arabük’ten Kastamonu’ya giden yolda beyaz bir sabah ağıyor. Hiç beklenmedik biçimde bastıran kar, yolun kıyısındaki iğne dikenli ağaçları örtüyor. İlerde, o güne kadar benzerini hiç görmediğim mavi bir sis ufuk çizgisinde birikiyor. Sonbahar yapraklarını dökmemiş ağaçların dallarını beyaz çizgilere dönüştüren kar, iki mevsimi birbirine karıştırıyor. Her zaman rastlanmayacak bu manzarayı doğanın sessiz bir ayini olarak görüp büyülenmişçesine seyrediyorum. Tahta çitlere, kırmızı damlara, ağıllara, çoban köpeklerinin kulaklarına kar yağıyor. Kastamonu’ya yaklaştıkça, kar etkisini yitiriyor ve kent girişinde yağmura dönüşüyor. Kastamonu’yla Küre arasındaki 59 kmlik asfalt yolu alırken ormanlar iyice kendini göstermeye başlıyor. Kırmızı, sarı, kahverengi, yeşil renklerin birbirine komşu olduğu bir sonbahar dokusu gözlerinize doluyor. Küre tabelasını gördüğümde ise, kenti göremiyorum; çünkü yoğun bir sis kenti bizden gizliyor. Yalnız kenti mi? İkiçay Köprüsü’nü, mantarları, dereleri, çağlayanları, baraj gölünü, dalgın ağaçları… Işığı yakalamak için sisin dağılmasını beklemekten başka çaremiz yok, ama Karadeniz ve İnebolu yönünden gelen bu doğa olayı Küre’yi iki gün terketmeyecek ve fotoğraf makinelerimizi çantalarına hapsedecek. Biz de Küre’yi tanımaya tarih kitaplarının sayfalarından başlayacağız.

Fatih’in topları…
Küre’i Nühas, Küre’nin Osmanlılar dönemindeki ismi. “Bakır Ocağı” anlamına geliyor. Buradaki zengin bakır madenleri, Osmanlılar zamanından beri işletildiği için bu ismi almış. Geçtiğimiz aylarda üzücü bir maden kazasının yaşandığı bakır madeni kentin varoluş nedeni bir bakıma.

Küre’nin en gelişmiş ve canlı devrini Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşadığı yazılmakta. O dönemde yapılan camilere, mezarlıklara, künk su borularına bakıldığında bu gerçek daha iyi anlaşılıyor. Bugün Küre’de bakır madenlerinden çıkarılan üç milyon ton atık madde dağı var. Bu atıklar içinde, Fatih’in İstanbul’un fethi için yaptırdığı topların yapımında kullanılmak üzere üretilen bakırın atıkları da var. Bugün müzelerde bulunan bu topların üzerindeki Küre’i Nühas yazısı hala okunuyor.

Küre’i Nühas kasabası için en büyük yıkımlar, 1898’le 1913’te çıkan büyük yangınlar olmuş. Ahşap yapılar kağıt gibi yanıp kül olduğundan derin bir vadinin içine kurulmuş olan Küre, tarihinin büyük bir bölümünü alevler arasında yitirmiş. Ancak Küre Belediye Başkanı Engin Ayrancı, gizemli denilebilecek bir durumu da dillendiriyor. Maden atıklarının büyüklüğüne, kentte Osmanlı döneminde yapılan tarihi yapıların çokluğuna işaret ederek Küre’nin 17. yüzyıldan önceki döneminin tuhaf bir biçimde yok olduğunu söylüyor. “Bunun nedeni ne olabilir?” sorusunu, “Sanırım, büyük bir toprak kayması kasabayı yuttu” diye yanıtlıyor.

Yüreğin ormanları…
Bir zamanlar toprağın yuttuğu ilçe, bugün topraktan fışkıran ormanın yarattığı bir doğa başyapıtı gibi duruyor. Küre’de vadilerin gizlediği güzeliikleri büyük kayalıkların arasından akan sular tamamlıyor. Dağ yamaçlarını kaplayan ağaçlar milyonlarca yıl önce dokunmuş doğal bir halının yeryüzüne serildiği Küre, eskiden İsfendiyar Dağları adı verilen dağlara da adını vermiş. Bu dağların en yüksek tepesi olan Yaralıgöz Tepesi 1985 m yüksekliğinde. Ormanlarda dolaşırken, mevsimine göre yabangülleri, üvezler, kızılcıklar, kuşburnular, sütleğenler ve sarmaşıklar size merhaba diyor. Ama, Kasım aylarındaki yağmur sonralarında, Küre topraklarında bir mantar yağmuru başlıyor. Yüzlerce mantar türüne evsahipliği yapan Küre ormanlarında kırmızıdan siyaha kadar uzanan renkleriyle mantarları toplamak için insanlar sepetlerini takıp ağaçların arasına dalıyorlar. Küreliler zehirli ve zehirsiz mantar konusunda uzmanlaşmış. Kanlıcayı, erişteyi, toprakkaldıranı ve koyungözünü hemen buluyorlar. Kanlıca mantarı yörede en sevilen mantar. Yemeği, ekmeği, turşusu, kızartması, sotesi ve konservesi yapılıyor.

Uçuşan bulutlar…
Küre’de sabahları erken kalkın. Güneş ışınları dağların izin vermemesi nedeniyle kasabaya geç düşerken, siz fırından sıcak ekmeğinizi, peynirinizi, zeytininizi alıp Avcılar Kahvesi’nin masalarından birine yerleşin. Biraz şansınız varsa, orada rastladığınız bir avcıdan “avcı fıkraları” dinleyebilirsiniz. Kendi kendileriyle ince ince ti geçme konusunda geniş gönüllü olan avcılarla çay içerken, gününüzün iyi başlamaması olanaksız. Yok biz yukarlarda bir yerlerde çayımızı yudumlayalım derseniz, İnebolu yoluna düşün. Yılan gibi kıvrılan yoldaki manzaralara bakarken açlığınızı unutacaksınız. 15 km gidip geçitteki Doruk Kahvesi’nde durun. Çayınızı yudumlarken karşı yamaçlardaki köylere gitme duygusu uyanacak içinizde. Dağları sis basınca ayrı bir güzelliği var buranın. Kimi zaman parça parça dağılan sis, bir zamanlar maden taşıyan, ama şimdilerde kullanılmayan teleferik hattının üzerinde uçuşan bulutlar gibi dolaşıyor. Küre-İnebolu yolu bir bölümünde toprak kayması olduğu için kapanabiliyor. Karlı günlerde tırmanmak bazen zincirle bile güç. Doruk Kahvesi’nden geriye dönerken 3 km sonra Altan Günalp Seyir Yeri olarak bilinen noktada mola verin. Eski ÖSYM Başkanı Günalp’ın Küre’ye geldiğinde, “dünyada gördüğüm en güzel manzara” dediği yerden aşağıya bakın. Bu arada, hemen önünüzde 26 mlik bir telefon kulesi göreceksiniz. Tırmanmak biraz güç olsa da, kulenin tepesine çıktığınızda üç yanını vadilerin, diğer yanında da 1500 mlik bir dağın yer alan muhteşem bir panorama sizleri bekliyor.

Ecevit çorbası…
İnebolu yolunda, göknar, kayın ve çamlarla donanmış yamaçlardan Küre’ye inerken, Ecevit geçidinde çorba içmeyi unutmayın. Ecevit çorbası yöreye özgü ve 1318 yılından beri burada yapıldığı söyleniyor. Yayla çorbasına çok benziyor. Pirinç, süzme yoğurt, yumurta, tereyağdan oluşan çorbayı üzerine nane dökerek içiyorsunuz. Atatürk’ün Şapka Devrimi sırasında İnebolu’ya giderken burada çorba içip dinlendiği biliniyor. Bu yolun hemen altında da, 1899 yılında kesme taştan yapılan İkiçay Köprüsü var. Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu’ya inen cephane bu köprüden geçirilip cepheye götürülmüş. Halk, köprünün alınlığındaki tek siyah taşın bir yıl kadar önce yerinden sökülüp içinden define çıkarıldığına inanıyor.

Küre’nin en ilginç yerlerinden biri Karadonu köyündeki Doğanlar Kalesi. Geçmişi Paflagonyalılar’a ve M.Ö. 1100-700 yıllarına kadar uzanıyor. Kaleye giderken derelerin ve kuşların sesleri size eşlik ediyor. Üstünüze eğilen ağaçların yanından geçerken, doğanın bozulmadan kalışına seviniyorsunuz. Kaleye vardığınızda onun kayalara tünel şeklinde oyularak yapıldığını görüyorsunuz. İçindeki tünellerin ve kuyuların nerelere kadar uzandığını bilen yok. Duvarlardaki kabartmaların gizemi, köylülerin zaman zaman buralarda eski sikkeler buldukları söylentileri ile karışıyor. Gerçekte bölgenin bakır madenlerinden başlayarak ciddi bir tarihsel ve arkeolojik incelemeye tabi tutulması gerekli. Kimbilir ne inanılmaz öyküleri içinde saklıyor Küre…

Hikayeden hikayeye…
Kent içindeki eski yapıların yangınlarla ortadan kalkmış oluşu büyük bir kayıp. Alevlerden kurtulan ender yapılardan biri Hoca Şemsettin Camii. Bu caminin Fatih’in hocası Akşemseddin tarafından yaptırıldığı iddialarının gerçekliği bugüne kadar ispatlanmış değil. Kastamonu’da olduğu gibi, Küre’de de birçok türbe var: Bakir Sultan, Fırıncık, Elifdede, Gürnek, Kesikbaş vb… Bu türbelerle ilgili olarak halk arasında anlatılan hikayeler toplumbilimsel anlamda ilginç araştırmalara konu olabilir. Örneğin Nurullah Efendi Türbesi hakkında, mezarı üzerine sonradan yapılan türbenin kendiliğinden yıkılması üzerine , üstünün örtülmesini istemediği şeklinde bir söylenti var!

Küre’den köyleri gezmeden dönmeyin. Karın örttüğü yolların kıyısında, avlularında gezinen hindilerin dolaştığı, pencerelerinden yaşlı ama nur yüzlü insanların baktığı evler zamana karşı duruyorlar. Belören, Karadonu, Afşargüney, Afşarimam köylerini görmek dışında, Abut yolu üzerindeki 1200 rakımdaki Elif Dede Tepesine tırmanın. Köknar ve kayınlarla kaplı 110 yıllık eski Kastamonu yolunun geçtiği Çataltepe mevkiinde yürüyün. Küre merkezine 3 km uzaklıkta ve baraj yolu üzerindeki 12 m yükseklikten dökülen çağlayanları görün. Hele kışın öylesine coşkuyla akıyorlar ki…

Bazı tarlaların yakınında ya da içinde ağaçların üzerine yapılmış kulübecikler var. İnsan ilk bakışta bir anlam veremiyor, sonra bunlara “gümele” dendiğini ve tarlalarındaki ürünleri yaban domuzlarına karşı korumak isteyen köylüler tarafından yapıldığını öğreniyorsunuz. Gece boyunca “gümele”de tutulan nöbetlerin sessizliği patlayan silahlarla bozuluyor.

Kar kayığı…
Küre, vahşi doğasıyla önemli bir turizm beldesi olmaya aday. Belediye Başkanı Engin Ayrancı, ilçenin turizm potansiyelini tanıtmak için büyük çaba harcıyor ve terkedilen bir geleneği yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bu gelenek, kar kayığı ya da kızak yarışları. Yüzyıllardır Küre’de yapıldığı halde 1984 yılında bırakılan kızak yarışlarını dört yıl önce yeniden başlatan Ayrancı, bu yıl da Şubat ayında yarışmaları gerçekleştirmeyi planlıyor.

Geçmişte bir panayır havasında yapılırmış yarışmalar. Yarışmanın galibi ödül olarak ortaya konan iki yaşındaki danayı ipinden tutar götürürmüş. Bugüne tek bir usta kalmış kar kayığı yapan. Kızaklar sarı erik ağacı özünden yapılıyor ve özel işlemlerden geçirilerek bitiriliyor. Yarış öncesinde her kızağın sahibi kızağının altına formülü kendinde saklı olan macununu sürüyor. Kızak binicisinin ağırlığı çok önemli. Eskiden kızak sahipleri salt bu yarışmalar için özel binici yetiştirirler ve onlara yıl boyunca çiftliklerinde bakarak yarışlara hazırlarlarmış!

Yarışmaların yapıldığı Küre’ye 9 km uzaklıktaki Belören köyü Kastamonu Valiliğince turizm köyü ilan edilmiş ve geçtiğimiz yıl köyün tepesine bir tesis yapılmış. Kızağınız olmasa da, Küreliler sizi Şubat’ta Belören’e bekliyorlar; emin olun size bir kızak bulurlar!

Küre’de yaşam sevincinizi yeniliyorsunuz ve Anadolu coğrafyasının büyüleyici tarafıyla karşılaşıyorsunuz. Keşfedilmemiş birer hazine gibi duran Küre köyleri ve vadileri, dokunulmamış ormanlık alanları, ilkbahardaki çiçek kokuları, yazın esen püfür püfür rüzgarları, sonbahardaki sarışın şöleni, kışın dizboyu karları ile vahşi doğanın bütün sözcüklerini size söylemeye hazır. Yeter ki, yüreğinizi alıp Küre’ye gidin…

E-Posta: akgunakova@superonline.com

 

ULAŞIM

İstanbul-Kastamonu arası 490, Ankara-Kastamonu arası 225 km. Kastamonu-Küre arası ise 59 km. Kastamonu’dan minibüsle Küre’ye gidilebiliyor. Kastamonu’ya otobüsle gitmek isteyenler için:

Özlem
İstanbul Otogar, (0212) 658 06 13
İstanbul Harem, (0216) 341 03 20
İzmir, (0232) 486 10 28
Ankara, (0312) 224 08 37
Kastamonu, (0366) 214 64 12

Metro Turizm
İstanbul Otogar, (0212) 658 27 11
İstanbul Harem, (0216) 391 81 30
Kastamonu, (0366) 214 27 27

Ünal
İstanbul Otogar, (0212) 658 27 11
İstanbul Harem, (0216) 391 81 30
Ankara, (0312) 224 01 37
Kastamonu, (0366) 212 55 54

Huzur
İstanbul Otogar, (0212) 658 21 17
İstanbul Harem, (0216) 333 21 09
Ankara, (0312) 224 11 37
Kastamonu, (0366) 212 55 54

 

YEMEK

Küre-Ağlı yolunun 14. kmsindeki Masruf. Masruf’taki küçük salaş lokantada çıtır çıtır yanan sobanın yanında güzel bir et ziyafeti çekebilirsiniz. Ünlü Ecevit çorbasını da içmeden dönmeyin! Kastamonu mutfağındaysa, etli ekmek başı çekiyor. Biryan kebabını, döner üstü tiriti, çeke helvayı öneriyoruz.
Uludağ Kebap Salonu, (0366) 214 11 96
Frenkşah Sultan Sofrası, (0366) 212 19 05
Plevne Kebap Salonu, (0366) 214 34 72
Konak Restaurant, (0366) 212 10 61

 

KONAKLAMA

Küre’de Eti Bakır AŞ İşletmelerinin misafirhanesi dışında konaklama tesisi yok: (0366) 751 20 60.
Kastamonu’da konaklamak için:
* Hadi Otel: (0366) 417 20 16
* Selvi Otel: (0366) 214 18 31
* İdrisoğlu Otel: (0366) 214 17 57

 

AKLINIZDA BULUNSUN

  1. Küre ve köyleri kış aylarında yoğun kar yağışı altında kalıyor. Yüksek yerlerde kar kalınlığı bir metreye yaklaşıyor. Bu nedenle dört çekerleri hazırlayın! Küre Belediye Başkanlığı, Küre’ye gidenlere, rehberlik ve konaklama dahil her konuda yardımcı oluyor. Tel: (0366) 751 20 32.
  2. Köylere gittiğinizde aracınızdan inip evlerin arasına hemen dalmaya kalkmayın! Sizin istenmeyen bir misafir olduğunuzu sanan bir ya da birden fazla köpek köşebaşında pusuya yatmış olabilir! Köy sakinlerinden biri eşliğinde köye girin!
  3. Küre’nin havası çok değişken. Bir gün içerisinde dört mevsimi yaşamanız bile olası. Bu mevsimde sis ilçeyi yalnız bırakmıyor. Yağmurluğunuzu, şemsiyenizi unutmayın. Kar fotoğrafları çekerken yansıyan ışığın sizi yanıltabileceğini hesaba katın.