endinize armağan edebileceğiniz en güzel hediyelerden biri Şarm el Şeyh’te tatil.

Mısır, çoğumuzun çocukluğunda hayal ettiği bir ülkeydi. Rüyalarımızda gördüğümüz, esrarengiz, sırlarla dolu eski uygarlıklarıyla düşlerimizi süsleyen bir tabloydu Mısır...

Birkaç saatlik uçuştan sonra Afrika’yı Asya ile bağlayan tuhaf bir yarımadaya indik... Kilometrelerce bir alanda nefes alan yok... Sanki uzayda bir başka gezegenin ortasındayız. Ama onun kıyalarını ıslatan bir de o güzel Kızıldeniz’in dalgaları, bu ülkenin gizemini anlatan ilk manzara oluyor. Sıcak çatışmaların, tarihin ve gizemli güzeliğin yeri olan Sina yarımadasının en güney noktasında yıldız gibi parlayan Şarm el Şeyh kenti bulunuyor.

Haberleri takip edenler Şarm el Şeyh’i, Ortadoğu konusunda düzenlenen zirvelerden bilir. 1980 yılından bu yana ise Şarm el Şeyh otellerin ve turistlerin özel bir kentine dönüştü. Son on yıl içinde turizimcilikte büyük bir başarıya imza atan Şarm el Şeyh, dünyanın en ünlü konaklama zincirlerinin beş yıldızlı lüks otelleriyle dolu.

Şarm el Şeyh, çöllerin mercan kayalıklarıyla birleştiği yer ve sualtı dünyasının bir cenneti olarak tanınıyor. Bu güzelliğe tanık olmak, Kızıldeniz’de rengarenk balıklarla birlikte yüzmek, deniz altına dalmak için dünyanın çeşitli yerlerinden türistler her gün Şarm el Şeyh’e akın ediyor. Dalgıçların Mekke’si olarak tanınan Kızıldeniz’in sualtı zengilikleriyle tanışmak için ise Şarm el Şeyh’te çok sayıda dalış merkezi de var. Otelerin çoğunda dalış kursları düzenleniyor, dalmayı bilmeyenler bu şekilde çok çabuk sualtında yüzmeyi öğreniyorlar. Bu da bir zevk çünkü mercanları, fosil kayalıklarını, tropikal balıkları yakından görmek, sualtında fotoğraf çekmek başka bir duygu. Sualtındayken siz de denizin bir parçası olduğunuz duygusunu hissedebiliyorsunuz.

Şarm’ın yakınlarındaki Ras Muhammed Milli Parkı, kızıl mercanların, çeşit çeşit balıkların, egzotik kuşların bulunduğu özel bir yer. Bu park, aynı zamanda, leyleklerin Avrupa’dan Afrika kıtasına yaptıkları uzun yolculuklarında kısa süreli konaklanma yeri.

Turkuaz ile çivit mavisi arasındaki rengiyle, kristal gibi tertemiz denizin altını görmek isteyenler için Şarm el Şeyh’te iki saatlik “cam kayık” denilen yatlarla turlar düzenleniyor. Turda, mercan kayalıkların en güzellerinden biri olan sualtındaki Nil Bahçesi’ni görebiliyorsunuz. Nil bahçesinin en güzel çiçeği ise “beyin” adlı en eski mercanlardan biri.

Bu ilginç beldede yaz aylarında suyun sıcaklığı 26 ila 28 derece arasında, hava sıcaklığı ise 40 ila 45 derece. Buraları gerçekten sıcak ama Şarm el Şeyh’in bir özeliği var ki, nem yok. Dolayısıyla sıcağa daha kolay dayanabiliyorsunuz.

1979’da küçücük bir köy olan Şarm el Şeyh, bugün dünyanın en ünlü türistik yerilerinden biri. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Müberek’in kışlık mekanı olan Şarm el Şeyh’e dünyanın ünlü liderleri de aileleriyle birlikte tatil yapmaya geliyorlar. Sina yarımadasının bu incisinde gününüz yüzerek, dalarak ve güneşlenerek geçtikten sonra, gecelerin de bir başka büyüsü var. Şarm’ın merkezi olan Nama Bay’da dükkanlar, kahveler neredeyse 24 saat açık. Dükkanlarda hatıra eşyalar, firavunların heykelleri, papirüs, mercan, gümüş ve altın kolyeler, egzotik parfümler, eşarplar satılıyor. İnsan kendini İstanbul’un Kapalıçarşı’sında gibi hisediyorsun.

Dükkanların ve yol kenarındaki kaldırımlarda yanyana sıralanan kahvelerde turistler, alışveriş yorgunu turistler, yastıkların, minderlerin üzerinde dinlenerek çay, Türk kahvesi içip nargile tokurdatıyorlar. “Şiş” dedikleri “nargile” kokusu yol boyunca insanı yalnız bırakmıyor.

Şarm’ın en ünlü eğlence merkezlerinden biri ise “Binbir Gece” adlı eğlence ve alışveriş merkezi. Her gece Şehrazat’ın saraylarını hatırlatan bu merkezde Mısırlı dansçılar misafirleri coşturuyor. Özelikle “Tanura” dansı herkesin nefesini kesiyor. Tanura, Mevlevi dervişlerinin sema gösterilerini hatırlatan bir dans. Gençler Hard Rock Cafe’yi ve diskoları da tercih ediyor.

Mısır’a gidince piramitleri görmemek olmaz. Şarm el Şeyh’ten Kahire, Gize ve Luksor turları düzenleniyor. En yoğun ilgi Kahire turuna gösteriliyor. Gece boyonca yolculuk yapıyorsunuz ve Suveyş kanalını geçtikten sonra sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Kahire’ye ulaşıyorsunuz. Gündüz 20 milyon kişinin, geceleri ise 17 miyon insanın yaşadığı kontrastlar kenti Kahire’nin gerçek yüzünü görebiliyorsunuz. Hem aşırı fakirliği hem de zenginliği, hem bugünü hem de dünü, hem ölümü hem de hayatı...

Osmanlı tarihinin en güzel eserlerinden biri olan ve Mısır Valisi (Kavalalı Arnavut) Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılan camiyi geçtikten sonra, Mısır’ın hayat pınarı Nil nehrinin karşı yakasında, Gize’nin piramitleri ve dünyanın en güzel heykeli Sfenks size doğru bakıyor.

Keops, Kefren ve Mikeremus’un piramıtlerini görmek ve onlardan birine girmek tuhaf bir duygu, insanın ruhunda heyecan yaratan bir olay. Kahire müzesinde Tut Ankh Amon’un hazinesini, kraliyet mumyalarını görünce insan bugünkü uygarlıkla geçmişi mukayese etmekten kendini alamıyor. Acaba hangisi gerçek bir uygarlıktır? Aynı soru Papirus Enstitüsü’nde de kafanızda dolaşmaya devam ediyor. Ruhunuzu zengileştiren bir geziden sonra akşam saatlerinde Verdi’nin Aida operasını hatırlarken Kahire’den ayrılıyorsunuz.

Çöllere doğru yapacağınız bir gezi ile Kuzey Afrika’nın yerlileri, bedevilerle tanışabilirsiniz. Sina yarımadasındaki Bedeviler, bugüne değin kültürlerini yaşatmayı başarmışlar. Kabileler halinde yaşayan bedevilerin özelliği, çok güçlü içgüdülere sahip olmaları. Bedeviler, çölde su bulmak, bitkilerden yemek ve ilaç yapmak konusunda uzmanlar. Hayatta paylaşmayı bilen bu insanları göremek şiirsel bir tecrübe.

Sina yarımadasının bir başka özeliği var; Tur dağı... Hazreti Musa’ya peygamberliğin verildiği bu dağdaki kutsal ağaç, Sina çöllerinin ortasında hala yemyeşil duruyor. Rehberimizin anlattıklarına göre insanlar bu ağacın kökleriniden bir parça alarak başka bir yerde yeniden ekmeye çalışmış ama başaramamışlar.

Hz. Musa’nın ağacı, St. Katerina’nın manastırı içinde bulunuyor. St. Katerina, dünyanın en eski manastırı olarak tanınıyor. Hazreti Muhammed de bu manastırı koruması altına almış. Büyük bir değere sahip olan manastırın içinde bir cami ve bir sinagog var.

İnsanlık kültürünün doğum yerlerinden biri, tarihin vahası ve mücizeler diyarı Mısır görülmeye değer bir ülke.

Fotoğraflar: Burbuçe Ruşiti ve Mustafa Komoni