deki kağıt lahmacunu andıran “Tarte Flambée”yi deneyebilirsiniz. Domuz eti yemiyorsanız garsondan içinde domuz eti olmayan versiyonu sipariş edebilirsiniz. Aksi halde domuz etiyle servis yapılacaktır. Keçi peynirli versiyonunu özellikle denemenizi öneririm. Bu iki yöresel yemeğe çok sayıda av hayvanı ve alabalığı da ekleyebilirsiniz.

Tatlılara gelince; özellikle hamur tatlıları damağınıza ilgi çekici gelebilir. Mürdüm erikli, elmalı veya peynirli hamur tatlıları lezzetlidir. Orta Avrupa’ya yakınlaştığınızdan, pastaları da denemeye değer. Ne de olsa Almanya kara ormanlarına birkaç adım, İsviçre Alpleri’ne ise sadece 100 km uzaktasınız burada.

Avrupa’nın kalbinde hissedeceksiniz kendinizi Strasbourg’ta.