Ergüner: Aşk, Kaliforniyalı bir kadının krizi
Ramazanda Caz kapsamında konser veren Kudsi Ergüner, Mevlevilikten, Fazıl Say’ın başlattığı arabesk tartışmasına, Elif Şafak’ın Aşk kitabına kadar birçok konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu.
İSTANBUL - Mevlevi müziğin önemli temsilcilerinden Kudsi Ergüner, Ramazanda Caz Festivali kapsamında verdiği konser öncesinde NTV’nin sorularını yanıtladı.
Topkapı Sarayı Bahçesi'nde verdiği "İslam Blues" konserinde blues ve tasavvuf müziğini yansıttıkları hüzünde bir araya getiren Kudsi Ergüner, iki müzik kültürünün birbirine benzediğini düşünüyor.
"Blues kelimesi biraz üzüntüyü, yalnızlığı, dışlanmışlığı, garipliği ifade eden bir kelime. İslamın da bir blues hali var. Bunu teyit eden hadisler bile var."İslam garip doğdu, öyle yaşayacaktır" gibi. Yani daha ilk yıllarından beri müslümanlar dışlanmışlar, Mekke'den Medine'ye hicret etmişler. Ben bu dışlanmışlığı, Afrika'nın ormanlarında batılı esir tüccarlarına yakalanıp Amerika'ya sürülen, eziyet çeken zencilerin,onların torunlarının yaşadığı duygulara benzetiyorum. O yüzden blues ile İslam musikisi, İslam aleminin bir yakınlığı olduğunu düşünüyorum. "İslam Blues" da bu iki farklı kültürü, duygu anlamında bir araya getiren bir proje. Müzikal ve teknik anlamda bir sentezden söz etmiyorum. Duygusal bir yakınlıktan bahsediyorum."
Kudsi Ergüner, yakın zamanda "Bizans'tan İstanbul'a" adlı yeni bir projeyle müzikseverlerin karşısında olacak.
"İtalya'nın Torino kentinde "Bizans'tan İstanbul'a diye bir proje yaptık. Bu projede bir Bizans korosu, İstanbul'da hafızlardan oluşan bir dini musikisi korosuyla birlikte ben de neyimle yer alıyorum. İstanbul'da yaşanan dini musikilerin bir bütün haline gelişini, bizansın yani şarktan gelen doğulu bir hristiyan kültürünün, İstanbul'da nasıl yüceldiğini, sonra İstanbul'un işgaliyle Türkler ve Osmanlı kültürüyle nasıl kaynaştığını anlatmayı hedefleyen bir proje oldu."
Geleneksel Mevlevi müziğinin en önemli temsilcilerinden Ergüner, dünyada bir trend haline gelen "Mevlana" ve "Mevleviliğin" içinin boşaltıldığını söylüyor.
'MEVLEVİLİĞİN İÇİ BOŞALTILDI'
"Bu meselenin içi tamamen boşaltılmış vaziyette. İnsanlar bir konuyla ilgilendikleri vakit, hele tasavvuf gibi, din gibi çok daha derin konularla ilgilendiklerinde esasında kendi sorularının cevaplarını ararlar. "Ben ne yapmalıyım?", " Ben nasıl olmalıyım?" gibi şeyler sorarlar ve cevap bulmaya çalışırlar. Şimdi burada, modern dünyada herşey tersine dönmüş durumda. İnsanlar ferdiyetçiliğini, kibirini ve gururunu o kadar arttırdılar ki, "Ben ne kadar iyiymişim" diye bakıyorlar Mesnevi'ye. Kendini arıyorlar ama kendini ararken kendi yanlışlarını düzeltme endişesinden değil de "Ben ne kadar güzelmişim" diye kendi kibirini arttırmak için arıyorlar. Dolayısıyla Avrupa'da adı Mesnevi olsun, adı bir hint şairi Ekber olsun vs bütün bunları batı dünyası hemen hamburger kültürünün içine oturtuveriyor. Yani onun esas tanımlarıyla, dünya insaniyeti ve en derin mesajlarıyla kimse ilgilenmiyor."
Kudsi Ergüner, Elif Şafak'ın büyük ilgi gören ve çok satan "Aşk" kitabının da ne Mevlana'yla ne de sufizmle ilgisi olduğu görüşünde...

'AŞK'IN MEVLANA'YLA ALAKASI YOK'
"Elif Şafak'ın kitabının ne mevlevilikle ne Mevlana'yla ne de aşkla alakası var. Çok özür dilerim bu yaşlılık krizi geçiren, ihtiyar Kaliforniyalı bir kadının krizi. Bunun ne tasavvufla, ne İslamiyetle, ne Mevlana'yla alakası var. Amerika'daki insan bunu aşk hikayesi diye okur ama Türkiye'deki insanların, özellikle Müslüman çevrenin bunu bir tasavvuf kitabı diye okuyabilmesi çok ilginç bir şey. Yani bu gösteriyor ki; Türkiye'de geleneksel tasavvufla ilgilenen muhafazakar çevre ne tasavvuftan ne islamiyetten doğru dürüst anlamıyor. Kitabı bu kadar yüceltebilecek olan bir kitle herhalde bundan hiç anlamıyor demektir."
Kudsi Ergüner'e Fazıl Say'ın başlattığı arabesk tartışmasını da soruyoruz. Ergüner, Türkiye'de arabesk kültürünün göz ardı edilemeyeceğini savunuyor.
"Kendisini ileri zanneden bir kimsenin diğer şeyleri aşağılaması doğru değil. Arabesk bugünkü yaşadığımız toplumun bir realitesi. Ama arabeski doğru tanımlamak lazım. Arabesk, değerlerin birbirine karışmasıdır, ilgisiz şeylerin bir araya gelmesidir. Arabesk doğu kültürünün çok vahşi bir şekilde tekrar ortaya çıkmasıdır. Arabesk çok Batılılaşmaya zorlanmış bir toplumun birdenbire kendi hüviyetini tekrar doğuda aramasıdır. Hatta bunun arasında köylü kentli ilişkisi de vardır.
Şimdi siz bir anda bunlar yanlış çalıyorlar, bu kötüdür diye arkanızı dönemezsiniz. Bunlar toplumun gerçeğidir. Nasıl ki blues bir zamanlar Amerika'da o zencilerin torunlarının bir realitesiydi, nasıl ki bir zamanlar rembetiko, Yunanistan'da alt kültürü temsil ediyordu, arabesk de bugün Türkiye'de dışlanıyor. Çünkü bir alt kültür-üst kültür meselesi bu. Üst kültür kendini Batılı zannediyor, ya da öyle yaşıyor ama alt kültürde arabesk müzikte kendini buluyor.
GENCEBAY'IN ŞİİRLERİNE BAYILIYORUM
Orhan Gencebay'ın şiirlerine bayılıyorum. Orhan Gencebay asrımızın en büyük şairlerinden biri... Kaynağı ne olursa olsun, kötü söylenmiş, şairane söylenmemiş ama manası çok güzel. Fazıl'ı da anlıyorum ama yersiz ve biraz fazla... Türk toplumunun dışında yaşayan bir insan gibi bakıyor, bunu yapmaması lazım, bir sanatkarın içinde bulunduğu topluma biraz daha hassas olması lazım."
Yıllar önce Atatürk'ün "Türk’ün bir tek müziği vardır, o da köyde çobanın kavalıdır” sözlerine karşı çıkan Ergüner,,"“Biz M. Kemal’in yasakladığı müziği icra ediyoruz” demişti. Ergüner bakın neyi kastetmiş?
ATATÜRK MÜZİK ADAMI OLMAK ZORUNDA DEĞİL
"Muhakkak Atatürk çok büyük bir insan. Cumhuriyetimizin kurucusu, bizim büyüğümüz ama aynı zamanda Atatürk bir müzik adamı olmak zorunda değil, müzik tarihçisi de olmak zorunda değil. Bugün bizim sıkıntımız böyle büyük insanların yanlış sözlerini dahi doğru kabul etmemiz. Burada Atatürk'ün bu sözü söylemesinde bazı sebepler var. O sebeplerden bir tanesi etrafındaki insanların bilhassa ulusçu diyebileceğimiz Ziya Gökalp gibi yazarlar olması ve Atatürk'ün onlardan etkilenmesi. Bu isimlerin Türk ulusunu, kültürünü yaratma gibi bir iddiası var. Bu ulus da nasıl olması lazım, bir kültürü olması lazım, o hüviyet nerededir, Osmanlı mirasında değil işte Asya'daki kültürümüzdedir dediler. Asya'daki kültür nerede devam ediyor, dağdaki çobanda devam ediyor,en saf o kalmış, o zaman Türk müziği de odur" diye iddia ettiler. Ama yani bunlar artık geçmiş yüzyılın başlarında yaşanmış veya söylenmiş sözler. Bunları artık kale almayıp biraz daha ileri gitmemiz gerekiyor."
Fransa'da yaşayan Ergüner, Türkiye'nin geleceği adına da kaygılı....
"Mısır'da 30 sene, 35 sene süren iktidarda olan bir şahıs var, parti de değil bir şahıstan söz ediyoruz. Tunus'ta da durum öyle. Türkiye'nin bu sonuca doğru gitmesi çok tehlikeli bir şey. Çünkü güçlü bir insan değil güçlü bir demokrasi Türkiye'yi canlandıracaktır. Ama ne yazık ki şu andaki enerji biraz ilk sözünü ettiğim istikamette gidiyor gibi gözüküyor.
Usta müzisyen, referandum gibi ciddi bir konunun halka yeterince anlatılamadığını savunuyor....
REFERANDUMA HALK NE DİYECEĞİNİ BİLMİYOR
"Ben size garanti vereyim, şuraya sokaktan 100 kişiyi toplayalım, 99u neye "Evet" neye "Hayır" diyeceğini bilmiyor. Niye? Çünkü siyasilerimiz, neye evet demeye neye hayır demeye davet ettiklerini anlatmıyorlar halka, veya net olarak anlatamıyorlar. Sonuçta ortaya çıkan gayet düşük seviyeli bir siyasi mücadele, insanların birbirine hakaret etmesi, kısır sözler üzücü bir şey. Bu toplumun daha yüksek seviyeli bir siyasi hayata acilen ihtiyacı olduğunu düşünüyorum."
En yüksek puan alan haberler










MÜZİK : DİĞER HABERLER |
| Ekle Müzik haber okuyucunuza başlıklar: |
Günün Manşetleri |
Editörün Seçtikleri |

