ilano ‘kuzeyli’dir. Buna inanırlar ve bu yüzden ‘sarmısak kokulu, fakir güneyliler’i, yani gerçek İtalya’yı küçümserler. İtalya’nın gerçek başkentinin Milano olduğuna inanırlar. Tarihsel olarak da pek haksız sayılmazlar. 1805’te kurulan İtalyan Birliği’nin ilk başkentidir. İtalya’nın Avusturya egemenliğine girdiği dönemde, 1848’de Avusturyalılara karşı verdiği mücadeleyle de yine İtalyan Birliği’nin öncüsü olmuştur Milano. Bugün resmi başkent Roma olsa da, modanın, finansın, sanatın, medyanın, sanayinin başkenti hala Milano’dur. Milanolular kendilerini o kadar ‘kuzeyli’ kabul eder ki, güneyin yoksul İtalyanlarından kurtulup bağımsız bir ülke olmayı hayal eder birçoğu...

Siyaset dışında herşey

Milano, siyaset dışındaki herşeyin kalbidir İtalya’da ve bu kentin kalbi de Piazza del Duomo’dur (Duomo Meydanı). Ortasında Kral Victor Emanuel II’yi Martino Savaşı’nda tasvir eden bir heykelin bulunduğu meydan, 1865 yılında ünlü mimar Guiseppe Mengoni tarafından yapılmıştır.
Duomo Meydanı, adını meydanın kuzeyindeki katedralden (katedrallere Duomo deniliyor) alır. İtalya’nın en büyük ve kompleks gotik yapısı olan katedralin inşaatı o kadar uzun sürmüştür ki, inşaat bittiğinde sadece bir katedral değil aynı zamanda bir deyiş sahibi olmuştur Milanolular. Uzun süren işler için Milanolular “Lungo come la fabrica del Duomo-Duomo inşaatı gibi uzun” derler. Haksız da sayılmazlar. 1306 yılında başlanan katedral inşaatı, ancak 1965 yılında son büyük bronz kapının takılmasıyla tamanlanabilmiştir.
Yüzyıllar süren katedralin inşaatında İtalyan, Fransız ve Alman sanatçılar çalışmış. Mimari özellikleriyle Kuzey Avrupa’nın etkisi hemen hissedilir. 135 kulesinin en yükseğinin (107.5 metre) üzerindeki Madonnina heykelinin, altından olduğu söylenir.
Katedralin hemen sağında, kentin bir başka simgesi sayılan Galeria Vittorio uzanır. İçerisinde dört sokağın bulunduğu yapı, mimar Mengoni’nin son eseridir. Çünkü ünlü mimar, 1877’de inşaat tamamlanmak üzereyken iskeleden düşerek hayatının kaybetmiştir.

Risotto yemek için...

İçerisinde sanat kitaplarıyla ünlü Bocca ve Rizzoli kitapevlerini, gümüş işleriyle ünlü Bernasconi’yi, tanınmış deri markası Prada’yı barındıran yapı, çelik ve camdan yapılmış muhteşem bir kubbeyle örtülüdür. İçerisinde birçok mağazanın yanı sıra kafe ve restoranların da bulunduğu Galeria Vittorio’yu gezerken acıkırsanız, Milano mutfağının simgesi risottosuyla ünlü Savini’ye uğrayabilirsiniz.
Galeria Vitorio’nun bir diğer ünü de, içerisindeki sokakların kesişim yerindeki boğa figürüdür. Zemin kaplamasında bulunan boğa figürünün cinsel organına topuğuyla basıp kendi ekseni etrafında dönen bir çok kişi göreceksiniz şaşırmayın, uğur getirdiğine inanılıyor.
Galeria’dan geçip, ünlü La Scala Tiyatrosu’nun bulunduğu Scala Meydanına çıkabilirsiniz. Bir zamanlar Leyla Gencer’in de sahne aldığı tiyatronun bulunduğu meydanı, kentin tarihinde önemli bir yere sahip olan Leonardo da Vinci’nin heykeli süslüyor.
Acıktıysanız ve değişik yemekler yemek isterseniz, Scala Meydanı’ndan geçen Alessandro Manzini Caddesi’ni takip edip Monte Napoleone’ye gidin. Sadece İtalyan mutfağının değil, tüm dünya mutfaklarının yer aldığı seçkin bir mekan burası, ama biraz pahalı. Daha ucuza bir şeyler yemek isterseniz pizza yiyin. Pizza yemenin gezinin ruhuna daha uygun olduğuyla avunabilirsiniz, ama pizzalar bizimkiler kadar lezzetli değil.

Faşizmim mimarlık abidesi

Aynı caddeyi takip ederseniz (caddenin adı bir kaç kez değişiyor şaşırmayın) Stazione Centrale’ye (Merkez İstasyonu) varırsınız. Burada İtalyan faşist mimarisinin en görkemli örneği olan gar binasını gezebilirsiniz. Binaya girince kendinizi o kadar küçük hissedeceksiniz ki, faşizmin “mutlak iktidar, mutlak itaat” düsturunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz. İtalyan faşizminin bu abidesini görmek istemiyorsanız boşuna buraya gelmeyin. Çevrede görülmeye değer başka bir şey yok.
Milano’ya, birçoklarının yaptığı gibi (özellikle Türklerin) alış verişe geldiyseniz, Milanoluların deyimiyli “Quadrilatero d’Oro”ya gidin. Monte Napoleone, Sant’Andrea, Spiga ve Borgospesso sokaklarından oluşan bu bölge moda ve aksesuar dünyasının kalbi olarak tanınıyor.Bu kadar ünlü mağazayı bu kadar küçük bir alanda bir arada başka hiçbir yerde bulamazsınız. Bu sokaklarda ve mağazalarda dolaşırken bolca Türkçe konuşmaya tanıklık edebilirsiniz. Türkler bu mağazaların önemli ve itibarlı müşterilerini oluşturuyor. Fiyatların yüksekliğinden rahatsız olursanız Via Buenos Aires civarında daha az ünlü ve makul fiyatlı mağazaları öneririm.
Duomo Meydanı’ndan başlayan Dante Caddesi’nin diğer ucunda bulunan Sempione Parkı’nın içinde Rönesans döneminin en büyük yapısı olan Castello Sforzesco bulunuyor. İtalya’ya hükmeden dört büyük aileye ev sahipliği yapan kaleye Filarete Kulesinden geçilerek giriliyor. Geniş bir avludan geçilerek ulaşılan binanın her bölümünde değişik eserler sergileniyor.

Müze şehir

Centro diye anılan kent merkezinde, sanata ve ve tarihe meraklıysanız, gezilmeye değer pek çok tarihi yapı var. Leonardo da Vinci’nin ‘Son Yemek’ adlı eserinin bulunduğu Dominikan kilisesi Santa Maria delle Grazie, Ferrari kakmalarıyla ünlü San Fedele kilisesi, mozaikleriyle dikkat çeken Sant Ambrogio bazilikası, İtalyan resminin öncüleri Caravaggio, Tiziano ve Leonardo da Vinci’nin eserlerinin bulunduğu Pinacoteca Ambrosiana, yazar Manzani’nin müzeye dönüştürülmüş evi Museo Manzaniano bu yapıların en önemlileri. Leonardo da Vinci denilince akla resim gelse de, aynı zamanda önemli bir bilim adamı olması sebebiyle adının verildiği bilim ve teknoloji müzesi de gezilmeye değer yerlerden biridir.
Gündüzleri kafeleri, geceleri bar ve kulüpleriyle ünlü Brera, Milano’nun bohem mahallesidir. Borremeo d’Adda meydanı, Santa Maria del Carmina ve San Guiseppe kiliseleri tarihi dokuyu oluştursa da, bohem atmosferin dışında semtin en önemli özelliği, semte adını veren Brera resim galerisidir. Mutlaka gezilmesi gereken yerler listesinde ilk sıralarda yer alan galeriyi gezmek için bir gün yetmeyebilir. Galerinin 38 odasında, Napolyon döneminde, İtalya’nın dört bir yanından zorla el konularak toplanmış eserler sergileniyor. Raphael, Francesco, Rubens, El Greco, Luca Signorelli, Van Dyck, Hayez, Bernardino Luini, Bellini, Foppa... Galeride resimleri sergilenen ressamları saymayı sürdürürsek çok uzun bir liste olur. Vaktiniz ya da sabrınız yoksa, galeride hangi odada hangi eserlerin sergilendiğini gösteren broşürü önceden inceleyip içeri öyle girmenizi öneriririm. Aksi taktirde resimlere dalıp esas görmeyi planladığınız resimleri göremeden müze kapanabilir.
Milano’da yapılması gereken bir şey daha var, Navigli’de bir gece geçirmek. Diğer bir adı Ticinese olan bölge, katedral inşaatına malzeme taşimak için, Leonardo da Vinci tarafından açılan kanalların olduğu yerde bulunuyor. Bir zamanlar işçi mahallesi olan Navigli, bugün gençlerin ve turistlerin gözde mekanlarından. Kanala yansıyan ışıkların eşliğinde akşam yemeği yiyip, Afrika müziğinden Latin müziğine kadar değişik alternatifler sunan barlarda kendinizi kalabalığın ve müziğin ritmine brakabilirsiniz.

 

ULAŞIM

THY ile her sabah saat 9:00’da Milano’ya uçabilirsiniz.
Rezervasyon için,
İstanbul: 212-663 63 63
Ankara: 312-419 28 00
İzmir: 232-425 82 80

 

KONAKLAMA

Duomo: Via San Raphael 1,
Tel: 88 33
Hotel Manzoni: Via Santa Spirito 20,
Tel: 76 00 57 00

 

AKLINIZDA BULUNSUN

İtalya’ya gidecek Türk vatandaşlarının Schengen vizesi alması gerekiyor.
İtalyan Büyükelçiliği (Ankara): Atatürk Bulvarı 118, Kavaklıdere
Tel: 312-426 54 60
İstanbul Konsolosluğu: Tomtom Kaptan Sokak 15, Beyoğlu
Tel: 212-243 10 24

İtalya’nın ülke kodu 39, Milano’nun şehir kodu 2. İtalya’dan ülke dışını aramak için önce 00, İtalya’da şehirlerarası arama yapmak için 0 çevirmek gerekiyor.