“Bu ip germe yarışında biz yokuz”
Referandumun siyasi özgürlükler ve emekçi hakları alanında hiçbir şey getirmeyeceğini savunan Ertuğrul Kürkçü, “AKP ile CHP arasındaki bu ip germe yarışı boykot edilmeli” diyor.
İSTANBUL - 12 Eylül 2010’da yapılacak olan Anayasa değişiklik paketi referandumu öncesinde TBMM’de temsil edilen partiler pozisyonlarını açıkladılar.
Referandumda yurttaşlara ‘evet’ oyu kullanma çağrısında bulunan AK Parti ile ‘hayır’cı CHP ve MHP miting meydanlarında kampanyalarına başlarken, BDP oylamayı boykot edeceğini ilan etti. Mecliste temsil edilen ancak grubu olmayan DSP de ‘hayır’ cephesinde yer alıyor.
ntvmsnbc bu önemli oylama öncesinde küçük hacimli partilerle sağ ve sol görüşlü aydınlara mikrofon uzatıyor. Serinin ilk röportajı, gazeteci-yazar ve Sosyalist Gelecek Parti Hareketi dönem sözcüsü Ertuğrul Kürkçü’yle.
Sayın Kürkçü, siz evet mi diyeceksiniz hayır mı?
Ben ne evet ne hayır diyeceğim. Ben bu oylamanın boykot edilmesini savunuyorum. Benim boykot gerekçem iki nedene dayanıyor. İlki, bu referandum sürecinin hiçbir biçimde, terimleri itibariyle, buna evet ya da hayır demesi beklenen büyük kitlelerin temsilcileriyle ve onların üzerinden bir tartışmaya açılmadığını, yaygın bir tartışma yapılmaksızın bugüne geldiğimizi düşünüyorum. Bu mecliste de böyle oldu. Şu anda mecliste temsilcileri bulunan partiler de AKP tarafından müzakereye davet edilmediler TBMM Genel Kurulu dışında. Dolayısıyla bir toplumsal tartışmanın içinden geçmedik. Bu, halkın tartışarak meclise teklif ettiği ve partileri aracılığıyla gündeme getirdiği bir şey değil. Tam tersine, yukarıdan aşağıya AKP tarafından empoze edilen bir Anayasa değişikliği.
İkincisi, bu değişiklik özgürlük ve egemenlik ilişkisini tartışan ve özgürlükten yana bir tartışmayı davet eden bir oylama değil. Aslında AKP için bu Anayasa değişikliğinin üç maddesi hayati önemdeydi. Bunlar devam eden süreçte AKP için devletin denetleyici mekanizmalarının denetiminden, söz konusu mekanizmaların politik kontrol altına girdiği gerekçesiyle kurtulmak arzusundan kaynaklanıyordu. AKP burada özgürlükçü yurttaşların zihnini çelmek için aslında bir bölümü uluslararası anlaşmalarda, bir bölümü ise zaten Türkiye’nin iç mevzuatında bulunan ve özgürlükçüymüş gibi görünen kimi hükümleri Anayasa’ya işleyerek özgürlükler yönünde bir değiştirme hamlesine giriştiğine bizi inandırmaya çalıştı. Ama bunlar da aslında bütünüyle o üç maddeyi çevrelemek için ortaya konulmuş gerekçelerdi.
Tabii sadece bunlardan ötürü boykot edilemez, bunlardan ötürü hayır da denilebilir. Fakat bu Anayasa’ya hayır oyu verilmesi çağrısında bulunanların da aslında daha özgürlükçü, demokratik, halkçı, yurttaş egemenliğine dayalı bir anayasa teklifleri yok. Dolayısıyla biz AKP ve CHP arasındaki bir ip germe oyununda taraf olmaya davet ediliyoruz. Bu Türkiye’de kitleleri, emekçileri taraf olmaya çağıran ve dolayısıyla onları bölen hakîm kutuplaşmanın yansıması. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra referandum giderek bir “AKP hükümeti mi, CHP-MHP koalisyonu mu?” oylamasına dönüştü.
Yani referandum bir tür plebisite dönüştü…
Aynen öyle. Böyle bir plebisitte de taraf olmak zorunda değiliz. Seçenekler bu kadar sınırlı değil. Eğer mesele buysa asıl önemli olan bütün seçeneklerin kendini seçimde ortaya koyması. Bu yüzden seçim yasalarında yapılacak demokratik yöndeki düzenlemeler bizim için gerekli. Böyle bir ortamda bu oyuna davet edilmemizin en katlanılmaz yanı aslında mevcut Anayasa’nın baskıcı hükümlerinin hiçbirinin değişmeden kalması. Yani bu Anayasa’nın Türklüğe dayalı bir milliyete vurgu yapan ve bir dine dayalı, İslam’a vurgu yapan, ve de büyük olduğu varsayılan çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümüne, yürütmenin yasama üzerindeki tahakkümüne, sermayenin emek üzerindeki tahakkümüne dayalı karakterinde hiçbir değişiklik yapmayan bir oylamaya bizi davet etmesi.
Türklük derken sanırım bu değişikliklerin anayasal yurttaşlığı getirmediğini kastediyorsunuz…
Şüphesiz. Yani mevcut Anayasa’nın rahatsız edici özelliği esas olarak Türkiye’de kendilerini etnik Türk hissetmeyen insanları da anayasal olarak Türk ilan ediyor olması. Türkiye’de 30 yıldır süregiden bir savaş var ve bunun en önemli nedenlerinden biri bu farklı dil, kültür ve etnilerin Türklük ile kendilerini ikame etmesi iddiası…
Peki az önce söz ettiğiniz İslam'a yönelik referanslar neler?
En önemlisi zorunlu din dersleri. Bu mecburi din derslerinin din hakkında genel bilgi olmadığı muhakkak. Öyle olsaydı mesela biyoloji hakkındaki genel bilgiyi de Anayasa’ya yazardık. Burada besbelli İslam dininin öğretilmesi söz konusu. Anayasa’nın bizim için ayrıca en önemli yönlerinden bir tanesi; bütün sermaye lehine düzenlemelerin, işgücü piyasasında emeğin rekabetini ve mücadelesini önleyen hükümlerin de anayasa maddesi olması. Şimdi AKP der ki “biz aslında memurlar için toplu sözleşme getiriyoruz”. Ancak gerçekte memurların grev yapmaması bir anayasal hüküm haline getirilmiş oluyor. Bu çerçeveden baktığınızda hiçbir özgürlükçülük yok. Muhalefetin de itirazları bu istikamette değil. Dolayısıyla biz statükonun devamı ya da statükonun AKP lehine değiştirilmesinden yana oy kullanmaya davet ediliyoruz.
Memurlara grev yasağı getirildiği ve bunun Türkiye’nin imzaladığı Uluslararası Çalışma Örgütü sözleşmelerinden de geride bir durum olduğu eleştirisi var…
Bu apaçık böyle, tartışılacak hiçbir şey yok. Kaldı ki mevcut Anayasa da grev hakkını menfaat grevi olarak tanıyor. Yani dayanışma grevi ve işkolu düzeyinde grevleri zaten kural-dışı ilan ettiği için ve ortada bununla ilgili bir değişiklik de olmadığına göre bir ilerlemeden söz edemeyiz.
En yüksek puan alan haberler










SİYASET : DİĞER HABERLER |
| Ekle Siyaset haber okuyucunuza başlıklar: |
Günün Manşetleri |
Editörün Seçtikleri |
