Taramayı geç
Güncelleme: 11:35 TSİ 02 Aralık. 2009 Çarşamba
Sponsor: 
Paylaş

Köşe yazarlarından Başbakan'a yanıt


< Önceki | 1 | 2

Emre Aköz - Sabah

Başbakan Erdoğan'ın 'fırçaları' kime yarıyor?

Yeni bir durum değil. Eskiden de her gün yazanlar vardı. Bilhassa 'fıkra' türü yazanlar böyleydi.

Haberin devamı ↓
reklam

'Fıkracı' bir konuyu eğlenceli, gönül okşayıcı ya da yerici biçimde yazardı.

O tip yazılar genellikle kısa olurdu. Yani bir bakıma haber fıkraya dönüştürülürdü.

Amaç, hem gülümsetmek, hem de taşı gediğine koymaktı. Fıkracılar genellikle her gün yazardı.

Başbakan'ın dediği, haftada bir iki kez yazılanlar ise, mesela dış politika analizi yapan makalelerdi.

***

Gelelim şu 'yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar' sözüne.

Başbakan dalga geçiyor ancak artık olay tam da bu hale geldi. Ama yazı ile değil sözle!

Örnek vereyim. '367' sorunu Anayasa Mahkemesi'nde... Perde arkasında darbecilerin bulunduğu cumhuriyet mitingleri sürmekte...

O şartlarda 27 Nisan 2007 gecesi Genelkurmay'ın internet sitesinde e-muhtıra yayınlandı.

Gece yarısı TV kanallarından telefon yağmaya başladı: "Nedir bu olay? Amacı nedir? Bundan sonra neler beklenebilir? Hükümet ne yapmalı?" Böyle sürüyle soru.

Benzeri durumlar AKP hakkında kapatma davası açıldığında ya da dava sonuçlandığında da yaşanmıştı.

***

Yorumcuya düşen nedir?

O şartlar altında ya hiç konuşmayacaksın...

Ya da bu işe girdinse, zihnini toplayıp, bilgi dağarcığını gözden geçirip derdini net ve kısa biçimde anlatacaksın.

Yani anında "fıkra ile makale arası" bir köşe yazısı patlatacaksın!

Evet, Başbakan küçümsüyor ama internetli, cep telefonlu, bol kanallı yeni medya düzeni böyle bir şey.

Önemli bir haber karşısında hızla analiz yapıp olayı büyük resmin içine yerleştirmek gerekiyor...

O analizi yapabilmek için de, makale yazacak kadar bilgi, fıkra yazacak kadar da kısa anlatım becerisi şart.

***

Başbakan'ın bu tür çıkışlarını halk bazen olumlu karşılıyor. Ama asıl kazanan eleştirdikleri oluyor.

Örnek mi? İşte Bekir Coşkun...

Önce göbeğini kaşıyan adam filan diye AKP'ye oy veren halka hakaretler yağdırdı.

Ardından hızını alamayıp Abdullah Gül için "Benim Cumhurbaşkanım değil" diye yazdı.

Başbakan da kızdı, "Beğenmiyorsan çek git" dedi.

Bunu duyan Bekir Coşkun anında mağdur pozisyonu aldı, "Gidecek yerim yok" diye kendini acındırdı.

Sonuç: Gazeteciler Cemiyeti, Bekir Coşkun'a, 'Yılın Köşe Yazarı' ödülünü verdi.

Jürideki bir arkadaşıma, "Yahu bu adam demokrasi düşmanı... Üstelik de terbiyesiz. Ödülü niye ona verdiniz ki" diye sormuştum.

"Başbakan'ın kızdığı bir gazeteci, dünyanın her yerinde ödüllendirilir" demişti.

Başbakan'ın köpürmesi işte buna yarıyor.

***

Başbakan acaba dün kime laf etti? Hasta olduğum için ilgilenemedim. Neyse, her kimse, bugün öğreniriz.

Sümüklünün teki, "Beni fırçaladı, beni fırçaladı" diye ortaya çıkar. Cevaplar döşenir. Nasıl olsa önünde Bekir Coşkun gibi kazanç garantili bir model var.

Güngör Mengi - Vatan

Basın alerjisi

Başbakan’ın bu parlak fikrini her gün iktidara güzellemeler dizmekten bitap düşen yandaş medya üstünde test etmesini öneririz.

Böyle bir tedbirin onu tatmin etmeyeceğini biliyoruz. Çünkü sorunun kaynağı iktidarın kendisidir. Gerçek şikâyeti köşelerden değil eleştiri yapabilen bağımsız köşelerdendir.

Aslında yaratılan terör yüzünden gazeteciler işlerini korkusuzca yapamıyorlar. Medyayı eleştiri görevini yapmaktan bu ölçüde uzak tutan baskıların benzerini biz sadece sıkıyönetim dönemlerinde yaşadık.

Demokrat siyasetçiler için övünç ve gurur sebebi olamaz bu durum. Başbakan buna rağmen “köşe yazarları her gün değil haftanın 1-2 günü yazsın” diyebiliyor.

Önce tart, sonra söyle...

Bağımsız kalemler bunu yapamazlar çünkü şu anda zaten yerlerine sığamıyorlar.

Başbakan’ın ve iktidar sözcülerinin aşırılıklarına fren yapmaya, yanlışlarını düzeltmeye yetişemiyorlar.

...

Köşeler aynadır. Başbakan, işler ters gitmeye başladığı için aynalarla kavga ediyor.

Dış sese tahammülsüzlüğü bundan!

Mustafa Mutlu - Vatan

Her gün yazmak bizim işimiz... Ama sizin tek işiniz konuşmak değil!

“En Büyük Devlet Büyüğü” , “konuşmak ya da yazmak” üzerinden polemiğe girmekle büyük hata etmiş...

Çünkü; bizim işimiz yazmak...

Bırakın her gün yazmayı, dediği gibi “yarım saatte” bile yazarız...

Ekmeğimizi böyle kazanırız...

Üretim aracımız bilgisayar, hammaddemiz fikirdir...

Ne patron başka bir “hizmet” bekler bizden ne de okurlarımız...

Hatta; başka bir “iş” yapmamız, meslek etiğinde ayıp sayılır...

Aramızda siyasetçilere kapı kulluğu yapanlar, şirket kurarak ihalelere girenler ve iktidarlara yakınlıkları sayesinde girdikleri her ihaleyi kazananlar yok mu?

Var elbette!

Ama; “En Büyük Devlet Büyüğü”nün kızdığı yazarlar, onlar değil...

Akraba gazetelerinde her Allah’ın günü kendi partisine yağ çekenler ve tarikat gazetelerindeki şakşakçıları da değil!

Kızdığı biziz:

Kendisine biat etmeyenler!

***

Dedim ya...

Her gün yazı yazmak bizim tek işimiz...

Ama bir siyasetçinin konuşmak dışında her gün yapması gereken başka işleri de olmalı...

Bazı günler iki kez olmak üzere her gün konuşan...

Her konuşmasıyla toplumu geren...

Sürekli birilerini azarlayan, küçümseyen...

Her gün başka bir polemik konusu üretip, siyasi tansiyonu sürekli yükselten bir devlet adamı, başka bir iş yapabilir mi?

Örneğin; dün açıklanan 11 milyon civarındaki yoksul insanın hayat standardını artıracak politikalar üretebilir mi?

Onun bir konuşup beş susması, kendisini halka hizmete adaması gerekmez mi?

Kendisini; “tek işleri her gün yazı yazmak” olan yazarlarla kıyaslaması bile, oturduğu koltuğun öneminin farkında olmadığını göstermez mi?

***

Köşe yazarlarını eleştirmek isteyen her siyasetçi yıllardır hep aynı cümleyi kurar:

“Canım her gün yazılır mı? Başka ülkelerde köşe yazıları haftada en fazla 2, bilemediniz 3 yazı yazarken, sizin her gün yazmanız fazla değil mi?”

Unuttukları bir şey var:

Haftada iki yazı yazan köşe yazarlarının ülkelerinde; acaba, “en büyük devlet büyükleri” haftada kaç kez konuşuyor?

Bizdeki siyasetçiler böyle her gün konuşup; bol bol malzeme sundukları sürece, bizim her gün yazmamızdan daha doğal ne olabilir?

Can Ataklı - Vatan

Vay canına

Başbakan dünkü Meclis Grup konuşmasında yine esti gürledi. Yine medyaya çok ağır sözler söyledi. Bunu anlamak mümkün değil. Bu kadar “şeker gibi” medyayı dünyanın neresinde bulabilir acaba? Neredeyse hiçbir manşette muhalefet yok, bir avuç yazar açıkçası son derece nazik biçimde ve adeta çekinerek eleştiriler yazıyor.

Ama bu nedense Başbakan’a yetmiyor. İstiyor ki aykırı tek ses bile çıkmasın.

Yazarların yazı yazma süresine taktı dün örneğin. Yarım saatte yazı yazanların olduğunu söyledi. Süre mi önemli, içerik mi? Ayrıca bir yazı ne kadar sürede yazılırsa iyi olur acaba? Sabah sekizden akşam beşe kadar dura kalka yazılan yazı daha mı iyidir? İşe bakın ki, Başbakan artık yazı yazma süresiyle ilgili bile ayar veriyor. Sonumuz hayrolsun.



< Önceki | 1 | 2
Bu habere puan verin
En yüksek puan alan haberler
Düşük
0.5 puan ver1 puan ver1.5 puan ver2 puan ver2.5 puan ver3 puan ver3.5 puan ver4 puan ver4.5 puan ver5 puan ver
Yüksek

0 kullanıcıdan 0 puan.
Facebook'ta Paylaşılanlar
0 Yorum yapmak için .
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?
Gönder
0/1000

reklam