Taramayı geç
Güncelleme: 08:28 TSİ 10 Kasım. 2010 Çarşamba
Sponsor: 
Facebook'ta Paylaş

Atatürk son yıllarında neden yalnızdı?

Devrim kendi evlatlarını yedikçe yalnızlaşan lider, "tek ve yalnız" bir adam olmasaydı bunca radikal reforma imza atabilir miydi? 

Kurtuluş Savaşı'nın liderlerini gösteren bir poster. En üstte yer alan Gazi Mustafa Kemal'in posterdeki diğer şahsiyetlerin çoğuyla sonradan yolu ayrıldı (farklı tarihlerde ve farklı gerekçelerle). 
BURAK COP
ntvmsnbc
Güncelleme: 08:28 TSİ 10 Kasım. 2010 Çarşamba

İSTANBUL    - Hayata Mustafa olarak başlayıp daha sonra sırasıyla Mustafa Kemal, Mustafa Kemal Paşa, Gazi Mustafa Kemal ve Kemal Atatürk olan (bu isim değişimleri üzerinde yaşadığımız coğrafyanın 19. yüzyıl sonundan 1930'ların sonuna kadar tecrübe ettiği baş döndürücü değişimleri özetlemiyor mu bir bakıma?), modern Osmanlı-Türkiye tarihinin en önemli şahsiyeti, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu uzun yıllar bir tabu olageldi. İsminin etrafında oluşan imge, gerçek ve kanlı canlı bir kişiliğin her bakımdan önüne geçti, onu örttü.

Hem aradan geçen zamanda meydana gelen toplumsal (ve dolayısıyla entellektüel) gelişim, hem Atatürk'ün "insanî" özelliklerinin son 20 yıldır artan oranda merak uyandırır olması, hem de son 8 yıldır yüksek siyasette yaşanan güç mücadelesi ve devlet gücünün el değiştirmesinin yol açtığı karşı-tarih yazımı patlaması... Tüm bunlar Atatürk'ü tabu olmaktan biraz çıkardı. Ama yalnızca biraz çıkardı. Can Dündar'ın 'Mustafa' belgeseline gelen tepkilerin önemlice bir kısmının özünde "absürd" nitelikte olması da bunun göstergelerinden biriydi.   

Dündar'ın belgeselinde izleyiciye sunulan verilerin çoğu, ulaşılabilir kaynaklardan derlenmişti. Yani bilinen şeylerdi. Ancak bu veriler/bilgiler topluca sunulmuş, üstelik belirli bir bağlam (Atatürk'ün bilinmeyen/insanî veçhelerinin sunulması) çerçevesinde bir araya getirilmişti. Bu da anlamlı olmaktan uzak tepkilerin (Atatürk'ün çok içki içmesinden söz edilmesine kızmak gibi) Dündar'ın üzerine ok gibi yağması için yeterliydi. Hiç üşenilmeyip karşı-filmler bile çekildi. Bu tür tepkilerin bir kısmı da Atatürk'ün -özellikle ömrünün son yıllarındaki- yalnızlığının resmedilmesine ilişkindi. Sahi, Atatürk'ün, etrafını saran onca insanın arasındaki yalnızlığının sebebi neydi?      

Haberin devamı ↓
reklam

Mustafa Kemal'in, Kurtuluş Savaşı'nda beraber mücadele verdiği arkadaşlarından pek çoğuyla kopmasına neden olan hadise, 1926'da İzmir'de tertiplenen suikast girişiminin ardından girişilen siyasal tasfiye hareketiydi. Suikasti gerçekten planlayan veya tertibe bir şekilde bulaşanların yanı sıra iki ana grubu hedef alıyordu bu temizlik: 1923'te eski Maliye Bakanı Cavit Bey'in evinde toplanıp İttihat ve Terakki'yi canlandırmayı kararlaştıran eski İttihatçılar ve Hilafet'in kaldırılmasından sonra Mustafa Kemal'le yollarını ayırıp, Kazım Karabekir liderliğinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nda (TpCF) siyaset yapmaya başlayan, Mustafa Kemal'in eski yol arkadaşları. 

YOLLAR AYRILIYOR
TpCF'nin kuruluşunda, Rauf Bey ve Kazım Karabekir gibi isimlerin -haklı veya haksız olarak- Mustafa Kemal'in git gide diktatörce bir eğilime girmesine, Cumhuriyet'in ilanı ve Hilafetin kaldırılması gibi reformların kendilerine danışılmadan, bir tür oldu bittiyle yapılmasına yönelik itirazları vardı. Mustafa Kemal kadar radikal reformcu da değillerdi. Cumhuriyet'in ilanından sonra 4 ay kadar daha varlığını sürdüren Halifelik kurumunu, Reis-i Cumhur (Cumhurbaşkanı) Mustafa Kemal'in gücünü dengeleyebilecek bir odak olarak görüyorlardı. 3 Mart 1924'te bu kurum da kaldırılınca, Mustafa Kemal'e büsbütün yabancılaştılar (bu süreç E.J.Zürcher'in 'Milli Mücadelede İttihatçılık' kitabında ayrıntılı anlatılır).  

Meclisteki Halk Fırkası grubunun Rauf Bey önderliğindeki muhalif kanadını oluşturan 32 milletvekili Kasım 1924'te partilerinden ayrılıp TpCF'yi kurdu. Bu partinin isminde 'Cumhuriyet' sözcüğüne yer verilmesi üzerine Halk Fırkası da adını Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) olarak değiştirme ihtiyacı hissetti. Kurtuluş Savaşı'nın pek çok önde gelen paşası TpCF'deydi. 1925'teki Şeyh Sait ayaklanması gerekçesiyle çıkarılan Takrir-i Sükun yasası ise İstanbul'un muhalif basınındaki muhafazakâr, liberal ve solcu gazeteleri kapatmakla kalmayıp, TpCF'nin kapısına da kilit vurdu.  

"Paşalar"la Mustafa Kemal arasında kapanmaz bir uçurum açan olay ise, 1926'daki İzmir suikasti davası olsa gerekir. İdam cezasına çarptırılan sanıkların bir kısmı kapatılmasından önce TpCF'ye üyeydi. Bu partinin önde gelen isimlerinden olan Kazım Karabekir, Cafer Tayyar, Ali Fuat, Refet ve Mersinli Cemal paşalar ise beraat etti. Bununla beraber, Mustafa Kemal'in bu eski arkadaşlarının siyasi yaşamı da sona ermiş oldu. Ali Fuat (Cebesoy) Paşa anılarında Gazi'nin 1927'de kendisine "Paşaları senin hatırın için affettirdim" dediğini aktarır. Fahrettin Altay Paşa'nın da benzer bir tanıklığı var; ona göre Gazi davaya bakan mahkemenin başkanının paşaları asacağını söyler, ancak hem kendisinin hem de İsmet Paşa'nın ricaları üzerine, mahkeme başkanıyla bir daha görüşeceğini söyler (aktaran Mete Tunçay, 'Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek Parti Yönetimi'nin Kurulması').    

SADECE ALİ FUAT PAŞA...
Mustafa Kemal eski silah arkadaşlarının çoğundan bu şekilde kopar. Paşalar kendi köşelerine çekilir, Ali Fuat Cebesoy hariç. Ali Fuat Paşa sonradan Gazi'yle yeniden yakınlaşır, hatta 1931'de Konya'dan milletvekili seçilir. Atatürk'ün, ölümüne yakın, eski çevresinden bir o kalır zaten. Atatürk, Savarona yatında kalırken (1938 Yazı) Cebesoy'u yanına davet eder ve "Uzun zaman yatakta kalacağım, Fuat Paşa beni yalnız bırakma" der.

1926'dan sonra köşelerine çekilen diğer paşalara (ve Atatürk'ün sağlığında kenara itilmiş öteki önemli isimlere) ise, İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, deyim yerindeyse iade-i itibarda bulunulur. Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Refet Bele, Fethi Okyar, Hüseyin Cahit Yalçın 1939'da milletvekili olur. Bu isimlerden ilk ikisi daha sonra TBMM Başkanlığı da yapacaktır. Adnan Adıvar ve Rauf Orbay'a da önemli görevler verilir (Orbay Londra'ya Büyükelçi olarak atanır). Atatürk'ün yakın çevresinden Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras ve Kılıç Ali ise liste dışı bırakılır.      

İnönü, 1939'da uygulamaya koyduğu, deyim yerindeyse "küskünleri kazanma" sürecine dair şunları söyler: "Eski arkadaşları tek parti devrinde tekrar cemiyet hayatına katılmaya davet ederken ... kesin istek olarak yalnız şunu ileri sürdüm: 'Atatürk'ün şahsı ile uğraşmak olmayacaktır'. İtiraz edenlere karşı susturucu cevabım şu olmuştur: Eğer Cumhuriyeti ve inkılâpları korumak ve devam ettirmek fikrindeysek, Atatürk'ü korumak vazifedir". 

Ölümünden sonra Atatürk imgesine İnönü'nün atfettiği bu işlev, aslında Atatürk'ün neden bugün bile kısmen tabu olduğu hakkında fikir veriyor. Şevket Süreyya Aydemir, İnönü'nün açılımını "uzak görüşlü bir basiret eseri" diye tanımlar ve ekler: "Nitekim bu eski mücahitlerden bugün, Atatürk'ün hatıra ve şahsiyetini zedeleyecek yazılar ve sözler kalmamıştır".   

Bu habere puan verin
En yüksek puan alan haberler
Düşük
0.5 puan ver1 puan ver1.5 puan ver2 puan ver2.5 puan ver3 puan ver3.5 puan ver4 puan ver4.5 puan ver5 puan ver
Yüksek

0 kullanıcıdan 0 puan.
Facebook'ta Paylaşılanlar
0 Yorum yapmak için .
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?
Gönder
0/1000

reklam

View Photos of Singles

Find your next car

$7 trades, no fee IRAs

fikrinizi bizimle paylaşın