Taramayı geç
Güncelleme: 08:28 TSİ 10 Kasım. 2010 Çarşamba
Sponsor: 
Paylaş

Atatürk son yıllarında neden yalnızdı?


< Önceki | 1 | 2

"Küskünler" arasında bir isim özellikle dikkat çekmektedir: Fethi Okyar. 1930'daki Serbest Fırka denemesinden sonra Gazi'den kopuşu, şüphesiz ki Gazi'nin yalnızlığında önemli pay sahibidir. Çünkü Ali Fethi, Mustafa Kemal'in Harbiye yıllarından beri en yakın arkadaşı gibidir. "Kafaca" uyuşan iki dosttur onlar. Yani sadece koşullardan kaynaklı bir yakınlıkları yoktur. Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) kurulurken Fethi Bey, Gazi'den, İsmet Paşa başkanlığındaki hükümetin partisinin çalışmalarına olanak vermesini ve kendisinin de, Cumhurbaşkanı olarak, tarafsız kalmasını ister. Anlaşma sağlanır, SCF kurulur. Ama ülkedeki yaygın yoksulluk ve yokluktan ötürü CHF iktidarına tepkili olan halk, bu yeni partiye çok büyük bir teveccüh gösterir. CHF'liler telaşa kapılıp Mustafa Kemal'den partinin lideri olduğunu ve öyle kalacağını bildirmesini isterler, o da öyle yapar.

Ekim 1930'daki belediye seçimlerinden sonra iki parti arasındaki gerilim artar. Gerisini Erik Jan Zürcher'den alıntılayalım: 

"Mustafa Kemal, Fethi'ye bu ortamda artık tarafsız kalamayacağını bildirdi. Cumhurbaşkanı'nın şahsına karşı siyasal muhalefet yürütmek istemeyen Fethi, SCF'yi kapatmaktan başka seçeneği olmadığını anladı ve 16 Kasım 1930'da partiyi kapattı. Bundan sonraki yaşamında Mustafa Kemal tarafından bu bunalımlı zamanda terkedilişinden duyduğu acıyla yaşadı".  

Haberin devamı ↓
reklam

Atatürk son yıllarında kendisini büyük oranda Çankaya Köşkü'ne kapatır, dil ve tarih çalışmalarına yoğunlaşır. Her gece kurulan içki sofrası kimi zaman entellektüel sohbetlerin yapıldığı, kimi zaman memleket meselelerinin tartışıldığı, bazen de birilerinden hesap sorulan yahut birilerinin gönlünün alındığı bir meclis olur. Bu masada, Atatürk'ün de yer yer yakındığı üzere, hep aynı kişiler vardır. Ve bunların pek azı Atatürk'ün kalibresindedir, tabiri caizse. Atatürk'ün "dengi" insanların çoğu ondan yol boyunca çeşitli nedenlerle uzaklaşmıştır. 

ATATÜRK'ÜN SOFRA KABİNESİ
Ondan uzaklaşan kişilerin sonuncusu ve belki de en önemlisi İsmet İnönü olur. Çankaya sofralarında alınan kimi kararlar, Atatürk'ün memleket işlerini büyük oranda devrettiği İnönü'nün (1925'ten 1937'ye kadar aralıksız Başbakanlık yaptı) hükümetinin faaliyetlerine ters düşer. Bu durum İnönü'nün tepkisini çekmektedir. Atatürk, İnönü'nün bakanlarından birini, ona danışmadan iki kez istifaya zorlar. Zürcher'in ifadesiyle Atatürk'ün "bu müdahalesi Cumhurbaşkanı'nın Çankaya'daki sofra kabinesine karşı giderek daha ihtiyatlı hale gelen İsmet'i sinirlendirmekteydi".  

Gece sofralarından birinde (bu sefer İstanbul'da) Atatürk'ün karar verdiği bir bakan değişikliği için Ankara'daki İnönü'ye yollanan telgrafa Başbakan'ın verdiği yanıt, memnuniyetsizliğini gözler önüne serer: "Geceyarısı gaflet uykusundan uyandırılarak, kabinesinde değişiklik yapılmak istendiği haberini alan bir Başvekil'in, bu hususta ileri süreceği mütâlâadan nasıl bir fikir selâmeti beklenebilir?" (aktaran Cemil Koçak, 'Türkiye'de Millî Şef Dönemi').  

"Tek Adam" ile "İkinci Adam" arasında dış politika (özellikle de Hatay sorununda) ve ekonomi politikaları konusunda fikir ayrılıkları vardır. Sonunda 1937 yılında Atatürk İnönü'yü görevden alır. Celal Bayar, Atatürk'ün son Başbakan'ı olur. Görevden alındıktan sonra iki lider İstanbul Dolmabahçe'deki tarih kongresine gider. Atatürk'e yazılı bir not gönderen İnönü, akşam Ankara'ya beraber döneceklerini öğrenir. Bunun üzerine "Demek bana çok dargın değilsin" diye bir not daha gönderir eski arkadaşına. Atatürk'ün cevabı dokunaklı olur: "Hayır, herşeyi unuttum. Bildiğin gibi, arkadaşım ve kardeşimsin".

Ancak İnönü hayattaki son bir yılında Atatürk'ün yanına pek az gelecektir artık. İnönü'nün asıl tepkisi, Atatürk'ün yakın çevresinde yer alan kimi isimleredir. Ve onları 1939'da milletvekili yapmayacaktır. Atatürk ise bir "denginden" daha uzak kalır geride kalan kısa ömründe.

HERKESTEN DAHA SOFİSTİKE, KÖKTENCİ BİR REFORMCU
Eğer bu yazıda Atatürk'ün, kişisel nedenlerden ötürü yakın arkadaşlarından uzaklaşıp yalnızlaşan biri gibi resmedildiği izlenimi doğarsa, tablo son derece eksik kalır. Atatürk'ün yalnızlığı biraz da çevresindeki hemen herkesten daha sofistike bir insan olmasından, özellikle ömrünün son 6-7 senesinde entellektüel faaliyetlere (dil ve tarih çalışmalarına) yoğun bir biçimde eğilmesindendir.

Kuşkusuz ki Atatürk radikal bir reformcuydu. O yalnızlık, siyasal tasfiyeler ve tek adamlık olguları köktenci reformları mümkün kılmıştır. Olayların bu istikamette seyretmesi iyi olmuştur ya da kötü olmuştur demek sosyal bilim mantığına uymaz, ama hakikat de budur. En basitinden kadın hakları bu konuda önemli bir örnek. Evet kadınlara bazı hakların verilmesi, kadınların toplumsal yaşamda görünür olmaları 1910'larda, İttihatçılarla başlamıştı. Evet bir toplumda ataerkillik tepeden reformlarla tasfiye edilemez, bunun için birkaç kuşak geçmelidir. Evet 1930'larda tek parti diktatörlüğünün tesis edilmesi sırasında, CHF'den bağımsız olarak varlığını sürdüren sosyal kuruluşların kapatılması esnasında, kendini feshetmesi istenen ve fesheden kuruluşlar arasında Türk Kadınlar Birliği de vardı.   

Ama Atatürk'ün tek adam olduğu dönemin radikal reformları mümkün kılan ortamı olmasa, kadınların toplumsal yaşama bu denli hızlı ve geniş biçimde katılmaları mümkün olabilir miydi? (kadınların toplumdaki yerinin vurgulanması açısından 30'ların başında güzellik yarışmaları düzenlenir söz gelimi). Kadınlar siyasi haklarına pek çok Avrupa ülkesindeki hemcinslerinden daha önce kavuşabilir miydi?

"EN UYGUN ADAM..."
Bugün Atatürk'ün ölüm yıldönümü ve onu konu alan bir yazıyı Zürcher'in şu alıntısıyla tamamlamak sanırım uygun olacaktır:            

"Onun 1925 sonrası yönetimi, hem Türk toplumuna modern bir sıçrayış yaptırmada cüretli bir girişim hem de Türkiye'de, olgunlaşmış, demokratik siyasal kurumların gelişmesinde bir gerileme aşaması olarak addedilebilir, ama ülkesinin tarihindeki en büyük bunalım esnasında kesinlikle en uygun adam olduğuna ve ülkenin ayakta kalması için herkesten çok katkısı bulunduğuna hiç kuşku yoktur".     



< Önceki | 1 | 2
Bu habere puan verin
En yüksek puan alan haberler
Düşük
0.5 puan ver1 puan ver1.5 puan ver2 puan ver2.5 puan ver3 puan ver3.5 puan ver4 puan ver4.5 puan ver5 puan ver
Yüksek

0 kullanıcıdan 0 puan.
Facebook'ta Paylaşılanlar
0 Yorum yapmak için .
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?
Gönder
0/1000

reklam