![]() |
|
![]() |
||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||
|
ar sözcüğünün anlamı, o yağarken nerede olduğunuza bağlıdır! Bir yolcuysanız, yollar kapanacak diye endişelenirsiniz. Bir dağ kasabası ya da köyündeyseniz, beyazlıkla şiddetlenen soğuğun ve onun buzdan kılıçlarının tutsağısınızdır. Ama, kentte yaşayan ve uzun bir bayram tatilini dört gözle bekleyen biri iseniz, kayak malzemelerinizi kapının yanında hazır etmiş olabilirsiniz. “Kayak yapmak için nereye gidelim” sorusunun yanıtını “Ilgaz’a!” diye veriyorsanız, kristal tacını giymiş bir prensle tanışacaksanız demektir! Ilgaz Dağları’nda taht kuran kış, kar turizminin parlayan yıldızı olarak sizi konuk etmeye çoktan hazır. İki ilin sınırı Ilgaz Dağı’nı beyaz bir pasta gibi ikiye kesiyor. Ilgaz kasabası ve dağın güney bölümü Çankırı’da, kayak tesislerinin bulunduğu bölge ise Kastamonu’da kalıyor. Kasabadan dağa çıkarken 8 km.lik dik bir yokuş var. Kar temizleme ekipleri yoğun bir çalışma içinde olsa da, yerdeki buz bu mevsimde kolay kolay kalkmıyor. Zinciri yol kenarında sizi bekleyen “zincir satıcıları”ndan alma şansınız var ama, onları her zaman bulamayacağınızı düşünerek zincirsiz yola çıkmayın. Ana yoldan otellere kadar olan yolu aşmanız daha kolay. Yolda kalırsanız, otellerin ekipleri size yardımcı oluyor. Dağın zirvesindeki televizyon vericisinin yanında gün batımını seyrederken sınırların bir önemi kalmaz. Turuncudan kırmızıya, kırmızıdan mora, mordan griye, griden siyaha dönüşen ve ufuk çizgisinden yansıyan ışık demetleri kar kristallerinin üzerinde rengarenk pırıltılar saçarlar. Karanlık indiğinde, kayakçıların yaktıkları dev ateşlerin arasından geçişleri başlar. Otellerden mutfak pencerelerinden nar gibi kızaran etlerin kokuları ve salonlarından geceyi şenlendiren udilerin sesleri gelir. Geceyarısından sonra dağ kendini av arayan yaban hayvanlarına teslim eder. Sabah uyandığınızda iki metreyi aşan karın içinde yuvarlanan köpekleri ve onlarla oynayan çocukları görürsünüz. Kahvaltıdan sonra, kat kat dalları bir “kar apartmanı”na dönüşen göknarların arasında yürüyüş yapabilirsiniz. Herkese tepeden bakan ağaçların baharda toprağa uzanan ince uzun parmaklı dalları bugünlerde kardan pamuk helvalar uzatır yanından geçenlere. Öğleden sonra sis kalkmışsa, asfalta kadar yürüyenler 2587 m.lik Büyük Hacettepe ve 2546 m.lik Küçük Hacettepe’nin beyaz kaleleri andıran zirvelerini görürler. Aşağıdaki vadilerde kara gömülmüş ormanların yarattığı vahşi doğa manzaraları bakanların soluğunu keser. Karşı yamaçlarda, yolları kapanan köylerdeki ahşap evlerin bacalarından yaşam belirtisi olarak dumanlar tüter. Ormanlarının 1088 hektarlık bölümü Milli Park ilan edilen Ilgaz Dağları gerek akarsuları, gerekse florası ve yaban hayvanlarıyla zengin bir doğal hayata sahip. Kayın, meşe, söğüt, titrek kavak, karaağaç, gökçeağaç, sarıçam ve boyu 40 metreyi bulan göknarlarıyla derin bir uykuda şimdi Ilgaz. Baharda arılara deli bal yaptıran keskin kokulu dağ çiçeklerini düşlüyor belki de. Dağdaki kayak merkezi İstanbul’a 460, Ankara’ya 210 km. uzaklıkta. Kastamonu - Ilgaz Dağı arası ise 59 km. Sürücülerin Ilgaz Dağı çıkışından daha da dikkatli geçmeleri gereken bir yol, Gerede - Ilgaz yolunun Çerkeş – Atkaracalar - Kurşunlu hattı. Gizli buzlanma tehlikeli olabiliyor. Karın yoğunlaştığı günlerde İstanbul’dan Ilgaz’a gidecekler Karabük – Safranbolu hattını tercih ederlerse daha güvenli bir yolculuk yapmış olurlar. Kayak merkezi, Aralık başından nisana ayına kadar kayak tutkunlarının cenneti. Üç doğal pisti var. Ana pist 950 m., diğerleri ise 750 ve 1500’er m. Pistlere kayakçıları çıkaran telesiyej de 693 m. uzunluğunda. Yeni kayağa başlayanların iyi bir gülme malzemesi olmaları bir yana, acemiler için biçilmiş kaftan Ilgaz parkuru. Gerçi acemilik, kayak hocalarından alınan birkaç saatlik dersten sonra çözülmeye başlıyor ya, olsun… Kışın Anadolu’da çok yolculuk yaptım. Dağ başlarında, ay ışığı donmuş çağlayanlara vurup ışıltılar saçarken ateşler yaktım. Nice kapılar çaldım, tanımadığım hanelere tanrı misafiri oldum. Bu yolculuklarda gördüğüm en görkemli şey, kar yağarken geçtiğim ormanların sessizliğiydi. Onbinlerce ağacın beyaz bir örtünün altında kaybolurlarken, insanı yeryüzündeki bütün seslerin çekildiği duygusu içinde bırakmaları… Yalnızca bu duyguyu yaşamak için bile Ilgaz Dağları’na gidilir diye düşündüm hep. Bir sabah, kayakçılar henüz uyanmadan Karakeçilik tepesinin yamacındaki ormanın içinde bir tilki gibi usul usul yürümek için… Milyarlarca pamukçuk yağarken gökyüzünden, sırtımı taze kara verip yanı başımda uzayıp giden göknarlara yüreğim var olma sevinciyle dolarak bakmak için… “ ‘Kar’ sözcüğünün anlamı, o yağarken nerede olduğunuza bağlıdır!” diyerek başlamıştım ya yazıya, bu büyüleyici sessizlikte belki de onu daha da anlamlı kılacak sözcükleri ancak bir şairden ödünç alarak bitirebiliriz sayfanın beyazlığına da. İşte, Ahmet Muhip Dranas sanki Ilgaz’da bizimle birlikte ormanın içinde sırtüstü kara yatmış gibi; ama bir farkla o rüzgarın uğultusunu duyuyor: “Kardır yağan üstümüze geceden, / Yağmurlu, karanlık bir düşünceden , / Ormanın uğultusuyla birlikte / Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte / Kar yağıyor üstümüze inceden / Sesin nerde kaldı, her günkü sesin, / Unutulmuş güzel şarkılar için / Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan / Rüzgar gibi ta eski Anadolu’dan / Sesin nerde kaldı? Kar içindesin!” E-Posta: akgunakova@superonline.com
|
|||||||||||||||||||||||||||