iyelim ki paranız çok, zamanınız bol ve şu ahir ömürde bir defacık olsun dünya başkenti New York’u yakından görmek, gezmek istiyorsunuz... O halde size özel hazırladığımız “ultimate guide for NY visitors” hizmetinden bilgisayar çıktısı alarak faydalanabilirsiniz! Gerçekten de bu devasa kenti gezmek, tanımak için en fazla ihtiyacınız olan şeyler “mutlaka” para, bol zaman ve iyi bir rehber. Şimdi size salık vereceklerimizi “mümkün mertebe” uygulamak için sırtınızı yaslayıp bu yazıyı sonuna dek okuyun... Üstelik kent ortamında turist mi, New Yorker mı olacaksınız, rotanızı hangi “moda” vektörlere göre tayin edeceksiniz, işte bu sorulara da aşağıda yanıt bulabilirsiniz. Öyleyse önce New York’un genel görünümünden başlayalım.

 

Manhattan

New York 5 büyük idari yapıdan oluşuyor. Bunlara ilçe demek doğru olacak. New York’u “NY” yapan Manhattan dev bir masif kayadan ibaret, Hudson ile Doğu nehri ortasında kalan bir “ada kent” görünümünde. Gündüz nüfusu 7 milyona yaklaşan (sadece Manhattan), dünyanın ekonomi, kültür, sanat ve moda başkenti New York aslında Manhattan üzerindeki bu ada-kent..! Diğer ilçeler Queens, Brooklyn, Bronx ve Staten Island Manhattan’ın gölgesinde kalmış ve ziyadesiyle “ikamet edilen” çok etnili, çok kültürlü dev mahallelerin oluşturduğu ilçeler. Bu yüzden “turist olarak” görmeniz gereken pek çok şey aslında Manhattan’da. THY ve Delta Airlines’ın her gün İstanbul’dan direkt sefer yaptığı New York’a, JFK havalimanına inerek ilk adımınızı atmış olursunuz...

Manhattan’da ayarladığınız, geceliği en makul 80 ile 300 dolar arasında değişen (bu rakamlar mevsime göre ciddi farklılık gösterir ama daha fazla düşmez) otelinize gitmek için ya taksi bekliyorsunuz ya da metroya biniyorsunuz. Taksi ve geniş kasalı “uzun olmayan” limuzinlere köprü ve tünel geçişleriyle birlikte ödeyeceğiniz para ortalama 40 ile 120 dolar arasında bir rakam. Metro ise 2 dolarlık bir “rahatlık” ancak, uzun bir bekleme süresini ve kalabalığı göze almak zorundasınız. Otelinize yerleştikten sonra dünyanın bu “hiç uyumayan”, en hareketli ve çılgıncasına enerjik kentinde yapacağınız “işlerin” listesini tek tek uygulamaya koyuyorsunuz. Lakin bu liste cüzdanınızdaki parayla doğru orantılı biçimde büyüyebilir ya da güdük kalabilir! Bizim tavsiyemiz kentin tadını çıkarabilmek için New York’a giderken cüzdanınızı “şişkin” tutmanız yönünde. Aksi halde “gördük-geldik” şeklinde bir ruh haliyle memlekete dönebilirsiniz.

 

Times Meydanı

Times Meydanı civarında bir otele yerleşmenizi “şiddetle” öneririm. Her ne kadar bu şekilde etrafınıza fazlasıyla “turist” görünseniz de kentin ruhunu ve dinamizmini hissedeceğiniz en görkemli yer Times Meydanıdır. Dev ışıklı panoları, sokak orkestraları ve binbir garip kılıklı insan dışında burada göreceğiniz fazla bir şey yok aslında... Ama o ışıklı renk cümbüşünün içine “özellikle gece saati ” girdiğinizde alacağınız görsel lezzet, New York’un tarifsiz devinimini hissetmenizi sağlayacak boyuttadır. Times Meydanı’nda ayrıca Broadway müzikalleri için tiyatro gişelerine oranla daha ucuz bilet alabilir, günübirlik şehir turlarına buradan çıkabilirsiniz. 80’li Yıllarda seks sektörünün sembolü olan bu meydan şimdi dev alışveriş mağazaları ve hediyelik eşya satan dükkanlarla çevrili. Her ne kadar fiyatlar çok makul olmasa da bazı “temel” nitelikli hediyelik alışverişinizi buradan veya Chinatown’daki dükkanlardan yapmanızı öneririz. Fakat elektronik eşya satan dükkanlara, özellikle dizüstü bilgisayar ve dijital fotoğraf makinası satanlara “kesinlikle” girmeyin. İnanılmaz ucuzluktaki bu parçaların hepsi “bozulmuş-tamir edilmiş” fabrika iadelerinden oluşur ve genelde cihazlar bozuk çıkar. Tecrübeyle çok defalar sabit olunduğu üzere, bu mağazalardan aldığınız bir malı sadece değiştirebilirsiniz.Yani Amerika’da yasalarla kabul edilmiş “paranızın iade edilmesi” uygulamasını bu dükkanların sahiplerinden beklemeyin ve kavga dövüş değiştirdiğiniz ürünün bozuk çıkan ürünle aynı kalitede olacağını da unutmayın.

 

Güneyden Kuzeye bir tur

Rehber jargonuyla söylemek gerekirse, Manhattan’ı önce fazla ayrıntıya girmeden gezmek ve “kabasını almak” için yola çıkacağınız en uygun yer adanın güney ucundaki Battery Park’tır. Buraya metroyla Bowling Green durağına giderek ulaşmanız en kolay ve en ucuz yoldur. Hemen hatırlatalım taksiler de kentte en fazla kullanılan ve göreceli olarak “ucuz” kabul edilen ulaşım araçlarındandır. Manhattan’ın güney ucundaki Özgürlük Anıtı ve 60 yıl boyunca göçmen girişinin yapıldığı Ellis AdasıMüzesi New York’ta “mutlaka görülmesi gereken yerler”in başında yeralır. Her ikiside küçük birer adacığın üzerinde bulunan bu anıt ve müzeye Battery Park’taki yolcu tekneleriyle gidip gelebilirsiniz.Yine bu civarda bulunan Amerikan Yerlileri Ulusal Müzesi, New York Borsası’nın yeraldığı Wall Street ve yürüyüş mesafesiyle 10 dakika alan “tarihi liman” South Street Seaport gününüzün dolu dolu geçmesini sağlayacak gezi noktalarıdır. New York Borsası’nda günlük gezi turlarına katılabilir, South Street Seaport’ta Atlantik levreği ve terbiyeli midye çorbası yapan lokantalarda öğle yemeği yiyebilirsiniz. Eğer karnınız fazla aç değilse burada, kentin simgelerinden Brooklyn köprüsüne karşı tuzlu pretzel ve soğuk limonata eşliğinde hafif bir atıştırmayı tercih edebilirsiniz. Artık dalya demiş dünyanın en eski çelik köprülerinden “Brooklyn Bridge” Manhattan’dan en güzel South Street Seaport’tan görülür. Manhattan’ın kuzeyine doğru ilerlerseniz Chinatown ve Little Italy mutlaka görülmesi gereken iki önemli gezi noktası olarak karşınıza çıkar. Chinatown’da ucuz hediyeliklerinizi alır, Little Italy’de ise tepeleme bir domates sosuyla spagettinizi ev imalatı kırmızı şarap eşliğinde midenize yollarsınız. New York’un en Avrupai bölgesi olan Little Italy özellikle Amerika’nın içinden gelen turistlere yönelik atraksiyonlara sahiptir ve sadece bu yüzden çoğu restoran gereksiz düzeyde pahalı ve haketmediği biçimde ünlüdür.

 

11 Eylül ve gurme-yemek turu

Kentin yönetim merkezi olan ve tarihi nitelik taşıyan devlet binalarının yeraldığı City Hall,

11 Eylül saldırılarında yıkılan Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kuleleri’ne de çok yakın. Artık burası da turistik bir gezi alanına dönüştüğü için, bölgede “o günü” anımsatan her türlü işporta malzemesi bulmanız mümkün! Binaların yıkıldığı ve şimdi “ground zero” olarak anılan zemini görmek için ise uzunca bir kuyruğa girip özel “izleme localarına” çıkabilirsiniz.

Bu noktadan biraz daha yukarı Soho’ya doğru yürüdüğünüzde ise dünyanın en seçkin modacılarının butiklerini, sergi salonlarını ve ünlü ressamlarla heykeltraşlarının atölyelerini görebilirsiniz. Kentin avantgarde ve bohem yüzünü yansıtan Soho ve Greenwich Village dünya mutfaklarından binlerce yemeğin sunulduğu çok sayıda ünlü lokantanın da yeraldığı semtler. Manhattan’ın güneybatısında yeralan Chelsea ve Meatpacking District de son yıllarda kentin en popüler “gurme-yemek” lokantalarının peşpeşe açıldığı bölgelerden. Bir araştırmaya göre Manhattan’ın güneyinde her gece ayrı bir lokantada yemek yeseniz dahi ilk başladığınız yerde yeniden yemek yiyebilmeniz için aradan 20 yıl geçmesi gerekiyor. Yani New York midesine ve damak tadına düşkünler için sayısız seçenekler sunan bir kent.

 

Caz kenti

Caz, New York’la özdeşleşmiş bir müzik janrı. Hatta ona “büyük elma” sıfatını uygun görenler de 30’ların “caz çağı” müzisyenleri. New York’ta caz ve blues müziğin keyifle dinlenebileceği, dünyaca ünlü müzisyenleri izleyebileceğiniz çok sayıda klüp ve müzikhol var. Özellikle West Village’da ve bu çevrede gay mahallesi olarak bilinen Greenwich sokağı civarında onlarca bar ve klüp sizin için tadına doyulmaz bir “müzik gecesi” alternatifi olabilir. Ayrıca Christopher Street çevresiyle BleeckerStreet’de yeralanları özellikle tavsiye ediyoruz. Ancak hemen belirtelim ki adı artık “kült” haline gelmiş Blue Note, Harlem’deki Cotton Club ve Lenox Avenue’daki Knitting Factory en popüler “turistik caz kulüpleri”! Yine de beğendiğiniz sanatçıları kolaylıkla görebileceğiniz bu mekanlar en iyiler listesinde hala başlarda yeralıyorlar. Bleecker’daki Terra Blues ve Times’daki B.B. KingBlues Club ile Varick Street’teki latin blues ve salsa klübü S.O.B’s’ in fevkinde blues ve latin caz mekanları olduğunu hatırlatıp en iyi “pure” caz kulüplerini şöyle sıralayabiliriz; Charlie Parker’ın adıyla müsemma Birdland, Cajun, Jazz Standard, Iridium, Detour, Homefront, Lenox Lounge, Smoke, Smalls, Sweet Basil, Tonic, Village Vanguard ve Session 73. İlhan Erşahin’in East Village’daki Nublu’su ve Houston’daki Bossa Nova caz klubü Zinc etnik tatlar arayan turist vatandaşlarımız için “makul” mekanlar. Gerçi bu başlık altında sadece Manhattan’da 100’ü aşkın mekan olduğunu biliyoruz ama bizimkiler biraz “en iyiler” listesinden alıntılama ve biraz da “Türk turistin damak tadını tanıma” cüretiyle karışık vesselam... Bu arada belirtmeliyiz ki kentte ne olup bittiğini öğrenmeniz, özellikle başta sanat ve moda olmak üzere farklı alanlardaki pek çok etkinlikten haberdar olabilmeniz için New York’a iner inmez hemen bir “Village Voice” dergisi edinmenizi salık veriyoruz. Salı geceleri kentte ücretsiz dağıtılmaya başlanan bu haftalık yayın size önünüzdeki günleri düzenleyebilmeniz açısından mükkemmel bir kılavuz olacak. Her gazete bayiinde ya da sokakların köşebaşlarındaki plastik kutularda bulabileceğiniz bu dergiyi, mümkünse New York’a gitmeden önce internet üzerinden inceleyip seyahat programınızı ona göre ayarlamanız pek mantıklı bir iş olacaktır. Aman, bunu yapmayı sakın unutmayın...!

 

Underground bir gezi

Yeniden kuzeye doğru yürüyüşünüze devam edip West Village’dan biraz yukarı New York Üniversitesi’nin ana kampusunun bulunduğu Washington Square Park’a ve eşşiz güzellikteki “takı”nın önüne gelin. Birçok filmden hatırlayacağınız bu görüntü karesinin önünde bir başka New York atmosferi var. Yaz gecelerinin en hareketli caddesi Bleecker’dan sadece iki blok yukarıda bulunan bu parkın etrafı üniversitenin binalarıyla çevrili. Yaz aylarında her gece bir başka öğrenci müzik grubunun konser verdiği ya da tiyatro topluluğunun gösteri yaptığı Washington Square Park aslında günün her saatinde pek keyifli bir alan. Aynı tadı Union Square Park ile çevresindeki tarihi binaları izlerken de alacaksınız. Union Square buradan 10 blok kuzeyde ve haftasonu pazar yeri olarak kulanılan geniş bir meydan. Yine bu çevrede yürüyüş mesafesinde bulunan East Village’a geçerek New York’un underground kültürünü ve yaş ortalaması 20-25 olan genç New Yorker’ların “trendy” klüplerini görebilirsiniz. Buradaki St. Mark’s Place çok sayıda ucuz Hint lokantası ve doğu mistsizmini fon olarak kullanan kitsch bar ve klüpleriyle meşhurdur. Ukrayna mahallesi olarak da anılan bu bölgede ayrıca İtalyandan Rus yemeklerine kadar geniş bir yelpazede değişik damak tadlarına “uygun fiyatlarla” hizmet veren onlarca lokanta bulunur.Yine bu civardaki AvenueA, B ve C çevresi son yıllarda giderek popüler olan çok sayıda barın yeraldığı bir mahalle haline gelmiştir. Eğer buradan Chinatown ve Canal Street’e, yani güneye doğru yürürseniz Houston ve Delancey caddelerinin ortasında kalan Ludlow, Essex, Elizabeth ve Orchard sokaklarında New York’un en çok “şirazesinden çıkmış” mekanlarıyla karşılaşırsınız. Giderek “hot spot” bir bölge konumuna yükselen Lower East Side’ın özellikle geceleri yaş ortalaması 20’lere kadar düşer. Bu eğlenmeyi seven genç “grunge” güruhun en popüler fast food mekanı ise Houston Street üzerindeki “Bereket” isimli Türk lokantasıdır. Özellikle haftasonu geceyarısından sonra burada Müslüm Gürses dinleyip Eminem tarzı arkadaşlarla ayaküstü sohbet imkanı yakalayabilirsiniz. Gerçi anlattıklarımız sürreal bir manzarayı ihtiva ediyor ama inanın, başta Bereket’in New York’un en popüler fast food dükkanlarından biri olduğu yolundaki saptamamız dahil, yazdıklarımızın hepsi külliyen doğrudur. Hatta Bereket kentin en fazla başvurulan, en prestijli gurme kitabı yayıncısı Zagat’a göre kendi alanında son 4 yıldır birinciliği kimseye kaptırmamıştır. Bereket’in kaldırımında, aynı sırada yeralan “Katz’s Deli” (Deli-Delicattasen; şarküterinin kısaltılmışı) New York’un en güzel hot dog ve frankfurter sandviçlerini yapar. Katz’s’de “When Harry Met Sally” filminin o unutulmaz orgazm sahnesinin çekildiğini de hatırlatalım, hatta Meg Ryan’ın kanepesine oturmak için bekleşen genç kızların oluşturduğu kuyruk sizi şaşırtmamalı!

 

Gerçek New York; Lower East Side

Lower East Side, yani bu gariplikler ve “ister inan ister inanma” diyarı gün ışığında sakin bir toplu konut alanı görüntüsü verir. Williamsburg ve Manhattan köprülerinin arasında kalan bu bölge orta halli musevilerle latin kökenli göçmenlerin iç içe yaşadığı bir bölgedir. Gündüz gözüyle bu çevrede görebileceğiniz en önemli yer Delancey caddesinin paralelinde yeralan Grand Street ve çevresindeki “ilk yerleşim evleridir”. New York’un ilk yerleşimcilerinden Avrupalı musevilerin evleri şimdilerde müze haline getirilmiş ve New York’un tarihinde çok önemli rol oynayan bu cemaatin kentle birlikte büyüyerek etkinliğinin nasıl arttığı “müze evlerle” anlatılmaya çalışılmış. Ayrıca aynı cadde üzerinde dünyanın en güzel “hıyar turşusunu” satan iki dükkan ve sadece “akordeon” ve bu müzik aletine ilişkin kitap, nota bilgileri ve değişik malzemenin yeraldığı bir müzik evi var... İlginizi çekmese de uzaktan fotoğraflarını çekmenizi salık veririz, çünkü sözünü ettiğimiz dükkanların pitoresk hali tam bir “turistik” keyif.

 

Güneyde tur bitti, sıra Midtown’da...

Manhattan’da hemen hemen tüm sokak ve caddeler birbirine paralel ve birbirini dik kesen bir kent mimarisi dikkate alınarak inşa edilmiş. Bu nedenle kaybolma ihtimaliniz pek zayıf. Sadece Broadway başlıbaşına kuzeyden güneye epey kavisli bir “S” harfi çizer. Kentin tam ortasındaki Central Park da bazen aradığınız sokak ya da caddeyi kısa süreliğine kaybetmenize yolaçabilir. Fakat kaybolursanız etrafınızdakilere çekinmeden nerede olduğunuzu ve gitmek istediğiniz yeri sorun, New Yorklular artık 80’li yıllardaki çekingenliklerini, ürkekliklerini üstlerinden epey attılar. O yıllardaki suç oranı şimdilerle kıyaslanmayacak büyüklükteydi. Kent, özellikle Manhattan’ın turistik bölgeleri, dünyadaki örneklerinden ve Amerika’nın önemli metropollerinden çok daha güvenli ve emniyetli. Münferit olaylarla karşılaşma riski sizin şansınıza bağlı, lakin Bronx’un güney mahalleleri, Harlem ve Washington Heights’ın bir kısmı özellikle hırsızlık olaylarının daha fazla görüldüğü bölgeler. Siz tüm gün boyunca kentin güneyindeki seyahatinizi tamamladıktan sonra Lafayette sokağının Broadway’le paralel durduğu noktada, Astor Place’deki metro istasyonuna gelin. Buradaki müzik ve kitap mağazalarından alışverişinizi yapıp köşedeki kafede buzlu kahvenizi içtikten sonra, kentin tam ortasına, 34’le Beşinci Caddenin köşesine giden trene binin... Şimdi sırada kentin en önemli sembollerinden biri var.

 

Empire State ve diğerleri

New York’ta “görmezseniz olmaz” listesinin ilk sıralarına Empire State binasını yerleştirmek zorundasınız. Aslında bunun aksini yapamazsınız da... Çünkü kentin neresine giderseniz gidin bina mutlaka o devasa siluetiyle karşınıza çıkacak ve sizi kendisine çağıracaktır. İkiz Kulelerin yıkılmasından sonra kentin tek hakimi haline gelen bu binayla aşık atabilecek yegane gökdelen bize göre art-deco stili, caz çağının sembolü, nikel ışıltılı kubbesiyle Chrysler binasıdır. Gökdelenler arasında GM, Woolworth, Birleşmiş Milletler ve şimdilerde AOL binaları epey sükse yapar ama New Yorkluların ilk ve en tutkulu gözağrıları hep Empire State olmuştur. Seyahatinizin en görkemli turunu gerçekleştirmek için sabah erken saatlerden geceyarısına kadar herhangi bir anı seçebilirsiniz. Binanın gözlem katına çıkış ücrete tabidir. Manhattan’ı, Long Island üzerinde sonsuz bir ovada yatarmışcasına duran Queens ve Brooklyn’i ve New Jersey eyaletinin Atlantik okyanusuna olan kıyılarını Empire State binasının gözlem katından saatlerce, doyumsuz bir tatla izlersiniz. Burası, içinde bulunduğunuz kenti ve çevresini algılamak ve anlayabilmek için en uygun mekandır. 34’üncü Sokağın 6’ncı caddeyle kesiştiği noktada ise dünyanın en büyük mağazalarından Macy’s vardır. Noel öncesinde Macy’s tarafından bu cadde üzerinde dev balonlarla yapılan geçit töreni kentin sembol nitelikteki etkinliklerinden biridir. New York’a gidipte alışveriş yapılmasa dahi Macy’s’e uğranmaması “turistik kurallar” açısından büyük bir ayıptır. Öyleyse bu dev mağazada atılacak küçük bir tur da New York seyahatinizin bir bölümünü oluşturmalıdır. Buradan kuzeye doğru yürüyerek yine Times Meydanı’na çıkar ve tiyatro salonlarıyla meşhur 42’nci caddede, bir kafede kısacık dinlenirsiniz. Buradan batıya doğru yürüdüğünüzde kentin biraz karanlık yüzü ortaya çıkar... Konfeksiyon atölyelerinin yeraldığı Garment District ve Hell’s Kitchen hala daha az turistik ve daha fazla “New York’un yerlisi”dir. Bu civarda, Hudson nehri kıyısında, emekliye ayrılmış ve kıyıya sabitlenmiş Intrepid uçak gemisi bulunur. Geminin içindeki müze, çocuklarıyla New York seyahatine çıkmış olanlar için harika bir fırsattır. Bu civarda bulunan ve daha çok New York Knicks basketbol takımının “evi” olarak bilinen Madison Square Garden gerçekten de yeryüzünün en kişilikli spor salonlarından biridir. New York’a gittiğiniz günler içinde bu salonda bir spor aktivitesini ya da bir konseri izlemenizi “hararetle” tavsiye ederiz. Salonun karşısındaki Pennslyvania Oteli ve yanındaki dev alışveriş merkezi “New YorkMall” yine bu civarda görebileceğiniz “turistik” nitelikteki yapılardan bazıları. Fakat Madison Square Garden’ın hemen kuzey köşesinde yeralan tarihi New York Postanesi “fotoğraf” için bulunmaz güzellikte ve kentin sembolleri arasında yeralan pek şık bir binadır. Postanenin yanında ise kenti banliyölere ve diğer kentlere bağlayan dev otobüs terminali Penn Station vardır. Eğer, başkent Washington D.C., kumarhane kenti Atlantic City veya NewJersey’de bir kente gitmek isterseniz, demiryolunun yanısıra buradan bineceğiniz bir otobüsle bunu gayet uygun bir fiyata yapabilirsiniz. 42’nci Cadde üzerinden batıya değilde doğuya doğru yürürseniz ulaşacağınız Doğu Nehri kıyısında, camdan dev bir kibrit kutusunu andıran Birleşmiş Milletler binasıyla karşılaşırsınız. Binada “özel toplantı günleri” dışında günlük gezi turlarına katılabilir ve özellikle çocuklarınızla New York’ta epey farklı bir gün geçirmiş olursunuz.

Bu arada hemen belirtelim, 42’nci sokakla Lexington Avenue köşesinde yeralan Grand Central tren istasyonu ve onun çaprazında Beşinci Cadde üzerinde yeralan New York Kütüphanesi kentte görülmesi gereken yerler arasında başta gelir. Grand Central kentin hemen tüm banliyölerine ve ülkedeki tüm kentlerine ulaşmanızı sağlayan ana çıkış noktasıdır. 90’lı yılların başında restore edilen bu 100 yaşını aşkın bina, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’na çocuklarını buradan uğurlayan New Yorklular için özel bir öneme sahiptir. Ayasofya’nın kubbesine yakın büyüklükte dev bir kubbeye sahip olan bu yapı ön yüzündeki rölyef ve heykelleriyle de kentin en “güzel” binaları arasında yeralır. İçinde geçireceğiniz vakte acımayacağınıza ve burada pek hoş fotoğraflar çekeceğinize eminiz...

Girişindeki dev aslan heykelleriyle sizi karşılayan New York Kütüphanesi de Grand Central’la benzer niteliklere sahip olmakla beraber arka bahçesi, moda haftası başta olmak üzere pekçok önemli uluslararası etkinliğe evsahipliği yapar. Sıcak yaz gecelerinde ise burada kurulan açıkhava sinemasında ücretsiz film izleyebilir ve New York’un yıldızlı gökyüzünün tadını yeşil çayırda sereserpe çıkarabilirsiniz!

Son olarak, Grand Central’ın kuzey kapısından Park Avenue’ya çıkmanızı tavsiye ederiz. New York’un bu çift gidiş-gelişli dev bulvarı, özellikle Midtown civarında, benzerlerine oranla daha bir “upscale”, daha bir sofistike atmosfere sahiptir. Eski adıyla Pan-Am, şimdilerde MetLife binası olarak bilinen noktada (ki Park Avenue bu binanın altından geçer) bu dev bulvar, çevresindeki gökdelenlerle garip bir biçimde asil ve şık bir görüntü verir. Ünlü politikacı ve sanatçıların kaldığı Waldorf Astoria Oteli ve hemen yanıbaşındaki tarihi küçük kilise Park Avenue üzerinde “mutlaka görülmesi gereken yerler listesi”nin başındadır.

 

5 ve 6’ncı caddeler

Diyelim ki 42’nci sokaktan doğruca nehre yürümeye değil de 5’nci caddeye dönmeye karar verdiniz... Cadde üzerinden kuzeye doğru yürüdüğünüzde Central Park’a yaklaşmadan 7-8 blok önce bu caddede ve hemen bir alt paralelindeki Madison Avenue’de dünyanın en ünlü ve “pahalı” markalarının yeraldığı mağazaları göreceksiniz. Armani’den Versace’ye NBA mağazasından ünlü mücevherci Tiffany’e kadar herkes buradadır. İrlanda katoliklerinin görkemli St. Patrick’s katedrali ve hemen karşısında yükselen Rockefeller binası New York’ta en fazla ziyaretçi alan yerlerin başında gelir. Özellikle Rockefeller Center’ın ön bahçesi ve burada kışın açılan buz pisti, yine buradaki NBC televizyonu stüdyoları ve televizyonculuk tarihi müzesi görmenizi “mutlaka” salık vereceğimiz yerler. Hemen arka caddede, 6’ncı Avenue’deki Radio City Hall ve yakınlarındaki Carnegie Hall konser salonları zamanınız ve hazırlığınız olduğu takdirde bir konser izleme şansı yakalayacağınız en kaliteli akustiğe sahip, dünyanın en seçkin müzik salonlarındandır. Özellikle Radio City Hall’de izlenecek bir “Noel karnavalı dans gösterisi” hayatınızın unutulmazları arasına girebilir. Rockefeller’ın batısında yeralan 6’cı cadde sizi kuzeye kadar Columbus Circle olarak bilinen ve Christoph Colomb’un heykelinin bulunduğu meydana götürecektir. Şimdilerde AOL binasının da yeraldığı bu alan ve Colomb heykeli New York kentinin “ ülke dışından gelen turistlerce” az bilinen sembollerinden biridir. Columbus Circle, Central Park’ın güneybatı sınırının köşesinde yeralır.

Rockefeller binasının ön cephesinden, yani beşinci caddeden kuzeye yürürseniz bu kez Central Park’ın güneydoğu sınırına ulaşırsınız. Bu güzergahı takip ettiğinizde önce pekçok filmden tanıyabileceğiniz The Plaza ile The Piere otellerini görürsünüz ki, burası 59’ncu sokaktır. Köşede ise New York’un soluk borusu Central Park’ın güneydoğu sınırı durmaktadır. Bu noktada kentin en eski otellerden WestinEssex House’un çatısında Central Park’ın muhteşem manzarası eşliğinde öğle yemeği yiyip parkta nasıl bir keşif yolculuğu yapacağınıza karar verebilirsiniz. Eğer çocuklarınızı ya da bir tanıdığınızın çocuğunu sevindirmek istiyorsanız yine 59’uncu sokakın köşesindeki GM binasının altında kepenk açmış FAO Schwartz isimli dev oyuncak mağazasına mutlaka uğramalısınız. Dünyanın en sevimli ve koleksiyoncular için değerli “teddy bear”, yani “sevimli ayıcık”larını üreten bu şirketin Manhattan’daki bu mağazasında aradığınız her türlü oyuncağı bulacaksınız. Ayrıca diğer dev “zincir mağazalara” karşılık burası daha bir “çocuksu” oyuncaklar satmayı ilke edinmiştir. Yine belirtelim ki 57’nci sokakla 5’nci caddenin köşesinde yeralan Warner Bross, aynı cadde üzerinde yeralan Walt Disney ve Times Meydanı’ndaki dünyanın en büyük Toy’s ‘r’ Us mağazası çocuklarla beraber gezilmesi ve tatil parasının bir solukta harcanması için “en uygun” mekanlardır! Bu arada, özellikle 6’ncı Cadde üzerindeki elektronik eşya satan mağazalardan alışveriş etmeyi en yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü tavsiye etmediğimizi hatırlatalım.

Burada, 42’nci sokaktan yukarı doğru çıktığınızda siyah kıyafetleriyle muhafazakar musevilerin işlettiği mücevher mağazalarını göreceksiniz. Sıkı pazarlık yapar ve aldığınız malın “orijinal sertifikasını”da yanında alırsanız, eh biraz da alacağınız malın ne olduğunu anlayacak kadar bilgiye sahipseniz, Türkiye’den daha uygun fiyatlarla alışveriş etmeniz mümkün olabilir. Ama önerimiz, mümkünse bu çevreyi turistik amaçlı olarak gezmeniz yönünde...

6’ncı Caddeden ayrılmadan 47’nci sokak civarında Little Brazil olarak bilinen iki blokluk bölgeyi ihmal etmeyin. Burada Brezilya ve Portekiz usulü, dönere benzer bir düzenekte pişirilmiş “Plataforma” adı verilen dev biftekleri çok iyi yapan en az 10 lokanta var. Cajun pilavı yanında Brezilya bifteğinizi ve eşliğinde Pina Colada’nızı afiyetle götürün, midesine düşkünlerin asla pişman olmayacaklarını “gönül ve mide rahatlığıyla” söyleyebiliriz.

 

Central Park

Central Park, içinde üç büyük gölü, çok sayıda spor alanları, sayısız spor ve güneşlenme çayırı, konser alanları, büyük bir hayvanat bahçesi ve yoğun sıklıkta korulukların yeraldığı dev bir dinlenme, spor ve eğlence alanıdır.

Güney girişindeki dev güneşlenme çayırında şezlongla güneşlenmek, küçük gölde gondol ve sandal turu yapmak, tarihi atlıkarıncaya binmek, buz pateni sahasında “özellikle kış aylarında” paten yapmak ve fayton turuna çıkmak Central Park’ın “olmazsa olmazlarıdır”. Çoğunluğu İrlandalı, İtalyan ve Türklerden oluşan faytoncular küçük bir tur için kapıyı 40- 50 dolardan açsalar da siz 20 dolardan pazarlık yapmayı “ısrarla” tercih edin!

Parkta size görmeniz gereken yer olarak “şiddetle” önereceğimiz, 5’nci caddeden yürüyerek 72’nci sokaktan girebileceğiniz ve bu noktanın biraz kuzeyinde yeralan “oyuncak tekne” havuzunun bulunduğu yerdir. Burası yaz-kış tam bir Paul Cezanne tablosunu andırır ve kiralayacağınız bir tekneyi yüzdürerek pek keyifli vakit geçirme olanağı verir. Her an bir akordeoncu, kemancı veya bir ressam eşliğinde oturup kahvenizi yudumlayacağınız ve meşhur New York simiti “bagel”ınızı yiyebileceğiniz pek asude bir yerdir. Özellikle ilkbahar aylarında “yeryüzünde cennet varsa işte burasıdır” dediğimiz, billah pek keyifli bir ortamdır.

Eğer bu noktadan Central Park’ı enine keserek batıya doğru giderseniz, 72’nci sokağın bu defa batı sınırında, John Lennon’un çok sevdiği ve birkaç metre ötesinde vurulduğu Strawberry Fields ’a çıkarsınız. Burada, yerdeki “Imagine” sembolünün ortasına oturup dilek tutmak adettendir. Ayrıca öğle yemeğini parkın içindeki Boat House ’da yemenizi tavsiye ederiz. Central Park’ta açıkhava konser alanında roller blade yapanları, dans edenleri, güneşlenenleri ve koşanları izlemek pek “turistik” olmasa da keyifli uğraştır. Parkta ayrıca, kent gürültüsünden “nispeten” soyutlanmış olan Belvedere Hava Gözlemevi ’ne bir “tarih turu” yapmanız, kuzeydeki büyük göl kenarında yürüyüşe çıkmanız ve ördeklerle sincapları “yasak da olsa” gizlice yemlemeniz, ya da sık ormanlık alanda sevdiğinizle kaçamak öpüşmeniz, ama tüm bunları kalabalıktan tamamen uzaklaşmadan gerçekleştirmeniz size salık vereceğimiz diğer aktivitelerden...!

 

Upper West Side

Manhattan’da ağırlıklı sanatçı tayfasının yaşadığı bu semti yani Yukarı Batı Yakası’nı Columbus Circle’dan itibaren kuzeye doğru yürüyerek keşfedebilirsiniz. Lincoln Center, bu bölgenin, Upper West Side’ın en önemli sembollerinden biri... Columbus ile Amsterdam bulvarları arasında 62 ile 65’nci sokağın ortasında yeralan bu dev konser ve tiyatro salonu kompleksi New York’un ve dünyanın en önemli sanat merkezlerinden. Yukarıda saydığımız konser salonlarından daha prestijli ve elbette çok daha ilgi çeken bir yapı. Eğer zamanınız elverirse Lincoln Center’da bir opera izlemeden veya Wynton Marsalis yönetimindeki caz orkestrasını dinlemeden Manhattan’dan ayrılmayın.

Hudson nehrine kıyı Riverside parkı, bu parkın içinde eski başkanlardan Grant’ın anıtmezarı ve haftasonları ilahi korolarınca konserlerin düzenlendiği Riverside kilisesi Upper West Side’ın zaman kaldığında uğranılması gereken noktaları. Bu arada hatırımıza gelmişken “görülmesi ilginç olabilecek” birkaç önemli ibadethaneyi de yazalım. Dünyanın en büyük gotik katedrallerinden olan St. John the Divine (Amsterdam Avenue ile 112’nci sokak arası), daha önce sözünü ettiğimiz St. Patrick kilisesi, bu kilisenin hemen karşısında yani 5’inci caddede yeralan St. Thomas, eski İkiz Kulelerin yeraldığı bölgede St. Nicholas Ortodoks kilisesi ve 34’ncü sokağın köşesindeki Ermeni St. Vartan katedrali ile Wall Street’in karşısında bulunan Manhattan’nın en eski kilisesi Trinity “eğer vakit uygun ve ilgi varsa” görülmesi gereken ibadethanelerin başında gelir.

Tabii 103’ncü sokakla 3’üncü caddenin köşesindeki New York Camii de ilginç bir uğrak yeri olabilir. Hem dinlenip hem de 11 Eylül sonrasında oluşan “onlar-biz” psikolojisini dibine kadar hisseeceğiniz camide Harlemli siyah kızların sunduğu fıstıklı şerbeti kesinlikle geri çevirmeyin. Çinileri Türkiye tarafından verilen ve bir müezzini Rizeli bir yurttaşımız olan bu cami New York’taki müslümanların, özellikle Cuma günleri toplanma yeri gibidir.

Yeniden batı yakasına dönecek olursak, bu bölgede dünyanın en önemli üniversitelerinden Columbia Üniversitesi’nin kampusunun bulunduğunu hatırlatmadan geçmeyelim. New York’ta görebileceğiniz tarihi nitelik taşıyan en görkemli binalara sahip üniversite, “hoş bir batı üniversitesi kampusu” tanımak isteyenler için en doğru tercih olacaktır. 72’nci Sokaktan itibaren 100, hatta 110’ncu sokağa kadar Amsterdam Avenue ve Broadway üzerinde New York’un en temiz ve en zengin mönülü lokantalarını görebilir, biraz daha “upscale” gece klüpleriyle karşılaşabilirsiniz.

 

Upper East Side

Daha çok konutların, dev apartman komplekslerinin yeraldığı bu bölge New York’lu zenginlerin tercih ettiği semtlerin başında gelir. Şık lokantalar ve orta yaş grubu için bar ve kafelerin yeraldığı semtin en dikkat çekici yönü Doğu Nehri kıyısında New York’un en iyi hastanelerinin yeralmasıdır.

Madison Avenue’da 57’nci sokaktan 86’ya kadar dünyanın en gözde modacılarının butiklerini ve mücevher imalatçılarının şık dükkanlarını görebilirsiniz.

79’ncu Sokaktan East End Avenue’yu takip ederek kuzeye doğru yürürseniz Doğu Nehrinin Queens kıyıları manzarası eşliğinde Gracie Home’a ulaşırsınız. Uzun yıllardır belediye başkanının konutu olarak kullanılan ama turistik ziyarete açık tutulan bu ev, ilk başkan George Washington’un başkanlığı sırasında inşa edilmiş ve New York’un kısa bir süre başkentlik yaptığı dönemde “başkanlık konutu”, yani kentin “Beyaz Saray”ı olmuştur.

Bu evin içinde yeraldığı Carl Schultz Park’ında yürüyüş yapmanızı, köşesinden Doğu Nehri’nin tam ortasında duran ve sadece bir hastane ile konutların bulunduğu Roosvelt Adasını ve adaya çalışan teleferikleri izlemenizi salık veririz. Bu, New York’un müthiş karmaşası içinde sizi dinlendirecek pek keyifli bir atraksiyon olabilir. Teleferiğe binmeniz pek fazla “turistik” bir aktivite olmasa da, bunu illa ki yapmalıyım derseniz, 59’uncu sokakla Birinci Cadde köşesinde yeralan istasyondan adaya geçmeniz mümkündür.

 

Harlem

125’nci Sokakla 2’nci caddenin köşesinden batıya doğru yürüdüğünüzde Harlem’in kalbine doğru ilerlersiniz. Malcolm X’den Jackie Robinson, Duke Ellington, Ella Fitzgerald ve Colin Powell’a kadar çok sayıda ünlü siyahın doğduğu veya yetiştiği bu mahalle artık beyazların da yerleştiği ve iş yapmaya başladığı bir yer. 116’ncı Sokakla 5’nci Caddenin köşesinde Afrika hediyeliklerinin yeraldığı panayır görünümlü Harlem Shabazz Market, eski başkanlardan Bill Clinton’ın çalışma ofisini buraya taşımış olması ve “gospel” ya da caz müziğisevenler için düzenlenen turistik turlar Harlem’in artık dış dünyayla daha fazla ilgili olduğunu kanıtlayan gelişmeler. Gerçi Harlem 70’lerdeki meşhur basketbol takımı ve her daim ışıl ışıl caz kulüpleriyle “siyahların dünyasını merak edenler için” ilgi odağı olabilmiş, ama beyazlar için yerleşip, yaşanabilecek bir semt olamamış. Bunda, bu bölgede özellikle beyazlara yönelik suç oranının yüksek olması önemli bir faktör. Artık o devirler geçse de biz Cotton Club ve Apollo Tiyatrosu’nu içine alan “caz geziniz” için, “siyah” bir rehber önderliğindeki tur grubuna katılmanızı “her halukarda” güvenliğiniz açısından tavsiye ederiz. Apollo Tiyatrosu Ella Fitzgerald’dan Jenifer Lopez’e, Louis Armstrong’dan Michael Jackson’a kadar pekçok ünlü siyahın sahneye çıktığı, hatta keşfedildiği bir gösteri salonu. Her Cumartesi gecesi NBC televizyon kanalında buradan canlı yayınlanan “amatör yetenekler gecesi” aslında 80 yıllık bir gelenek ve genç kuşak yeteneklerin keşfedildiği belki de tarihin ilk “pop star” yarışması. Cotton Club ise hemen tüm büyük caz ustalarının “rüşt ispatı” için konser verdiği, özellikle 30 ve 40’ların en popüler caz klubü. Öyküsünden yola çıkılarak filmi bile yapılan Cotton Club New York seyahatinizin artık en “turistik” gezi noktalarından biri...!

Harlem’in kuzeyine doğru yürüyerek Washington Heights civarına, özellikle Broadway üzerinden ilerlerseniz, kendinizi Spanish Harlem’de bulursunuz. Şimdilerde Dominiklilerin yaşadığı bu eski Musevi ve Porto Riko mahallesinde insanlarla anlaşabilmeniz için mutlaka İspanyolca bilmeniz gerekiyor. Burada Malcolm X’in vurulduğu ve 179’ncu sokağın köşesinde yeralan baptist kilise elbette ziyaret edilebilecek ilginç bir mekan, ama binayı sadece dışarıdan tavaf etmeniz de yeterli olabilir...! Daha yukarılara, Manhattan’ın Bronx’la birleştiği Inwood’a kadar gidecek olursanız bu civardaki Fort Leekalesinden New Jersey kıyılarını ve Manhattan’ı anakaraya bağlayan yaşlı George Washington Köprüsünü doyumsuz bir keyifle izleyebilirsiniz. Buradaki Cabrini sokağı ve Fort Lee kalesinin hemen civarı New York’un henüz keşfedilmemiş “sessiz” yerleşim alanlarından biridir.

 

Conditional New York

Çin mahallesinde Çince, 36’ncı sokakla Broadway’de yeralan karoeke barlarda Korece, Little Brazil’de Portekizce, Spanish Harlem’de İspanyolca konuşulan bu dev Babil Kulesi’nde herşey “conditional”, yani durumsal...! Taksilerde kafasına göre garip bir aksanla konuşan Hint, Paki soförlerle, Yunanlı “diner” (24 saat açık küçük lokantalar) garsonlarıyla ve sert bir Arap aksanıyla İngilizce konuşmaya çalışan Yemenli bakkallarıyla New York, üst üste yığılmış çok etnili, çok kültürlü dev bir ülkedir. Yeryüzünde hiçbir kente, hiçbir şekilde benzemeyen bu megapol sizi de “durumsal” takıldığınız için kolayca içine çekecektir. Hiç merak etmeyin, orada yabancılık çekmeyeceksiniz. Sadece, eğer sigara tiryakisiyseniz haliniz perişan, şimdiden söyleyelim. İki yıl önce alınan bir kararla bar ve gece klüpleri dahil hiçbir toplu ve kapalı mekanda sigara içilemiyor. İçkinin yanında sigara keyfini yaşamak isteyenlere önerilerimizi ise biraz aşağıdaki “New Jersey” faslında bulacaksınız...!

 

Diğerleri (Queens, Brooklyn, Bronx ve Staten Island)

59’ncu Sokakta yeralan Queensboro köprüsünden Queens’e geçerseniz karşınıza yine çok etnili, çok kültürlü dev bir ilçe çıkar. Yunan mahallesi Astoria, Kore mahallesi Flushing, artık Türk mahallesi olmaya aday Sunnyside, İtalyanları ve İrlandalıları birarada bolca görebileceğiniz Rockaway ve her semte avuç avuç atılmış Musevi grupları Queens’i tam bir “mozaik kent” yapar. Brooklyn de öyledir... Son yıllarda gençlerin pek rağbet ettiği underground gece klübleriyle meşhur Williamsburg, muhafazakar musevilerle içiçe geçmiş bir hayatı sürerken, her gün 7 numaralı metro treni kente bu bölgeden birbirinden farklı insan yığınlarını taşır. Williamsburg’ü “turistik olmayan”, pek keyifli bir “New Yorker” seyahati için size şiddetle öneririz. Brooklyn sıcacıktır...

Brooklyn Heights ve hemen altındaki RiverCafe’den New York’un manzarası görülmeye değerdir. Özellikle River Cafe’nin yeraldığı kentin ilk gümrük iskelesinin önünden, ki şimdi turistik alandır, işte tam bu noktadan çekeceğiniz Manhattan fotoğrafları seyahat dönüşünde başköşeye yerleştirecekleriniz arasında mutlaka yeralacaktır. Dünyanın en eski lunaparkı ve halk plajının bulunduğu Coney Island, zeki yunuslarıyla ünlü New York Akvaryumu, dünyanın en büyük botanik bahçesi Brooklyn Botanik Bahçesi ve tahta yürüyüş yoluyla dev kum sahilinin yeraldığı Brighton Plajı Brooklyn’in “mutlaka görülmesi gereken” turistik mekanlarıdır. Gerçi Brighton Beach Rus mafyasının etkisinin yoğun olduğu bir bölge olması nedeniyle Little Odesa olarak bilinir ve bu yüzden “turistik” niteliğinden biraz kaybeder, ama Dean Martin’in gençliğinde cankurtaran olarak çalıştığı bu ilginç New York mekanını “mümkünse” görmenizi öneririz. Coney Island’daki lunaparkta “Wonder Whell” ve “Brooklyn Cyclones” adındaki iki dev oyuncağın benzerleri arasında en eskileri olduklarını da hatırlatalım. Ayrıca, Coney Island’ın biraz doğusunda yeralan Sheepshead Bay Atlantik Okyanusu’nda balina görmek için tura çıkabileceğiniz turistik teknelerle doludur. Buradaki sahil yolunda yürüyüş yaparken çok sayıda “Giresunlu” Türkle karşılaşıp en az 3 Türk restoranının levhasını görebilirsiniz. Sheepshead Bay balık avını sevenler ve balina görmek gibi ilginç bir deneyimi yaşamak isteyenler için doğru bir tercih olabilir.

Manhattan’ın ilçelerinden Bronx, dünyanın en büyük ve en zengin “tür koleksiyonu”nun bulunduğu hayvanat bahçesine sahiptir. Bronx Zoo’da özellikle, nesli tükenmekte olan orangutanların yeraldığı Kongo bölümünü görmek, “once in a lifetime”, “hayatta bir defa” yaşanabilecek hoş bir deneyim anlamına gelir. Staten Island ise Manhattan büyüklüğünde bir ada olmasına karşın çok az sayıda yerleşime sahip, oldukça sessiz, sakin bir ilçesidir New York’un. New Jersey eyaletine geçişte köprüleriyle ara yol görevi üstlenmekle birlikte Brooklyn’den bu adaya uzanan Verrazano köprüsü de New York’u keşfeden İtalyan kaptanın adını taşır.

 

New Jersey

Manhattan’ı New Jersey’e Hudson nehrinin altından bağlayan Holland ve Lincoln tünellerinin yanısıra kuzeydeki “sembol nitelikli” iki katlı George Washington köprüsü de New York kentinin Amerika’nın “ana karasıyla” ilişkisini sağlar. Manhattan’da güneydeki Tribeca semtinden Holland tünelini arabayla geçerek ilk önce Hoboken ilçesine ulaşırsınız. New York’ta artık bar ve gece klübleri dahil tüm kapalı alanlarda sigara içme yasağı olduğu için Frank Sinatra’nın doğduğu bu şirin kent artık New Yorklu sigara tiryakisi bar müdavimlerinin ikinci adresleri olmuştur. Hatta sadece bu yüzden Hoboken’a taşınan New Yorkerlar bile mevcuttur...! Holland tünelinden sadece 5 dakikanızı alacak bir yolculukla içkinin yanında “sigara keyfini” yaşayabileceğiniz bir bara ulaşmanız mümkün olacaktır!

New Jersey’de Amerika’nın Doğu kesiminin Las Vegas’ı sayılan Atlantic City en popüler turistik mekanlardan biridir. Manhattan’dan arabayla yaklaşık 2 buçuk saat süren bir seyahat sonrasında kumarhaneleriyle meşhur bu kente ulaşabilirsiniz.

Ayrıca New Jersey’de dev alışveriş mağazalarının yeraldığı “mall”lardan Woodburry Common ve Jersey Gardens ile Seacacus kentindeki “outlet”ler size ucuz alışveriş imkanı sağlayacak yerlerdir.Uygun fiyatlara alışveriş yapacağınız ve giyimde New York’a oranla daha az vergi alınan New Jersey bu açıdan da “turistik” bir eyalet sayılabilir.

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Paterson ise memleket hasreti çekenlere ilaç olacak görüntüye sahiptir. Yine de, seyahatinizin süresi ne olursa olsun, New York’u bitirip New Jersey’e geçme şansınızın olacağını düşünmüyoruz...!

 

“Ölmeden Önce” New York’ta yapmanız gerekenler...!

Bu başlık size biraz ürkütücü geldi ama geçen haftalarda MSN’nin haftalık dergisinde yeralan makalenin tam başlığı buydu. ABD’deki toplam 39 kent için hazırlanan ve “ölmeden önce yapılması gereken 10 şey listesini” haliyle toplam 390’a çıkaran bu makaleden size New York’la ilgili olan bölümü çevirdik. Bunlar, MSN ve Citysearch internet dergilerine okuyucuların oylarıyla girmiş “10 en önemli şey”..! İşte liste ;

  • Empire State binasının en üst katına mutlaka çıkın.
  • New York Maratonu’na mutlaka katılın (kondisyonu ve sağlık durumu elverişli olmayanlar için New York’ta ölmeden önce yapılacak “son şey” de olabilir bu...!)
  • Eartha Kitt ve Bobby Short’un muhteşem müziğinin tınısını yakalayabilmek için mutlaka Cafe Carlyle’a gidin (35 E 76’ncı sokak).
  • Brooklyn’den muazzam bir Manhattan manzarası eşliğinde Grimaldi’s Pizzeria’da pizza yiyin (19 Old Fulton, Brooklyn).
  • Apollo Tiyatrosunda Amatörler Gecesi’ne katılın. ( Lauryn Hill’le beraber şarkı söylemeseniz de izleyici olarak Çarşamba ve Cumartesi geceleri bu eğlenceye iştirak edebilirsiniz.)
  • Coney Island’da Deniz Kızı Geçit Resmi’ne ve buradaki Nathan’s sosis yeme yarışmasına katılın. (Yarışmayı kazanamazsanız yediklerinizin parasını ödemek zorundasınız!)
  • Katz’s Deli ( When Harry Met Sally’nin “taklit” orgazm sahnesinin çekildiği bu yerde bir frankfurter yerken gerçek bir orgazma ulaşabilirsiniz!)
  • New York’un en pahalı Fransız lokantası Daniel’de bir akşam yemeği yiyin (mutlaka rezervasyon yaptırın, yani yaptırabilirseniz! 60 E 65’nci sokakta. )
  • Central Park’ın güneyindeki Ritz-Carlton Oteli’nde parkı gören bir oda kiralayın ve dünyanın en iyi oda servisini alın. (Dünyanın en pahalı otellerinden biri olduğunu da unutmayın).
  • Macy’s tarafından düzenlenen Şükran Günü Resmi Geçidi’ne katılın ama bir gece öncesinde de şova katılacak dev balonların şişirilmesine tanık olmak amacıyla 5’nci caddede mutlaka hazır bulunun. (Amerikalılar için pek keyifli olabilir ama...!)

 

Aslında Citysearch dergisi yukarıdakilere birkaç önemli not daha eklemiş, örneğin, Central park’ta gezinti, The Kitano, Second Home on Second Avenue ve Wolcott otellerinde en az bir gece konaklama, Brooklyn köprüsünden yürüyerek ya da bisikletle Manhattan’a geçiş gibi... Elbette New York’ta yapılması gereken o kadar çok şey var ki, lakin bu tür işler para ve zamanla doğru orantılı işler...!

 

Müzeler kenti New York

New York ayrıca bir müzeler kentidir. Gerçek bir iddiayla söyleyebiliriz ki dünyanın en iyileri bu kenttedir. Sinema ve televizyonculuktan tutunda oyuncak ve seks aletlerine kadar içerdiği binlerce değişik nesneyi sunan müzelerden bizce mutlaka ve öncelikle gezmeniz gereken ilk 10 şunlardır;

  1. American Museum of Natural History (çocuklar için muazzam bir deneyimdir Doğa Tarihi Müzesi),
  2. Metropolitan Museum of Art (İzlenimcilerden Pollack’a kadar herkes burada),
  3. Ellis Adası Göçmenler Müzesi,
  4. Solomon R. Guggenheim Müzesi (Modern sanatın en iyilerinden... Frank Lloyd Wright’ın tasarladığı mimarisiyle çağdaş zamanların en görkemli binalarından),
  5. Lower East Side İlk Yerleşimciler “Tenement” Müzesi,
  6. Frick Collection (Zerafet ve şıklık adına herşey orada, 70’nci sokak 5’nci caddede),
  7. Intrepid Deniz, Hava ve Uzay Müzesi (86 N River Pier West, 46’ncı sokak ve 12’nci cadde, Hudson nehri kıyısındaki dev uçak gemisi),
  8. Rose Center for Earth and Space (Doğa Tarihi Müzesi içinde dev bir küre, Central Park West 79’ncu sokak),
  9. Moma QNS (Queens Bulvarı’nda yeralan dünyanın en zengin modern sanat koleksiyonlarından birine sahip müze),
  10. Whitney Museum of American Art (Amerikan sanatı üzerine en önemli koleksiyonların biraraya getirildiği müze, Madison caddesi 945’de).

 

Son hatırlatmalar

Hadi diyelim ki tüm bunları yaptınız da elinizde birkaç gün daha kaldı... O halde size “kentin kabasını bir kez daha almayı”, ama bu defa sağlam bir şekilde almayı öneririz. Bu nedenle çıkacağınız son turlar belki şunlar olabilir; Manhattan’ın çevresini gemiyle gezebileceğiniz 3 saatlik Circle Line turu, Tompkins Square Park yakınlarından yapılan helikopterli gökyüzü turları, Broadway turları, tüm kenti üstü açık bir otobüsle gezeceğiniz Big Apple turu, alışveriş için Girlshop turları, NBC Stüdyolarına ve televizyonculuk müzesine yapılan tur, Yankee Stadyumunu görmeniz için yapılan Yankee Stadium Tour ve New York’un tarihini daha iyi öğrenebilmeniz için Historical Society tarafından düzenlenen günlük turlar. Ya da New Jersey’de Whitewater’da çıkacağınız doğa ve rafting turları, bu eyaletin güneydeki plajlarına yapacağınız geziler ve Long Island’daki Hampton kasabalarına gerçekleştireceğiniz günübirlik seyahatler size New York’un çevresinde epey keyifli zaman geçirtebilir. Ayrıca yaz aylarında Central Park’ta geceleri düzenlenen çoğunlukla ücretsiz “Summer Stage” konserlerini, Jones Beach üzerindeki rock konserlerini ve Gramercy Park’taki “yaz gecesi sineması”nı sakın unutmayın.

 

Eğlence zamanı

New York’ta eğlencenin zamanı yoktur. 24 Saat yaşayan bu kentin en iyilerini sıralamak epey güç... Ancak TimeOut ve Citysearch’e göre şu günlerde New York’un en popüler dans klüpleri arasında Filter 14 başta geliyor. The Cock, The Big Easy, Red Rock West, Tao, Mehanata 416 B.C. ve B’lo şu günlerde New York’un “worst behavior” ve “hot” mekanları. Buralara girmek için kapıda duran irikıyım arkadaşlara kallavi bahşiş vermek durumundasınız, aksi halde adınız “özel partiye davetliler listesinde” bulunamaz ve kapıdaki kuyrukta sabaha kadar beklersiniz. En iyi dans klüpleri sıralamasında ise daha “efendi” takılanlar şöyle; Webster Hall, Culture Club, Discotheque, APT, Copacabana, Cielo, Club Shelter, Pollyesther’s ve Roxy. Gay klüpleri arasında Don Hill’s, The Eagle ve The Kings pek moda...! Yaş sınırının en altında olanlar için Plaid, The Park ve Pussycat Lounge tavsiye ediliyor. Gatsby’s ve Show Nightclub daha çok dansçılarıyla gözde mekanlar. V.I.P ve Scores ise en iyi topless barlar arasında kabul ediliyor. Bu arada, rock müziğin pek çok isminin ilk defa New York’ta sahne aldığı CBGB’s de mutlaka görmeniz gereken mekanların arasında yeralıyor.

 

En popüler lokantalar

Şu günlerde New York’ta Meatpacking District fazlasıyla “trendy”..! Bizce Brooklyn’deki muhafazakar musevi lokantası Peter Luger dünyanın en iyi etini pişiriyor. Manhattan’da Midtown’da Sparks ve Soho’da Balthazar harika biftek yapıyor ama Balthazar’ın sahibi Keith McNally’nin 9’ncu caddede açtığı Pastis herkesin dilinde. Asya yemekleri için Spice Market, İtalyan için Vento, Latin yemekleri için Son Cubano en çok tavsiye edilenler arasında. Faslı Zitoune, Bleecker’daki August ve yine Meatpacking civarındaki nam-ı diğer “harika Japon” Matsuri, Küba “fusion” yemekleri yapan Asia de Cuba ve Saurin Park Café en fazla tercih edilenler arasında yer alıyor. Craft, Alain Ducasse at the Essex House, Shun Lee Place, Kori ve Shaan of India yeni açılmış veya yeni keşfedilmiş lokantalar arasında en çok tutulanlar. Deniz mahsulleri için Aquagrill, Blue Water Grill, Le Bernardin, Esca, Oceana, Evviva ve bir Türk’ün sahip olduğu Pescatore ile Thalassa en iyiler listesinin üst sıralarında... Ancak “genel çerçevede” Citysearch’e göre ilk 10 listesinde şu lokantalar var; 21 Club, Café Boulud, Above, Ada, Aix, Shula’s, American Park, Annisa, La Caravelle ve Aquavit. Bu arada Citysearch’e göre, yeni açılanlar arasında en popüler olanlar da şöyle sıralanıyor ; Vento, Perse, 5 Ninth, Share, Cornershop Miss Williamsburg ve Porta Via.

 

New York’ta turist olmamak için...!

Bir an için New York’u inanılmaz düzeyde sevdiğinizi, hatta bu kente aşık olduğunuzu varsayalım. Bir çırpıda New York’ta yaşama kararı verdiniz ve taşınma planları yapmaya başladınız. Ya da bu kentte turist gibi değil de New Yorker gibi gezmek istiyorsunuz. Peki nasıl gerçek bir New Yorker gibi davranacaksınız? Yorgun bir turistten zinde bir New Yorker’a dönüşmek öyle pek kolay iş değil...! Lakin sakın merak buyurmayın, iki yıl önce “kaleme aldığımız” bir yazıdan alıntı yaparak size New Yorklu olmanın 40 yolunu göstereceğiz! Eğer bunları kısa sürede yapmayı başarırsanız siz de “zinde New Yorklu” görüntüsü verebilirsiniz. Böylece, Turistik Seyahat Kılavuzu’nu bu kırkı da kırık 40 kuralla (aslında bazılarına gereklilik, düşünme ya da uygulama biçimi demek daha doğru olacak) sona erdiriyoruz... Rotanız hep New York gibi keyifli limanlara olsun.

 

40 Ways To Be a New Yorker

  1. Kent, “The City” olarak sözünü ettiğiniz yerin Manhattan olması gerekiyor, zaten karşınızdakinin de böyle algılaması lazım. (Lütfen haddinizi bilin. Brooklyn ya da Queens’de oturmanız bir şeyi değiştirmez, böyle bir durumda siz köylüsünüz!)
  2. Daha önce asla Empire State binasına çıkmamış ya da Özgürlük Abidesi’ne gitmemiş olmanız gerekiyor. (Turist misiniz siz...?)
  3. Columbus Meydanı’ndan kentin en güneyindeki Battery Park’a nasıl gidileceği konusunda aralıksız dört saat konuşabilecek bilgi birikimine sahip olmalısınız! (Haritada Wisconsin eyaletini bulmasanız da olur.)
  4. Evsiz (homeless) ya da fahişeyseniz “görünmez” olmalısınız. (Bakın bu çok doğru, fakat kış geceleri Madison Square Garden’da kapı girişleri sıcak olduğu için mebzul miktarda “homeless” mevcut. Tecrübeyle sabit! Diğer konuyu bilmem artık.)
  5. Banliyö treni (subway) yaşamınızın vazgeçilmez bir parçasıdır.
  6. Avrupalı züppelerin ağızlarını çarpıtarak kullandığı aptal bir sözcük olan “Metro”yu asla kullanmayın, kesinlikle Subway’i tercih edin.
  7. İnsanların kendi ana dillerinde küfür etmesini yadırgamayın, bunu “çok dillilik”, “lisan üstadı olmak” şeklinde değerlendirin. Siz de yabancı dillerde (İspanyolca, İtalyanca ve Çince tercih nedenidir) küfür etmeyi öğrenin.
  8. New York’tan “The Big Apple” (Büyük Elma) olarak bahseden birini bıçaklamayı düşünüyorsanız siz gerçek bir New Yorker olmuşsunuz demektir. (Big Apple’ı genelde turistler ve hıyarlar kullanır. Ben daha çok, ağzından garip sesler çıkararak “heyy man, how yo doin” diye söze başlayan ve ardından Amerikan aksanıyla küfür etmeye çalışan Türk turistlere karşı benzer duyguları besliyorum. Film ve dizilerdeki salaklıkları burada taklit etme hatasına düşen bir sürü gerzeğin araba dolusu sopa yediğine bizzat tanık oldum, bakın bu son uyarım.)
  9. Evinizin kapısında en az 3 kilit bulunmalıdır. (Benim oturduğum evlerin ortalaması dört.)
  10. Arabanızda en sık kullandığınız teknik aksam kornadır. (Özellikle trafik ışıkları yeşile geçerken.)
  11. Tanımadığınız biriyle gözgöze gelmemeye dikkat edersiniz. (Göz kontağı New York’ta olası bir kavganın habercisi olarak kabul edilir. Megapole hoşgeldiniz...!)
  12. Apartman boşluğunun ortasında yeralan 1 metrekarelik çimden “arka bahçemiz” diye sözedersiniz. (Yazın bu engin kırlık alanda mangal yapıp arkadaşlarını davet eden çok sayıda New Yorker tanıyorum.)
  13. Westchester semtinin New York eyaletinin kuzeyinde bir yerlerde olduğunu düşünürsünüz. (Halbuki en fazla yarım saatlik bir mesafededir.)
  14. New York’un 12 yıl süreyle belediye başkanlığını yapmış Ed Koch’un televizyonda bir mahkeme programında yargıç olarak karşınıza çıkması sizi çok üzmüştü. Koch’un “para için” buralara kadar düşmesini bir New York’lu olarak gururunuza yedirememiş, o gün akşama kadar hüngür hüngür ağlamıştınız. (New York’lusunuz ya, kentin eski belediye başkanları bile hemşehrilik fanatizminizi kamçılıyor.)
  15. Central Park’ın “doğa” olduğunu düşünürsünüz. Haftasonları arkadaşlarınızla doğa turlarına çıkmayı planlarsınız, hatta bunun için özel ayakkabı, kıyafet ve çadır alırsınız.
  16. Bir müzayede satıcısının yüksek hızdaki konuşması size hiçbir zaman garip gelmemiştir. New York’ta bu hızda konuşan insan sayısı nüfusun yarısından fazlasını teşkil etmektedir.
  17. Tek odalı, sadece elbise dolabı büyüklüğünde bir eve ayda 1500 dolar kira ödersiniz ve bu genişlikte bir ev için bu rakamın “bedava” olduğunu düşünürsünüz.
  18. New Jersey’e hayatınızda en fazla iki defa gitmiş ve ikisinde de kaybolmuşsunuzdur. (New Jersey “kente” 3 dakikalık mesafede bir eyalettir, lakin gerçek bir New Yorker için yaşanması mümkün olmayan bir köydür, hatta cehennemin diğer adıdır. Bir defasında Jets maçı için o taraflara yolunuz düşmüş olabilir ama Yankees için Bronx ya da Mets için Queens’e gitmekten kesinlikle daha meşakkatli olduğu bir gerçek. Yani, bir daha asla...!)
  19. Arabanızı koyduğunuz otoparka Amerika’da birçok insanın verdiği aylık ev kirasından daha fazlasını ödersiniz. (Araba için aylık otopark ücreti Manhattan’da 300 ile 500 dolar arasında değişiyor.)
  20. Çocukluğunuzda kamp yapmaya gittiğiniz o yıldan bu yana gökyüzünde 12 yıldızı birarada gördüğünüz hiç olmamıştır. (Yüksek, devasa binalar arasında gözünüzün görebildiği alanı artık tahmin edin!)
  21. Birçok Amerikalının yatağa girdiği, uykuya daldığı saatlerde genelde akşam 9 ile 10 sularında siz akşam yemeğine oturur ya da bir kulübün yolunu tutarsınız.
  22. Elbise dolabınız siyah kıyafetlerle doludur. (Öncelikle gece kıyafeti olarak siyah renk New York’un en önemli raconudur, bilesiniz...)
  23. 1977 yılındaki elektrik kesintisinden (black out) bu yana kulaklarınız gerçek anlamda bir “sessizliğe” hiç tanık olmamıştır. Böyle bir durumda ise içinizi müthiş bir korku kaplar! (2003’deki black out’la 26 yıldan sonra New Yorklular ilk defa bir gece için bile olsun sessiz bir ortamda uyuyabildiler.)
  24. Toptancıdan 28 sente alınan bir adet biraya aptal bir barda gözünüzü kırpmadan 7 dolar bayılırsınız.
  25. Modayı ciddi biçimde ciddiye alırsınız. (Döpiyes altına giyilen spor ayakkabılar “white trash” yani zevksiz beyazların, bol kesim Harlem işi kot pantolonların mucidi FUBU ise kültürsüz siyahların tarzıdır. Siz bir New Yorker olarak Madison Avenue üzerindeki mağazaları, en kötü ihtimalle Bloomingdale’s’i tercih edersiniz. Fukaralık sınırlarını zorluyorsanız çaktırmadan GAP ve Old Navy takılabilirsiniz.)
  26. Yalnız olmak sinirlerinizi yıpratır. Fakat yalnız yaşayabilmek için atmadık takla bırakmazsınız. (Megapole hoşgeldiniz!)
  27. Telefonunuzun yanında en az 27 restoranın sipariş mönüsü bulunur. (Evde yemek yapmak, eğer becerikli bir erkek iseniz sadece kız tavlamak için tercih edilir. Bayanlar için de aynı durum sözkonusudur, hani “gel de sana fırında birşeyler yapayım” gibisinden...)
  28. Brooklyn’e giderken yanınıza mutlaka harita alırsınız. (Fakat Brooklyn’i New Jersey’den daha fazla tanıdığınız, hatta daha çekilir bulduğunuz söylenebilir.)
  29. “Batı” denildiğinde teorik bağlamda Hudson nehrinin karşı yakasını anlarsınız. Pratikte ise size sokakların uzayıp gittiği bir yönü çağrıştırır. Yani bilimsel olarak “batı” Amerikalıların yayıldığı (!) geniş coğrafyadır. O tarafa yolunuz düşsün pek istemezsiniz, çünkü oralar biraz vahşidir, zaten “vahşi batı” deyimi de bu yüzden kullanılır!
  30. Yaya olarak kırmızı ışıkta “sapasağlam” karşıya geçmenin her türlü tekniğini ezbere bilirsiniz. Hatta “jaywalking”i bir sanatçı maharetiyle yaptığınız söylenebilir.
  31. Size karşı iyi davranan yabancılardan mutlaka şüphe edersiniz. (Welcome to the jungle!)
  32. En son yemek yaptığınız gün geçtiğimiz yıl Şükran Günü’nde annenize yardım ettiğiniz gündü, değil mi? Nasıl bildik ama... (Bu da ayrı bir “mönü” kuralı)
  33. Egzersiz yapmak için üye olduğunuz jimnastik salonuna “ne kadar yakın olursa olsun” mutlaka taksiyle gidersiniz.
  34. Özgürlük düşüncesi, tren ya da otobüste ayağınıza basılmaması gerektiği düşüncesiyle paralellik taşır. Başkasının üzerine isterlerse otursunlar, bundan size ne, memlekette özgürlük var değil mi! (Bana dokunmayan yılan bin yaşasın New York’ta böyle tezahür ediyor.Yani çoğunlukla toplu ulaşım araçlarında. Bu maddenin çevirisi ancak bu kadar oldu, artık idare-i maslahat...!)
  35. Bakkaldan ya da manavdan bir kesekağıdının içinde en az 50 dolarlık alışverişle çıkarsınız. Çünkü burası dünyanın en pahalı kentidir. (Ya sev ya terket’i keşfedenler Amerikalılardır, “love it or leave it” bir New Yorker’ın pahalılıktan şikayet etmesi üzerine söylenmiş, daha sonra yoğun biçimde kullanıldığı gözönüne alınarak atasözü mertebesine yükseltilmiştir.)
  36. Arkadaşlarınıza anlatacağınız en az 5 tane “dünyanın en kötü taksi şoförüne rastladım” hikayeniz vardır. (Bende bu sayı 20’yi geçiyor.Bir de aylarca kiralık ev arayıp “garip” insanlar ve evlerle karşılaşma hikayeleri vardır ki bir New Yorker için tadından yenmez, yani anlatma babında.)
  37. Kulaklarınız artık siren sesi duymuyor. (Öylesine kanıksıyorsunuz ki 5 itfaiye aracı, 3 ambulans ve 2 polis devriyesi bile biraraya gelse yanınızdakiyle bir gece önce oynanan Knicks maçı hakkında rahatlıkla konuşabiliyorsunuz.
  38. Beyniniz kentteki hava kirliliği üzerine yapılan konuşmalara otomatik olarak kendini kapatıyor. ( Niye? New York’ta hava kirliliği mi var?)
  39. Evim güzel evim, diye oturduğunuz binada Amerika’nın birçok kent ve kasabasının nüfusundan daha fazla sayıda insan yaşıyor. ( Evlerimiz, güzel evlerimiz...!)
  40. Kapıcınız Rus, manavınız Koreli, bakkalınız Pakistanlı, çamaşırcınız Çinli, öğle yemeği yediğiniz bistronun sahibi Yunan, köşedeki işportacı Senegalli, son bindiğiniz taksinin şoförü Hintli, gazete bayiniz Yemenli, ayakkabı tamirciniz Arnavut’dur... (Tabii arada bir Amerikalıya da rastlıyorsunuz!)

 

İşte New Yorker olmanın kuralları böyle. Ya da bu kentte yaşadığınızı hissetiren “şeyler” böyle. Yarı şaka yarı ciddi biraz abartı “megapol” insanından, ortak bir yerde durup ortak poz verdiğimiz insanlardan 40 ayrı fotoğraf... Her enstantane net değil belki. Ancak ne kadar flu olsa da içinde bizden bir parça olduğunu biliyoruz, megapol insanlarından.

Kırkı da kırık bu 40 fotoğrafı New York için maddelere dökmüş, listelemişler. Biraz deşseniz “günlük yolculuklarınızı”, kimbilir daha ne maddeler ekleyeceksiniz o listeye. Yalnızlığınızın getirdiği alışkanlıkları, korkularınızın isimlerini, yabancılaştığınız duyguları, güveninizi yitirdiğiniz insanları ve daha pek çok semptomu. Özetle, metropol insanlarının ortak sayrılıklarını... Sahi, sizin listeniz de bu kadar uzun mu?