limpiyat komitesi 2004 yaz oyunları için aday olan Stockholm’e gelmiş, devasa bir etkinliğe ev sahipliği için kentin uygun olup olmadığını denetliyordu. Stockholm Belediye Başkanı, komite üyelerinin önünde, belediye sarayının önünden geçip Mälaren gölünü Baltık’a bağlayan kanala beline kadar girdi ve avuçlarını suyla doldurarak içti. Komite üyelerinin hayret dolu bakışları sürerken, başkan gösterisini ‘’Bizim kentimiz işte böyle temizdir’’ diye noktaladı. Ama belediye başkanının bu gösterisi boşa gitti. Komite 2004 olimpiyat oyunları için yüzüncü yıldönümü nedeniyle olsa gerek başlangıç kenti olan Atina’yı seçti. Belediye başkanının alışık olunmayan gösterisi belleklerde sadece hoş bir anı olarak kalmadı; Stockholm’ün temizliğinden söz edilirken her zaman hatırlandı ve bundan sonra mutlaka hatırlanacak. Stockholm, gerçekten temiz, doğayla koyun koyuna, her köşesine insan elinin değdiği hemen belli olan bakımlı, özenle korunan, sürekli güzelleştirilmeye çalışılan bir kenttir.

İsveç’e uçakla gelenler, yukarıdan baktıklarında aşağıda yemyeşil bir kent görürler. Bu yeşilliklerin arasına adacıklar dağılmıştır. Adacıkların arasında da yukardan bakıldığında gümüş gibi parlayan kanallar göz alır. Gece gelenler ise uçaktan bakınca ışıl ışıl bir kent ve kanalların göz alıcı gümüşi parlaklığına hayran kalırlar.

Arlanda Havaalanı’ndan şehre doğru yola koyulunca gene yeşillik, bakımlı doğasıyla her karış toprağına el değmiş olduğu hemen dikkati çeker. Yeni bir ülkeye, tanımadık bir kente ilk adımı atarken göze çarpan bu özellik aslında bütün ülke için geçerlidir. İsveç’in neresine gidilirse gidilsin her taraf düzenli ve bakımlıdır.

Bir zamanlar buzların bir bıçak gibi üzerinden geçtiği ülkenin altı granit kayalıktır. Toprakları tarıma pek elverişli değildir ama bu çalışkan ve dirençli insanlar, bu soğuk iklimde bir cennet yaratmayı başarmış, gelip gören herkesin hayran kaldığı bir yerleşik düzen yaratmışlardır. Stockholm de, doğayı koruyan, yaşadığı mekanı sevip sürekli güzelleştirmeye çabalayan İsveçli’nin bütün özelliklerini sergileyen bir vitrin gibidir.

"SULAR İÇİNDEKİ GÜZEL"
Stockholm sularla sarmaş dolaştır. Suyun kente kazandırdığı özelliği ve güzelliği keşfetmek için de uzun boylu yürüyüşlere, gezip dolaşmalara hiç gerek yoktur. Stockholm Belediyesi’nin sloganı olan ‘’Sular İçindeki Güzel’’ her zaman yanıbaşınızda, hemen önünüzde ya da biraz ötede, sadece birkaç dakika mesafededir.

Nasıl böyle olmasın ki… Stockholm 14 ada üzerine kurulu bir kenttir. Kent merkezi ise yedi yüz yıl önce bu adalardan dördü üzerinde kurulmuştur. Stockholm bu yüzden adalar, kanallar ve köprüler kenti diye de anılır. Baltık kıyılarına serpilmiş 24.000 ada da Stockholm’ün gerdanını süsleyen inci taneleri gibidir.

Kent su ile koyun koyuna kurulunca bütün önemli kurumlar da kanal boylarına serpiştirilmiş. İsveççe, Riksdagen olarak adlandırılan parlamento binası bile iki kanalın arasında minicik bir adanın üzerine kuruludur. Parlamentonun sol tarafından geçen kanalın hemen öte yanında da başbakanlık, başbakanlık konutu ve dışişleri bakanlığı sıralanır. Parlamentonun sağ tarafından geçen kanalın öteki kıyısında da Avrupa’nın en büyük kraliyet saraylarından biri yükselmektedir. Saray’ın tam karşısında artık Mälaren Gölü’nün Batlık’a ulaştığı yerde dünyanın en eski ve güzel otellerinden biri olan Grand Hotel, klasik bir estetik abide gibi çevreye göz kırpmaktadır.

SARAYLAR
Grand Hotel’in karşısında çevresindeki bütün binalara göre biraz yukarıda kalan, heybetli kraliyet sarayı bulunmaktadır. İnşası 1754’te bitmiş olan saray kısa bir süre öncesine kadar kral ailesinin kışlık konutu olarak kullanıldı ama artık müze haline getirildi, bazı salonları da toplantılar için ayrıldı.

Yazlık Drottningholm Sarayı ise Stockholm’ün biraz dışında kanal boyundadır. Herkese açık olan geniş bahçede Avrupa’daki ilk opera binalarından biri bulunmaktadır. Drottningholm Sarayı da turistlerin kanal turlarına katılarak ziyaret ettikleri gözde mekanlardan biridir.

Stockholm’ün sembollerinden biri de, kişilikli mimari çizgileriyle belediye sarayıdır. Nobel ziyafetlerinin verildiği saray, ülkesiyle gurur duymak isteyen, kendine değer veren insanların yoksulluk zamanlarında yükselttikleri bir abidedir. Belediye sarayı için İtalyan rönesans sarayları esin kaynağı olmuş ama İsveçli mimar bütün dinlerin ve değişik kültürlerin izlerini taşıyan kendine özgü bir sentez yaratmayı bilmiştir. Özellikle Nobel ziyafetlerinin verildiği salondaki kemerlerle iç avludaki sütun ve pencereler İslam mimarisinin izlerini taşımaktadır. İsveçliler işlerini özenli yaptıkları gibi şeceresini tutmayı da ihmal etmezler. Sarayı gezenlere, mihmandar mutlaka 1911’de başlayan inşaatın 1923’te tamamlandığını, yapıda sekiz milyon tuğla kullanıldığını, iç duvarlardaki, bir bölümü de altın kaplama olan mozaik tanelerinin de 19 milyon olduğunu gururlanarak anlatacaktır. Uluslararası konferanslara gelenlerin zaten program dahilinde ziyaret ettiği bu saray, turistler için de cazip bir ziyaret merkezidir. Bu görkemli yapıyı gezenler isterlerse 106 m. yükseklikteki kulesinden Stockholm’ü de kuş bakışı seyredebilirler.

GAMLA STAN (OLD TOWN)-ESKİ ŞEHİR
Unesco’nun korunması gereken dünya kültür hazineleri kapsamına aldığı Gamla Stan ( eski şehir) Stockholm’ün ilk yerleşim merkezidir. 13. yüzyılda kurulan kent merkezinin tarihsel dokusu olduğu gibi korunmaktadır. 750 yıl boyunca defalarca yangın felaketine uğramışsa da günümüze çok sayıda 300-400 yıllık binalar kalmıştır. Daracık sokakları, pastel renkli evleri, Arnavut kaldırımı sokaklarıyla yaşayan bir tarih özelliği taşıyan Gamla Stan’ı İsveç’in turizm kabesi diye tanımlamak abartma olmayacaktır. Bu turistik mekanda ayrıca kraliyet sarayını gezmek, Nobel edebiyat ödüllerinin seçici kurulu İsveç Akademisi’ni görmek, bu arada yorgunluk kahvesini de 1700’lü yıllardan kalma kafelerde yudumlamak mümkündür.

KANAL GEZİNTİLERİ
Kanallar Stockholm’ü gümüş gerdanlıklar gibi süsler. Bugün turistlerin küçük gemilerle her köşe bucağını gezdiği kanallar eskiden beri kent için büyük önem taşımaktaydı. Bir ticaret yolu olan kanallar üzerinde seyreden gemileri denetleyebilmek, vergi alabilmek için deniz trafiği kanallara çakılan kazıklarla düzenleniyormuş. Stockholm de adını zaten İsveççe stock denen bu kütüklerle holm denen adalardan almış. 750 yıllık Stockholm bugün artık dünyanın en modern kentlerinden biri. Turistlerin uğrak yeri. Güneşli yaz günlerinde pırıl pırıl yüz yıllık küçük buharlı gemilerle, daha da küçük turistik gemiler bu kanallarda mekik dokuyarak turistleri gezdirir.

Stockholm’e gelenler bu kenti tanımak için kanal gezilerine mutlaka katılmalıdır. Kenr merkezinin çevresini tanımak için öncelikli olarak tercih edilmesi gereken de ‘’Stockholm Köprüleri’nin Altında’’ adıyla düzenlenen turlardır. Bu turlarda kentin merkezini çevreleyen kanallar gezilirken kentin tarihiyle, bölgenin özellikleriyle ilgili bilgiler verilir. Bu bir saatlik turun dışında iki saatlik turlarla biraz daha kent dışına çıkıp özelliği olan yerleri görmek mümkündür. Drottningholm Sarayı, Osmanlı sultanlarının tek bir tabloda toplanmış portrelerinin de sergi salonunda yer aldığı Mariefred’deki Gripsholm Sarayı, ya da tam aksi yönde Stockholm’e yarım saat uzaklıktaki kuş çeşitleri ve eko parkıyla ünlü Fjäderholm adası gezilecek ilginç yerlerdir. Bu turların dışında buharlı gemi keyfi sürerek biraz daha uzaktaki takım adalar arasında turlayıp balık lokantalarında kuzey lezzeti tatmak isteyenlere de bir günlerini ayırmalarını öneririz.

MÜZELER
Avrupa’nın büyük kentleri gibi Stockholm de müzeler bakımından zengin bir kenttir. Grand Hotel’in hemen biraz ilerisindeki Skepssholmen adasında girişi ücretsiz olan Modern Sanat Müzesi, zengin bir koleksiyona sahiptir. Ulusal Galeri’de de İsveçli ressamların olduğu kadar dünya klasiklerinin örneklerini görmek mümkündür ama vakti dar olanlar belki başka yerlerde görülmesi imkansız olan ve bu halkı tanımak için çok elverişli olanak sağlayan başka müzeleri gezmelidir. Bu ilginç müzeler de Skepssholmen’in karşısındaki Djurgården’dedir.

Skansen adlı açık hava müzesi 1891’de kuruldu. İçinde 150 yapı bulunan bu açık hava müzesi gezenlere eski İsveç yaşamının tablosunu sunmaktadır. Burada ayrıca eski el sanatları, otantik yapılar içinde eski yöntemlerle aynen sürdürülmektedir. Açık hava müzesinin bir bölümü de hayvanat bahçesidir ve burada kuzey hayvanları barındırılmaktadır. Bunun düşünde dünyanın değişik bölgelerinden getirilmiş yılan, timsah, örümcek ve maymunların bulunduğu terariyum ile koral balıklarının bulunduğu bir de akvaryum vardır.

Bazı turistlerin özel olarak geldikleri hemen hemen Stockholm’e gelen bütün turistlerin de ziyaret ettiği Vasa Müzesi’nde ise 1628 yılında ilk seferine çıkarken batan savaş gemisi Vasa sergilenmektedir. Vasa gemisinin tarihi ilginçtir. Bu büyük savaş gemisi tersanenin yaklaşık bir kilometre açığında alabora olup battı. Geminin denize açılışını izlemeye gelen kral ve davetlilerin şaşkın bakışları altında sulara gömülen gemideki 150 gemiciden çoğu boğularak öldü. 333 yıl suyun altında kalan gemi 1961 yılında çıkarıldı. Batlık çok tuzlu olmadığından fazla yıpranmamış olan gemi baştan başa elden geçirilerek, her tarafı yeniden orijinal hale getirilerek adına bir müze kuruldu. Bugün bu müze sayesinde gemiyi su altından çıkarma masrafları karşılandığı gibi inanılmaz bir reklam olanağı da sağlanmış oldu.

EKO PARKLAR
Eğer çok tanrılı bir yaşamımız olsaydı, tanrıları da söz gelimi insanlar seçiyor olsaydı çevre tanrısı mutlaka İsveçli olurdu. AB Komisyonu çevre sorumlusunun İsveçli bayan oluşu da bu fanteziyi biraz güçlendirmekte. Çiçek, ağaç, böcek sevdalısı, doğanın bu gönüllü bekçilerinin yaşadığı ülkede başka ülkelerde olmadığı kadar eko park bulunuyor. Buralar koruma altında olduğu gibi, bitki örtüsü, hayvan çeşitleri korunup zenginleştiriliyor. Dünyanın şehir içindeki ilk eko parkı da Stockholm’de. Kent merkezine beş dakika uzaklıktaki Solna semtindeki Haga Park, uzaklara gitmeden orman havası almak, dünyanın en zengin kelebek koleksiyonlarından birini ya da Bergianska bahçesinde dünyanın en iri nilüfer çiçeğini görmek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. Bu doğa cennetinin içinde ayrıca Kral III Gustaf’ın bakır otağı da sergileniyor. Osmanlı sultan otağının kopyası olan bu otağı inceleyerek, Türkler’in tarihiyle ilgili bir ayrıntıyı bilmeyenler de Stockholm’de öğrenebilirler.

ALIŞVERİŞ
İsveç ucuz bir ülke değildir. Bütün ülkelerde, bütün büyük kentlerde aynı markaları bulmak mümkün olduğundan Stockholm’den alışveriş için tavsiyede bulunurken ilk akla gelen kristaldir. Japon ve Amerikan turistlerden kalırsa NK, Åhlens gibi büyük mağazaların cam eşya bölümlerinde İskandinav dizaynının zarif kristal örnekleri görülebilir. Altın ve gümüş işçiliğinde sadelik ve zarafet arayanlar için de İsveç, ürünü yüzük, küpe, gerdanlık tavsiye edilebilir.

 

ULAŞIM

THY ve SAS’ın direk seferleri var.
Avusturya Hava Yolları da Viyana aktarmalı uçuyor.

 

YEMEK

Her nedense İsveç’te yemek kültürünün zayıf olduğu yolunda bir inanç var. Oysa mutfağı fakir olmadığı gibi lezzetli yemek türleri vardır. Bunun yanı sıra Stockholm son yıllarda dünya mutfakları bakımından çok zengin bir kent haline geldi. Tabii Stockholm’e gelenin İsveç lezzetini tanımak istemesi çok doğal. İyi kalitede, iyi servis ve iyi atmosferde bir yemek istiyorsanız Gondolen, tercih edilebilir. Slussen’den asansörle çıkılan bu restoran bir sandal gibi havada çelik putreller üzerine durduğundan Gondolen ismi verilmiş. Sahibi İsveç’in en ünlü ahçılarından olup yemek ve restoran kültürünü geliştirenlerden biri. Önce kokteylleriyle ünlü barında Stockholm’ü kuş başı seyrederken aperatifinizi alabilir, sonra da bir İsveç lezzeti deneyebilirsiniz.

İyi kalite olduğu kadar geleneği olan bir restoran denemek istiyorsanız Gamla Stan’da Gyldene Freden’in atmosferini koklayabilir lezzetli yemeklerini tadabilirsiniz. 1722’den beri faaliyet gösteren bu restoran Nobel edebiyat ödüllerinin seçiçi kurulu İsveç Akademisi üyelerinin de ayda bir birlikte yemek yedikleri bir restorandır. Ekim ayının başında gelir de Gyldene Freden’e uğrayıp kulaklarınızı kabartacak olursanız belki birkaç gün sonra açıklanacak ödül sahibinin kim olduğunu da duyabilirsiniz.

İsveç’in dünyaca ünlü yazarı August Strindberg’in bir zamanlar müdavimi olduğu restoranda aynı havayo koklamak istiyorsanız, Kraliyet Dram Tiyatrosu’nun karşısındaki Berns’e gideceksiniz. Yeni klasik mimarinin güzel örneklerinden biri olan Berns’in, yüksek tavanlı, devasa avizeli restoranında hırçın yazarın yaşamını düşünürken, onun pek sevdiği akvavitten de bir duble atabilirsiniz.

 

KONAKLAMA

www.hotelsüstockholm.com

 

AKLINIZDA BULUNSUN

TC vatandaşları İsveç’e seyehat için vize alması gerekiyor.

İsveç Büyükelçiliği (Ankara)
Katip Çelebi Sokak 7
Kavaklıdere

Çalışma saatleri:
Pazartesi: 09.00-12.00 ve 14.00-15.30
Salı-Perşenbe 09.00-12.00
Telefon: 0312-467 62 46
Fax: 0312-426 41 64

E-post: ambassaden.ankara@foreign.ministry.se
Webbplats: www.swedenabroad.com/ankara

İstanbul Konsolosluğu
Istiklal Caddesi 497
Beyoğlu
Telefon: 0212-243 57 70
Fax: 0212-252 41 14
E-post: generalkonsulat.istanbul@foreign.ministry.se