Taramayı geç
Güncelleme: 11:33 TSİ 26 Temmuz. 2010 Pazartesi
Sponsor: 
Paylaş

“Bu ip germe yarışında biz yokuz”


< Önceki | 1 | 2

Ne oranda bir boykot öngörüyorsunuz?
Seçmenlerin yüzde 30’u oylamaya katılmazsa geçecek bütün değişiklikler kanunen geçerli olsa bile sosyal olarak bunların meşruiyeti olmayacaktır. Yüzde 70 gibi bir oranın oylamaya katılması durumunda bizim elimizde köklü bir anayasa değişikliği için güçlü bir argüman olacaktır.

Yüzde 30’u neye dayanarak telaffuz ediyorsunuz?
Türkiye’de 1982 Anayasası’nın kabulünden sonra iki referandum yapıldı. Bunlara katılım yüksek olmadı. Eğer yüzde 10’a yakın bir faal boykot hamlesi olabilirse bu yüzde 30’luk katılmama hedefi gerçekçi olabilir Türkiye koşullarında.

BDP’nin boykotunu nasıl anlamlandırıyorsunuz? 
Ben bunu anlaşılabilir buluyorum. Anayasa değişikliği gündeme geldiğinde BDP Türkiye’deki temel meselelerden bir tanesini çözebilecek bir yurttaşlık tanımı değişikliği için çok çaba gösterdi. AKP’yi ve diğer partileri ikna etmeye çabaladı fakat ne iktidardan ne de muhalefetten destek gördü. İkincisi, AKP bu anayasa oylamasını bir şekilde bölgede BDP’yi silmek için bir fırsat olarak da görüyor. Dolayısıyla onlar da bütün kozlarını masaya sürüyorlar ve çantada keklik görülen Kürt oylarının çantada keklik olmayacağını AKP’ye anlatmak ve kendilerini de sayılabilir bir güç olarak ortaya çıkartmak istiyorlar. Şunu da söyleyeyim; BDP boykot etmeseydi de ben boykottan yana olacaktım.

Haberin devamı ↓
reklam

Evet cephesindeki ilginç kompozisyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? AKP, Saadet ve BBP yan yana geldiler. Bu muhafazakâr sağ kompozisyona bir de solun küçük bir kısmı eklendi. 
Bu üç sağ parti arasında bir aidiyet bağı var, o da politikada ve gündelik yaşamda dini değerlerin öne çıkması konusunda aralarındaki anlayış birliği. Burada en enteresan olan BBP olabilirdi, fakat BBP’nin de çok uzun zamandan beri İslam unsuru abartılmış bir Türk-İslam sentezini savunduğunu biliyoruz. Diğer ‘evet’lerin ise ben esas olarak AKP’nin hükümetinin devamı ile kendi amaçlarına aşamalı olarak ulaşabileceğini varsayan bir taktiğe dayandığını düşünüyorum. Evet tercihleri AKP’nin cuntacılarla etkin bir mücadele yürüttüğü ve bu savaşı AKP kazanırsa Türkiye’nin aşamalı olarak demokratikleşeceği argümanına dayanıyor. Bence her tarafı boş bu argümanın. AKP ile Genelkurmay genel olarak süregiden tasfiye sürecinde el ele yürüdüler ve yürümeye devam ediyorlar. Kimi anlaşmazlıklar oldu ama Genelkurmay yüksek komuta katından kuvvetli itirazlarla karşılaşılmadığını, bu sürecin yolunun açıldığını defaatle konuştuk.

Tasfiye sürecinden kastınız Ergenekon davası mı?
Ergenekon ve diğer takip eden davalar. Silahlı kuvvetler içinde darbeci faaliyetlerde bulundukları az çok hissedilen, bilinen insanlarla ilgili bir yargı süreci açıldı. Bunun nasıl sonuçlanacağını bilmeyiz ama böyle bir realitenin olduğunu biliyorduk ve Genelkurmay ile AKP bu konuda aslında gönülsüz de olsa işbirliği içindedirler. O nedenle ortada reel bir darbe sürecine karşı AKP’nin mücadelesi yok. Geçmişte başarısızlığa uğramış darbelerin güçten düşmüş kadrolarına karşı bir operasyon var, ki zaten soldan bu destek olsa da olmasa da sürüp gidiyor süreç. O nedenle bu argüman çok zayıf bir argüman. İkincisi, AKP’nin aslında bir demokrasi imkânı olduğuna dair varsayım, bu partinin emek karşıtı olan ve sermayenin mutlak hâkimiyetinden yana, üstelik bunu bir kutsal örtü altında sürdüren genel davranışını da pekiştiriyor, onaylıyor. Dolayısıyla soldan gelen bu evetçiliğin geçici 15. maddenin Anayasa’dan çıkmasına evet demekten ziyade AKP’nin hükümetteki varlığının devamına evet deme anlamında olduğunu düşünüyorum.

Geçici 15. maddenin kalkması sol için önemli değil midir?
Önemlidir ama aynı zamanda da önemsizdir çünkü enteresan bir şekilde 12 Eylül 2010 tarihine denk geliyor oylama. Tam 30 yıl. Yani zamanaşımı süresi. 12 Eylül döneminde işlenmiş olan en ağır suçların, idamı gerektiren suçların zamanaşımı süresi 30 yılda doluyor. Bizim ceza mevzuatımıza göre idamın zamanaşımı 30 yıl. Dolayısıyla Kenan Evren’i bugün mahkemeye çıkartamazsınız, velev ki bir mahkeme yapılanın ‘insanlığa karşı suç’ olduğuna dair bir karar versin. Doğrusu HSYK’nın tavrına baktığım zaman gördüğüm şey şu: Kenan Evren hakkında fezleke hazırladığı için Sacit Kayasu’yu palas pandıras meslekten atan bir HSYK’nın içtihadının olduğu bir yerde bu kararın alınamayacağını düşünüyorum. Ama daha da komiği; bugün Kenan Evren de “anayasalar değişebilir, ben de zaten değişeceğini söylemiştim” diyerek evet oyu kullanacağını mı söyledi, onu da bilemiyorum.



< Önceki | 1 | 2
Bu habere puan verin
En yüksek puan alan haberler
Düşük
0.5 puan ver1 puan ver1.5 puan ver2 puan ver2.5 puan ver3 puan ver3.5 puan ver4 puan ver4.5 puan ver5 puan ver
Yüksek

0 kullanıcıdan 0 puan.
Facebook'ta Paylaşılanlar
0 Yorum yapmak için .
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?
Gönder
0/1000

reklam