Taramayı geç
Güncelleme: 11:35 TSİ 02 Aralık. 2009 Çarşamba
Sponsor: 
Facebook'ta Paylaş

Köşe yazarlarından Başbakan'a yanıt

Başbakan Erdoğan'ın 'Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülkede o kadar huzur olur' sözlerine köşe yazarlarından yanıt geldi. Köşe yazarları arasında Başbakan'ı haklı bulan da var, "Bir Başbakan’ın ağzından bu tür hakaretleri ilk kez duyuyoruz" diyen de...

Latif Demirci'nin bugün Hürriyet Gazetesi'nde yayımlanan karikatürü...
ntvmsnbc
Güncelleme: 11:35 TSİ 02 Aralık. 2009 Çarşamba

İSTANBUL - Milliyet gazetesi yazarı Mehmet Tezkan’ın dün "Siyasetçiler Az Konuşunca Ülke Rahatlıyor!" başlıklı yazısına tepki gösteren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülkede o kadar huzur olur" demişti.

Başbakan Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Ne kadar güzel... Ben de diyorum ki 'Siz köşe yazarları ne kadar az yazarsanız, ülke o kadar huzur bulur.' Geçmişte bir köşe yazarı haftada bir ya da iki kez yazardı. Ama şimdi her gün... Yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar, ne kabiliyetli insanlar. İş bu noktaya geldi. Bunların yaptıkları, açık bir tahrikten başka bir şey değil" şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın sözlerine bugün köşe yazarlarından cevap geldi. Köşe yazarları arasında Başbakan'ı haklı bulan da var, "Bir Başbakan’ın ağzından bu tür hakaretleri ilk kez duyuyoruz" diyen de...

Haberin devamı ↓
reklam

İşte köşe yazarlarının yanıtı:

Ahmet Hakan - Hürriyet

Huzur bozmaya övgü

Başbakan Tayyip Erdoğan, “Köşe yazarları ne kadar az yazarsa ülke o kadar huzur bulur” dedi ya...

Önce aklıma bin bir türlü espri geldi:

Mesela...

“Fehmi Abi de az yazacak mı?” dedim.

Mesela...

“Başbakan haftada altı gün köle gibi yazıp çizen bizim gibi emekçilerin acıklı halini nihayet gördü” dedim.

Mesela...

“Bakalım bizim Mustafa, Başbakan’ın sözlerini talimat addedip Star yazarlarının yazı sayısını ikiye düşürecek mi?” dedim...

Mesela...

“Ben haftada iki gün yazsam... Diğer günler fotoğrafımı koysam... Yani ben sussam, gözlerim konuşsa...” türünden zorlama şakalar bile yaptım.

* * *

Ama hayır, hayır...

Aslında her ne kadar mavraya epey açıkmış gibi gözükse de, bu işin şaka kaldırır tarafı kalmadı.

Gerçi ciddi olsak ne diyeceğiz, onu da bilemiyorum.

Ne yani?

Bu saatten sonra “Biz mükemmeliz, her yaptığımız doğrudur... Arıza çıkarmayın kardeşim...” tarzı racon kesmenin demokrasiyle bağdaşır bir yanının olup olmadığını mı tartışacağız?

Ya da...

Bu saatten sonra “Arıza çıkaranlar olmazsa aksayan yönleri kim seslendirecek? ‘Evet’ diyenler korosuyla nereye kadar gidilebilir ki...” diye akıllı uslu itirazlarda mı bulunacağız?

* * *

Belki de en iyisi Başbakan’ı kendi geçmişiyle yüzleştirip şöyle seslenmek:

Sayın Başbakan... Köşe yazarları çok itiraz ederek, arıza çıkararak, iktidara kafa tutarak falan ülkenin huzurunu bozuyorsa sen iktidarda değilken, o dönemin iktidarlarına neden itiraz ediyordun?

“İktidara itiraz etmek” ile “ülkenin huzuru” arasında doğrudan ilişki var ise...

Sen de geçmişte az huzur bozmadın o zaman...

Mesela...

Din ve vicdan özgürlüğü konusundaki eksiklere dikkat çektin... Özal’a itiraz ettin... Ecevit’e demediğini bırakmadın... Hep sizinkilere haksızlık yapıldığını söyledin. Konuştun, bağırdın, çağırdın...

Kimse de sana “Sen biraz az konuş bakayım, ülkenin huzurunu bozuyorsun” demedi...

Bak fena mı oldu? Sen söylenerek, itiraz ederek, kafa tutarak, yani huzur bozarak Başbakan oldun...

Bırak istersen şimdi de başkaları biraz huzur bozsun...

Fatih Altaylı - Habertürk

Başbakan Erdoğan haklı.

Her gün yazı yazılır mı?

Başbakan Erdoğan haklı.

Köşe yazarı dediğin 6 gün yazmaz.

Köşe yazmaya ilk başladığım Güneş Gazetesi'nde haftada 1 gün yazardım.

Sonra Güneş battı. Ben de askere gittim.

Dönüşte radyoculuk deneyeyim derken bir yandan da gazetelerle görüşüyoruz. Hürriyet'ten yazarlık teklifi geldi.

Ertuğrul Özkök'le oturup konuştuk.

"Haftada 2 gün yazayım" dedim.

"Olmaz, en az 5 gün" dedi.

"Yapmayın Ertuğrul Bey, ben Sokrates miyim, Platon muyum? Haftada 6 gün kim fikir üretecek" dedim.

3 gün üzerinde mutabık kaldık.

Ancak gördüm ki, bizim memlekette haftada en az 5, hatta 6 gün yazmıyorsan, okur seni adam yerine koymuyor.

Konuk yazar muamelesi görüyorsun.

Yazarlığın raconu 6 günden az yazmamak. Ama bu yazarın değil, okurun tercihi. Bir süre sonra Özkök, "Gördün mü" dedi.

"Gördüm ama inadım inat" dedim.

Sonunda pes ettim. Haftada 6 gün Hürriyet'in orta sayfasına yerleşmek zorunda kaldım.

Ama Başbakan, köşe yazarlarının gereğinden fazla yazı yazdığı konusunda haklı.

Haftada 6 gün yazı yazmak insani değil. Zaten 6 gün yazsan da iyi yazı ya 1 tane çıkıyor, ya iki tane. Gerisi laf kalabalığı.

Dünyanın başka yerinde de bu kadar yazan yazar yok.

Başbakan bu konuda Batı standardını istemekte haklı.

Ama bizim de aynı standardı siyasette isteme hakkımız var.

Bekir Çoşkun - Habertürk

Çene ile kalemin mücadelesi

Haftada bir...

İyi fikir...

Başbakan'ın bir zamanlar haftalık bir dergiye " Hergün yazı yazmayı" teklif ettiği rivayetini... Editörün "Olmaz çünkü bu dergi haftalık" dediğini... Bunun üzerine, "o zaman haftada üç olsun..." diye ısrar ettiğini...

İkinci yazısını götürdüğünde, birinci yazıyı okumuş editörü, masanın üzerinde pijamayla oturmuş aralıksız duvardaki priz deliğine bakarken bulduğunu biliyoruz.

Bu "Eskiden haftada bir yazarlardı" fikri oradan kalmıştır...

*

Böylece çene ile kalemin mücadelesi başlamış oldu.

Kalemin mi, yoksa çenenin mi memleketin huzurunu bozduğu tartışılırken, aklıma geldi:

Kimi köşe yazarları yazdıklarıyla yetinmeyip, onları "Kürt açılımı" konusunda üstün fikirlerini almak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü'ndeki "çalıştaya" götüren kimdi?..

O zaman köşe yazarlarını; "Her gün yazacak AKP yalakaları" ile "Haftada bir yazacak devlet düşmanları" diye ikiye ayırmış olabilir Başbakan...

Neyse...

Haber kutsal, yorum hürdür...

Habere ilişilmez, neyse o... Ama yorumcu, sağını solunu didikler haberin...

Diyelim ki; Başbakan'ın dünkü aynı konuşmasında " hoşgörü ve demokrasinden" söz etmesi "haber" olarak tamam da... Köşe yazarı, "Peki, demokrasi ve hoşgörü içinde, köşe yazarlarını devlet düşmanı ilan etmek ne oluyor?" diye sorar adama...

Eh...

O zaman da kızar Başbakan köşe yazana

Melih Aşık - Milliyet

BB

40 yılı aşkın süredir gazetecilik yapıyoruz... Bir Başbakan’ın ağzından bu tür hakaretleri ilk kez duyuyoruz... Bir meslektaş telefonda şöyle diyor:

‘Ülkenin ve demokrasinin geleceği adına çok, ama çok korkuyorum.’

Mehmet Barlas - Sabah

Başbakanları kızdıran bazı köşe yazarları üzerine...

Bu konuşmadaki "Bazı" kelimesine sarılıp "Başbakan beni hedef aldı" diye kendini ortaya atacak meslektaşlarımız mutlaka çıkacaktır.

Adamın biri tıklım tıklım dolu bir sinema salonunda sahneye çıkmış ve seyircilere dönerek "Ulan Ahmet, ne biçim adamsın sen" diye bağırmış.

Seyircilerden hiçbir reaksiyon veya bir cevap gelmemiş bu seslenişe.

Adam yine "Ulan Ahmet, erkeksen çık ortaya" diye bağırmış.

Bu sırada ön sıralardan bir seyirci ayağa kalkmış...

O da sahnedeki adama bağırarak "Benim adım Ahmet değil, ne diye öyle bağırıyorsun bana" diye seslenmiş.

Acaba hesabı ne?

İşte öyle bir şey Başbakan'ın gazete köşe yazarlarından bazılarına "Az yazın" diye çıkışması...

Bir açıdan bakılınca tabii ki yanlış bir tutum Başbakan'ın öfkesini böyle seslendirmesi.

Ama yedi yıldır Başbakan olduğuna göre, onun yanlışlarının ve doğrularının da kendince bir hesaba dayalı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Acaba gündemi belirlemek için mi böyle konuşuyor?

Ya da belki şu hesabı yapıyor:

- Bakalım kimler kendilerini "Bazı köşe yazarları" kapsamında görerek bana cevap verecekler?

Başbakan'ın hesabı ne olursa olsun, keşke gazete köşe yazarlarını hedef almasaydı konuşmasında.

Çünkü sırası geldiğinde onu kıyasıya eleştiren köşe yazarları arasında, gerektiği zaman onun savunduğu konularda ondan daha etkili biçimde savları kamuoyuna yansıtanlar da var.

...

Başbakan Grup konuşmasından önce İsmet Berkan'ı okumuş olsaydı, belki konuşmasını şöyle yapardı:

- Bazı köşe yazarları olaylara öylesine objektif yaklaşıyorlar ki, bizi eleştirdikleri zaman da "Herhalde biz hatalıyız" diye düşünüyorum.

Nazlı Ilıcak - Sabah

İktidar ve medya

Belli ki, Erdoğan'ın içinde medyaya karşı bir birikim var; adeta bir yanardağ patladı. Esasında, birkaç kişiyi değil, bir zihniyeti hedef alıyordu. Çünkü "Bunlar köprüye de karşıydı; bunlar çok partili siyasi hayata da karşıydı" derken, 35 ve hatta 50 sene öncesine kadar gidiyor.

Bence, Mehmet Tezkan da, Tayyip Erdoğan da haksız. Tercihimiz, susan Türkiye değil, "Konuşan Türkiye" Konuşan, tartışarak çözüm arayan, sorgulayan ve farklı fikirleri hoş gören bir Türkiye.

Bu habere puan verin
En yüksek puan alan haberler
Düşük
0.5 puan ver1 puan ver1.5 puan ver2 puan ver2.5 puan ver3 puan ver3.5 puan ver4 puan ver4.5 puan ver5 puan ver
Yüksek

0 kullanıcıdan 0 puan.
Facebook'ta Paylaşılanlar
0 Yorum yapmak için .
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?
Gönder
0/1000

reklam

View Photos of Singles

Find your next car

$7 trades, no fee IRAs