eknemiz durgun suyu yararak ağır ağır ilerlerken kıyıdaki akbalıkçıllar havalanıyorlar. Bartın ırmağının Karadeniz’e döküldüğü yerden kente doğru yaklaşırken, bu yeşil suyun geçmişteki adını fısıldıyoruz salkımsöğütlerin yapraklarına: “Parthenios… Parthenios”. Sıçrayan kefallerin yeniden suya düşerken çıkarttığı şıpırtıdan başka bir ses gelmiyor karşılık olarak. Peki, kim dillendirecek bize Bartın’ı? Tekne omurgalarının arasında çalışan ustalar mı, “Garıla pazarı”nda tezgahlarını kuran kadınlar mı, ahşap merdivenlerini çıkarken çocukluğumuzu anımsadığımız eski evler mi, yoksa cam kenarında telkırma yazmaları yaratan genç kızlar mı?

Teknemizin karşısına birden çıkıveren yaşlı bir çektirme söyleniyor kendi kendine: “Benden başka kim anlatabilir Bartın’ı? Hem denizin, hem ırmağın, hem karanın, hem de insanın kahrını çektim ben!” Haklı ama, biz Orduyeri Köprüsü’ne kadar gitmek ve oradan insanların arasına, sokaklara dalmak istiyoruz. O sokaklarda çiçekli bahçeler, yufka açan kadınlar, damlarda uyuyan kediler, ayakta kalmayı inatla sürdüren ahşap evler ve anılar var.

Bartın evleri, Osmanlı dönemi sivil mimarisinin son temsilcilerinden. Ağaçlarla dolu bahçeleri her geçen gün daralsa da, kuyuları susuz kalsa da, doğramaları yıpransa da merkezdeki her sokakta onları görüyoruz. Pencerelerinde oyalı perdeler… Odalarındaki sandıklarda çatku yazmalar, göynekler, uskufa yelekler birer hazine gibi saklanıyor. Tel kırma işleri yöreye özgü bir el sanatı olarak hala yaşatılıyor. İşleme sırasında kullanılan gümüş telin elle kırılarak koparılması işin temelini oluşturuyor.

Ahşap, bir dönem Bartınlıların oyuncağı olmuş. Ihlamurla, şimşirle, cevizle haşır neşir olan eller tekneler, gemiler, ağaç oymalar yapmış. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Bartın ve Amasra’da kalyonların yapıldığını yazıyor. Osmanlı gemi yapımcılarının torunları bugün de Kurucaşile, Tekkeönü, Kapısuyu ve Amasra’da ağacı öpe koklaya tuz kokulu elleriyle işlerine devam ediyorlar.

Onlar deniz kıyılarında çalışırken, Bartın çarşısı da her günkü hareketliliğini yaşıyor. Kimi, şadırvan çeşmesinden ünlü “kavşak suyu”nu içerken, 1912 yılında çeşmeyi yaptıran Karakaşoğlu Hacı Arif Kaptan’a dua ediyor. Kimi, güneş batarken İnkumu’nda olmak için arkadaşlarıyla sözleşiyor. Günlerden salı ya da cuma ise, kimileri “Garıla pazarı”ndan haftalık erzağını alıyor. Hayır, hayır yanlış okumadınız, pazarın adı “Garıla pazarı”! Adını, bahçesinden ve hayvanlarından elde ettiği sütü, yoğurdu, çileği, biberi, marulu burada satan kadınlardan alıyor. Onların kendilerine özgü şiveleriyle yaptığı konuşmaları dinlemek için bile Garıla pazarına gidenler var! Gittiğinizde, ihtiyacınız olmasa da, onlar tatlı dilleriyle size bir şeyler satacaklardır!

Bartın’ın Karadeniz kıyısındaki ilçeleri, en az kendisi kadar ünlü. Adını bir prensesten alan Amasra, hafta sonları büyük kalabalıkları konuk ediyor. Küçük limanı, Kuşkayası anıtı, Bakacak tepesi, ışıklandırılan kalesi yanında, her mevsim bulunan balığı ve lezzetli salatası ile hizmet veren lokantalarıyla ünlü. Amasra-Kurucaşile arasındaki Çakraz, Akkonak, Göçkün ve Çambu koylarıyla, Bartın’dan-Zonguldak’a uzanan sahil şeridindeki İnkumu, Güzelcehisar, Mogada ve Kızılkum plajları yazın gözdeleri.

Keşfetmek duygusuyla yollara düşenler iyi bilirler: Coğrafyanın yeni öyküleri, herkesin gittiği ana yolu terkedip yan yollara saptığınızda karşınıza çıkar. Sonbaharda dal dala verip birleşen ağaçların sarı tüneller yarattığı Bartın – Safranbolu yolu da böyle bir fırsatı yakalamanız için size olanak tanır. Değerlendirmek için yapmanız gereken şey, Bartın çayının yeşilden kahverengiye dönüşmeye başlayan sularını geride bıraktıktan 25 km. sonra Abdipaşa’ya varmak ve oradan Ulus tabelasının işaret ettiği yöne dönmek. 11 km sonra, yüzyıllar önce buraya göçen Boz Ulus Türkmenlerinin kasabaya ulaştığınızda, rüzgarın dallardan koparıp Hasandede Camii’nin bahçesine uçurduğu yapraklar arasında geyiklerin ayak izlerini aramalısınız. Camii bahçesinde geyik izi ne arar derseniz, anlatalım: Kasabanın en eski camisi olan bu yapıyı Horasan’dan geldiği rivayet edilen Hasan Dede yapmış. Yapmış ama, halk önceleri bir yabancının tek başına bir camii inşa etmesini garipsemiş. Ama bir gece Hasan Dede’nin keresteleri geyiklere çektirdiğini görmüşler; hatalarını anlayıp ona omuz vermişler ve cami bitmiş.

Bu söylencenin gerçekliğini bilmiyoruz, ama bildiğimiz bir şey var. Geyiklerin ayak izlerini gerçekten bulmak istiyorsak Ulus’tan Uluyayla’ya, dağlara doğru gitmemiz gerekiyor. Hem değil mi ki, sonbahar sarayını oraya kurar. 33 km.lik yol boyunca kayın ve göknarlara eşlik eden meşe, çam ve ladinler bu ağaçtan ordunun askerleri olarak dimdik ayakta dururlar. Uluslu İbrahim Efendi, 18.yüzyılın başlarında yazdığı “Atlas”ında “Uluyaylak ve Gökbeli ormanları değil Osmanlı’ya; bütün cihana yeter” demiş ya, yalan da dememiş diye düşünürsünüz ormanları gördüğünüzde. Sonra aklınıza insanoğlunun doğada yaptığı kıyım gelir ve etrafınıza bakar, ağaçların kokusunu içinize çeker, ferahlarsınız.

Uluyayla yolunda kaybolmamak ve zaman yitirmemek için, Ulus’tan yola çıkmadan önce Kaymakamlıktan ya da Orman İşletme Müdürlüğü’nden bilgi almanızda da yarar var. Olağan durumda bir buçuk saat süren yol, yağmurlarla birlikte geçilmesi güç hale geliyor. Bu nedenle bir dörtçeker araçla gitmek doğru olur. Yaylada bir sorun yaşarsanız, 4 km. uzaktaki Kalkanlı’da bulunan Orman İşletme birimine başvurabilirsiniz. Konaklamak istiyorsanız çadırınızı yanınızda götürün. Yürüyüş meraklıları için istemediğiniz kadar parkur var Ulus’ta.

Bartınlıların sıkça yineledikleri bir söz var: “Kavşak suyundan bir kere içtin mi, gitmezsin bir daha buralardan!” Bu sözün doğruluğunu kanıtlayan birçok durum olsa da, zaman yine de bir şeyleri alıp götürüyor kentten. Kalansa, telkırmalardaki gümüş tellerin pırıltıları…

Biz de Bartın’dan ayrılırken, yaşlı çektirmeye bir uğrayalım dedik. Baktık ki, bir türkü mırıldanıyor, ilişmedik. Ama kulak vermeden de edemedik türküsüne: “Boğazdan yol aşmaz mı? / Sandallar dolaşmaz mı? / Sil gözünün yaşını / Bağ olan kavuşmaz mı?”

E-Posta: akgunakova@superonline.com

 

ULAŞIM

İstanbul’dan Bartın’a özel araçlarıyla gidecekler için iki yol var: Birincisi, Bolu-Yeniçağa-Mengen-Devrek-Çaycuma-Bartın yolu. Yaklaşık beş saat sürüyor. İkincisi ise, Bolu-Gerede-Karabük-Safranbolu-Bartın yolu. Bu yol da yaklaşık altı saat sürüyor. Bartın Ankara’ya 286, İstanbul’a 430, İzmir’e 734 km uzaklıkta.

Otobüsle:
İstanbul-Bartın 6 saat, Ankara-Bartın 4,5 saat sürüyor.

As 74…
İstanbul: (212) 658 34 74
Ankara: (312) 224 05 74
Amasra: (378) 315 17 63

Özemniyet…
İstanbul: (212) 658 03 88
Ankara: (312) 224 00 32
Amasra: (378) 315 10 56

Özbartın…
İstanbul: (212) 658 08 69
Ankara: (312) 311 97 97
Bartın: (378) 227 45 35

 

YEMEK

Taşhan dediniz mi, Bartın’da bilmeyen yoktur. 18 odalı, iki katlı ve dikdörtgen planlı bu yapı eski bir ticaret merkezi. Daha sonra yapılan, 1897 tarihli Dervişoğlu Hanı ise, kırmızıya boyalı, elden geçirilmiş yeni haliyle oldukça güzel. Her iki handa, lokantalar da var. Beğeneceksiniz.
Amasra ise, balık demek… Yılın her mevsiminde balığın “hasını” yiyebilirsiniz. Salatanızı duble söyleyin; çünkü tadı damağınızda kalacak.

Canlı Balık Restaurant: (378) 315 26 06
Martı Balık Restaurant: (378) 315 34 65
Çeşm-i Cihan Restaurant: (378) 315 10 62
Öğretmenevi: (378) 315 27 30
Liman Restaurant: (378) 315 24 65
Çınar Restaurant: (378) 315 10 18
Amastris Restaurant: (378) 315 24 65

 

KONAKLAMA

Konaklamayı yolun iki ucuna yakın iki güzel kasabada, Amasra ve Safranbolu’da yapmanızı öneririz. Bartın – Amasra 17, Bartın – Safranbolu 74 km.

Amasra’da:

Hotel Türkili: (378) 315 37 60
Sesamos Otel: (378) 315 10 54
Eroğlu Büyük Liman Otel: (378) 315 39 00
Öğretmenevi: (378) 315 27 30
Timur Otel: (378) 315 25 28
Amastris Otel: (378) 315 24 65
Paşakaptan Oteli: (378) 315 10 11
Huzur Hotel: (378) 315 26 18
Nur Pansiyon: (378) 315 10 15
Amasra Oteli: (378) 315 10 07
Belvü Palas Otel: (378) 315 42 37
Seymen Otel: (378) 315 34 86
Sahil Pansiyon: (378) 315 22 11
Balkaya Pansiyon: (378) 315 14 34

Safranbolu’da:

Arpacıoğlu Otel: (370) 725 43 40
Bastoncu Pansiyon: (370) 712 34 11
Çelik Palas: (370) 712 71 72
Gökçüoğlu Konağı: (370) 712 63 72
Hatice Hanım Konakları: (370) 712 75 45
Kadri Ganioğlu Konukevi: (370) 725 12 19
Otel Teras: (370) 725 17 48
Paşa Konağı: (370) 712 81 53
Selvili Köşk Oteli: (370) 712 86 46
T.T.O.K. Otelleri: (370) 725 28 83
Uz Otel: (370) 712 10 86