nsan yaşadığı kenti gezmekte biraz tembel oluyor. Bu nedenle Berlin hakkında turistik bir yazı yazmak inanın hiç kolay değil. Ayrıca Berlin, Paris, Roma, Viyana gibi “mutlaka görülmesi gereken bir başkent” olma ünvanına henüz kavuşamadı, en azından biz Türklerin gözünde. Geçen hafta Ankara’daki Almanya Büyükelçiliği’ne “uzun süreli turistik vize” alma koşullarını öğrenmek üzere uğramıştım. Vize işlerinden sorumlu müsteşarın içi meğer ne doluymuş. Herkes akraba ziyareti için vize alıyor. Türkiye’den Almanya’ya turistik amaçla gidenlerin oranı binde bir bile değil diyen müsteşar, aslında ülkeyi gezecek, tabii gezerken otelde kalacak olanlara (benim şu anda yanlış bilgi vermemek için atladığım birkaç kriter daha var. Onları kolaylıkla büyükelçiliğin internet sayfasından öğrenebilirsiniz) iki seneye kadar varan turistik vize verdiklerini anlattı. Büyükelçilik ve konsolosluklar önündeki kuyruklar sizi korkutmasın, vakitlice aldığınız randevu sayesinde beklemekten tasarruf edebilirsiniz.
Mimarlık şahaseri
Almanya’da gezilecek ilk şehir bence başkent Berlin. Hele modern mimariye merak sarmışsanız unutmayın, Berlin adeta bir mimarlik dergisi gibi. (Bu tanım bana değil, benim mimar kardeşime ait.) 1989 yılında iki Almanya’yı birbirinden ayıran duvar yıkıldıktan sonra, eski Doğu Berlin’in şehir merkezine yakın hemen her köşesi restore edilmekle kalmadı, pekçok yeni binaya da kavuştu. Berlinale gibi festivallerin düzenlendiği Potsdamer Platz, Potsdam Meydanı ünlü mimarlarin modern binalarıyla çevrelenerek şehir içinde bir şehir haline getirildi.
Sony, Coca Cola, Daimler Crysler gibi büyük firmaların gökdelenlerinin yanısıra alışveriş merkezleri, şık Cafe ve barlar, sinema ve müzelerin bulunduğu Potsdam Meydanının etrafı, Regierungsviertel, yani Türkçesiyle hükümet semti olarak adlandırılıyor. Sadece ünlü Federal Meclis binası Reichstag, tepesine yapılan cam kubbeyle şeffaf bir hale getirilmedi, basbakanlık binası ve bazı bakanlıklar da dünyanın ünlü mimarları tarafından yeni inşa edildi. Bu semt ve yakın çevresinde, Meclis ve parti binalarının yanısıra, çeşitli büyükelçilikler, Eyalet Temsilciler Meclisi, farklı eyaletlerin ve bazı medya kuruluşlarının Berlin temsilcilikleri ile Federal Basın dairesi gibi önemli kurumlar yerleşmişler.
Potsdam Meydanı ve yenilenen çevresi Batı Berlin’in eski alışveriş merkezi olan Kurfürstendamm semtinin yıldızını biraz söndürdü ama Berlin’in sembolü olan “Yıkık Kilise” ve şık mağazaların bulunduğu Kurfürsten Caddesi yine de her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. Çünkü Berlin’in Merkez Garı hala bu semtteki “Zoologischer Garten”.
Köprüler ve kanallar
Garın karşısındaki “Hayvanat Bahçesi” de hala en çok ziyaret edilen ve mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Burayı Potsdam Meydanı’na bağlayan Berlin’in en büyük parkı “Tiergarten” kenti gezerken mola verilecek en güzel yeşil alanlar arasında sayılıyor. Bu arada Berlin’in Almanya’nın en yeşil kenti olduğunu hatırlatmakta yarar var. Berlin’in Venedik’den daha fazla köprüye, Amsterdam’dan daha fazla kanala sahip olduğu gerçeğini ben de birkaç yıl önce öğrenmiştim. Biri yer altından, diğeri yer üstünden giden iki çeşit Metro hattı diye tanımlayabileceğimiz, U-Bahn ve S-Bahn’ın yanısıra, otobüs ve Doğudaki tramvay hatları Berlin’deki ulaşımı mükemmel kılıyor. Bütün duraklarda toplu taşım araçlarının ne zaman gelip, sizin gideceğiniz durağa ne zaman varacağı konusunda bilgi ediniyor, her türlü gecikmeyi anında öğrenebiliyorsunuz. Bu dakiklik bizim gibi “bindim alamete gidiyorum kıyamate” ruhuna alışmış Türkler’e biraz sıkıcı gibi gelebilir ama, şehri gezmek için zamanı kısıtlı olanlar bunun rahatlığını eminim hemen farkedeceklerdir. Ayrıca şehir turları için üstü açık iki katlı otobüsler, kanal ulaşımını sağlayan motorlar ve iki kişinin binebileceği fayton-bisikletler de emrinize amade.
100 numaralı otobüs
Ben Berlin’e gelen bütün misafirlerime “Zoologischer Garten”dan hareket eden 100 numaralı belediye otobüsünü kullanmalarını öneriyorum, çünkü bu otobüs, başkentin tarihi karakterini oluşturan neredeyse bütün meydan, bina ve semtlerden geçerek ring yapıyor. Toplu taşım araçlarının biraz pahalı olduğunu söylemeyi unutmayalım, ancak haftalık, günlük ve grup biletleriyle bu masrafı düşürmek mümkün. Eskiden aldığınız tek bilet ki buna “Normal Tarife” deniyor, iki saat ve her yöne geçerliydi, şimdi kabul edilen yeni uygulamaya göre sadece tek istikameti kullanabiliyorsunuz. Yani dönüş için bir bilet daha almanız gerekiyor. Zoologischer Garten’dan 100 numaralı otobüse binip, Cumhurbaşkanının ikamet ettiği, Bellevue Sarayı, Batıdan Doğuya açılan Brandenburg Kapısı, en “çok kültürlü” etkinliklerin yapıldığı kelebek biçimindeki Haus der Kulturen der Welt (“Dünya Kültürler Evi”, şarkılara konu olan Unter den Linden caddesi, eski DDR’ın hükümet binalarının, ünlü TV kulesinin, kızıl belediye binası, Marx ve Engel gibi sosyalist dönemin ünlülerinin anıtlarının bulunduğu Alexander Meydanı ve Berlin Dom’unu gördükten sonra ayrıntıya inmek isteyenlere, otobüsle yapılan şehir turlarını tavsiye ederim.
Gemilerle yapacağınız turları ise mutlaka Berlin’in çevresini görmek ve özellikle Doğu’yu gezmek için kullanın. Üç saatten 12 saate kadar çeşitli süreler için organize edilen gemi turları onlarca göl ve kanalın yanısıra Berlin’in varlıklı kesiminin yazları nerelerde yaşadığı konusunda sizi fikir sahibi edecektir.
“Küçük Venedik” adı verilen bölgeyi de içeren turları tercih edin ve yanınıza mutlaka güneş gözlüğünüzle birlikte bir şemsiye de alın. Zira güneş gibi bulutlar da size her an bir sürpriz yapabilir. Eğer yazsa ve sıcaksa, Wannsee Wann Gölü ve çevresindeki kumsallarda uzanıp keyif çatmak da iyi bir alternatif. Şimdilerde şehrin göbeğinde kanal kenarlarında küçük kumsallar oluşturuluyor haberiniz olsun. Bunlardan en güzeli, Friedrichstrasse yakınlarında Pressehaus-Basın Evi’nin hemen yanında. Kumsaldaki şezlonglara kurulup Reichstag ve hükümet binalarını seyrederken buzlu kokteylinizi yudumlamak da fena olmuyor.
Doğu’nun mirası
Benim için Berlin demek ne Kurfürstendamm ne de Potsdamerplatz, ben en çok Doğu’nun eski şehir merkezlerinden olan “Hükümet Semti”nin bir parçası sayılan Friedrichstrasse’yi seviyorum. Friedrichstrasse Metro durağından çıktığınızda dikkatinizi çeken ilk bina, eskiden iki Berlin’i ayıran sınırdaki kontrol noktalarından biri. Şimdi bir tiyatro ve konser sahnesine çevrilmiş bu küçük binayı, çevredeki, tiyatro ve revuelerle müzeler yalnız bırakmıyor. Ünlü tiyatro yazarı Bertholt Brecht’in kurduğu ve hala onun oyunlarının sahnelendiği Berliner Ansemble da görüş mesafenizde. Friedrichstrasse’deki bütün yollar tarihe çıkıyor. Bir taraf neredeyse bütün müzelerin yanyana dizildiği, müze adacığı, ki ünlü Bergama Müzesi de bu adada, bir taraf kendinizi hem orta çağda hissedeceğiniz Gendarmenmarkt ve daha çok Yahudilerin yaşadığı Hackesche Höfe.
Başkentin Adlon, Hilton gibi en şık otelleri de Friedrichstrasse ve çevresinde bulunuyor. Hazır Friedrichstrasse ve çevresindeyken, biraz yürüyüp, Almanya’nın en büyük sinagoglarından birinin bulunduğu Oranienburger Caddesini ve bu caddede sanatçılar tarafından işgal edilen ve hala onlar tarafından alternatif sanat eserlerinin üretilip gösterildiği Tacheles adlı Kültür Merkezi’ni görmeden dönmeyin. Tacheles İbranice “dobra dobra” anlamına geliyormuş ve binanın giriş katını duvar yıkıldıktan hemen sonra iki Türk heykeltraş işgal etmiş, hala demir heykeller yaparak sergiliyorlar haberiniz olsun. Burada bir Yahudi restoranına gidip bir de “Milchcafe-sütlü kahve” içerseniz gününüzün geri kalan kısmı daha keyifli geçecektir, eminim.
Kültür mozaiği: Kreuzberg
Sizin yerinizde olsam Türklerin yaşadığı Kreuzberg semtini mutlaka görürdüm. Kreuzberg’e giderken ya da dönerken yolunuz büyük bir olasılıkla yine Doğu ve Batı arasındaki kontrol noktalarından biri olan ve şimdi müze olarak kullanılan Checkpoint Charlie ve yeni Yahudi Müzesi’nden geçecektir. Bence bu iki binayi da Kreuzberg’e gelmeden gezin, aksi taktirde, Alman Yahudi zulmünün Türklere de yapılacağından korkar Almanyalı Türklere acırsınız, bunu da onlara belli edersiniz, adamların huzuru kaçar! Hem sonra Kreuzberg’de karşılaşacağınız Kültür Mozaiği, daha sonra göreceğiniz Yahudi Soykırımının ağırlığını göreli olarak azaltacak, size “eskidenmiş bunlar” dedirtecektir.
Kreuzberg herkesin iddia ettiği gibi bir Türk gettosu değil. Sadece iki sokaginda daha cok Türk oturuyor ama bazı sokaklarına da ne Türk ne de yabancı kökenliler kabul ediliyor. Ayrıca Kreuzberg’in Doğu sınırı son yıllarda Berlinli sanatçıların sık sık uğradığı cafe ve restoranlarla doldu. Siz de Berlinliler gibi yapın ve mutlaka karnınızı Kreuzberg’de doyurun. En güzel Türk yemeklerinin yanısıra, en otantik Hint, Çin, Arap ve İtalyan restoranları da Kreuzberg’de. Eh Almanya’daysaniz ve alkole karşı değilseniz akşamları birkaç bira içmeniz kaçınılmaz, bunu da Kreuzberg’de kanal kenarındaki gemi-cafe’lerde yapabilirsiniz. Hatta kanala giderken “Symirna” adlı kuruyemişçiden taze kavrulmuş fındık fıstık da alabilirsiniz. Kreuzbergliler çerez çöpüne çoktaaan alıştılar. Bir de mutlaka ızgara yapılmış sosis yemeyi unutmayın. Merak etmeyin hepsi domuz etinden değil, hatta etin cinsini Türkçe sorabilirsiniz, çünkü Berlin’de gastronomi sektörü Türklerin elinde.
Yazıya başlarken benim Berlin hakkında söyleyeceklerim çok az sanıyordum, bu yüzden kentin tarihi ve turistik yanlarını anlatan bir dolu kitap dizdim etrafıma ama görüyorsunuz ne onlara bakacak zaman ne de ayrıntıdan sözetmek için yer kaldı. Açıkçası son noktayı koymak bile zor geliyor, çünkü ben size anlatırken Berlin içinde gözden kaçırdığım, dikkate almadığım bir başka Berlin keşfettim. Yani Berlin in Berlin. Belki siz de keşfedersiniz? O zaman şimdi çıkaracağım görülecek yerlerin listesini not edin ve internete girip www.berlin.de adresine bir göz gezdirin. İngilizce bilgi de bulabilirsiniz. Ayrıca kitapçılarda Berlin hakkında çok sayıda ve güzel kitapçıklar var. Haa, sonbahar Berlin’i gezmek için iyi bir mevsim, hem uçak bileti fiyatları da daha uygun. İyi gezmeler.
Alexanderplatz (Tarihi Alexander Meydanı)
Berliner Dom (Berlin Dom’u)
Brandenburger Tor (Tarihi Brandenburg Kapısı)
Checkpoint Charlie (Eski Doğu Batı Sınırı Geçiş Noktası ve Müze)
Fernsehturm (Televizyon Kulesi)
Gendarmenmarkt (Pekçok tiyatro ve tarihi binanın bulunduğu semt)
Hackesche Höfe (Yahudi Semti ve eski ticaret merkezleri)
KaDeWe (Batı Berlin’in en ilginç alışveriş merkezi)
Kaiser-Wilhelm-Gedächniskirche (Yıkık Kilise)
Oranienburger Strasse (Eski Yahudi Merkezi’nde Sinagog ve Tacheles’in bulunduğu cadde)
Pariser Platz (Brandenburg Kapısının açıldığı tarihi Paris Meydanı)
Potsdamer Platz (Doğu’nun yeni alışveriş ve eğlence merkezi)
Reichstag (Federal Meclis, ziyaretçilere açıktır)
Schloss Bellevue (Bellevue- Cumhurbaşkanlığı Sarayı)
Schloss Charlottenburg (Charlottenburg Sarayı, yakınındaki Mısır müzesi görmeye değer)
Siegesaeule (Altın zafer anıtı)
Unter den Linden (Görülmeye değer Berlin’in şehir karakterini sergileyen tarihi bir cadde)
|