Kongar: Maalesef etiketlenme kurbanıyım
Feridun Andaç'ın Emre Kongar'a yönelttiği sorularla beyin fırtınası estirdiği “Herkesten Bir Şey Öğrendim” nehir söyleşi kitabı, İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıktı. Kitapta, Kongar'ın Türkiye'nin yakın tarihine bakışı ile 'insan' sıcaklığıyla aktardığı 'samimi' serüvenini birarada bulabilirsiniz.
İSTANBUL - Prof. Dr. Emre Kongar, otuzu aşkın kitabın da yazarı. İş Bankası Kültür Yayınları'ndan yeni çıkan “Herkesten Bir Şey Öğrendim”i okurken öğreneceğimiz çok şey var. Kongar'la kitap üzerine 'kısa bir nehir söyleşi' yaptık:
Bilim insanlarının pek tercih etmediği şekilde anlaşılır olmayı yeğlediğiniz için her şeyi çok anlaşılır kılıyorsunuz.
Büyük bir iltifat bu.
Bir biliminsanından beklenmeyecek derecede 'çoksatan' bir yazarsınız. Sanırım bu bir rekor olmalı: 2007’de çıkan 'Tarihle Yüzleşmek' kitabınız da 85 baskı yapmış.
98’de falan; 200 bin civarında şu anda. 100. basımın eli kulağındadır.
BEN ÇOK ŞANSLI BİR İNSANIM
Bir sosyolog, bir biliminsanı kitap yazıyor ve 200 bin okunabiliyor. Toplum olarak okuma konusunda bu kadar tembelken, siz okura ulaşabildiğinizi hissediyor musunuz?
Hissediyorum. Kitapların satış sayılarından çok, aldığım geri beslemelerden anlıyorum. Çağımızdaki internet ve özellikle elektronik posta ve benim çok kolay ulaşılabilir olmam, bana pek çok geri besleme getiriyor. Okurlardan, özellikle genç okurlardan aldığım geri beslemeler, mektuplar gerçekten ulaşabildiğimi gösteriyor. İnanılmaz geri beslemeler var; “Tarihe bakışımı değiştirdiniz”, hatta “Hayata bakışımı değiştirdiniz” diyen pek çok genç okurdan mektup aldım. Onun için hakikaten çok mutluyum. Ben çok şanslı bir insanım.
Okurlar da şanslı olmalı. “Herkesten Bir Şey Öğrendim” henüz piyasaya çıkmasına karşın elimdeki kitapta '4.baskı' yazıyor...
Aynı anda dört baskı yaptılar. Piyasaya verdikten beş gün sonra iki baskı daha yaptılar. Şu anda 6. baskı piyasada.
![]() |
Siz, “Herkesten Bir Şey Öğrendim” diye tevazuda bulunurken, benim de gazetecilik öğrencisi iken sizden öğrendiğim ve anın bilincine varmakla ilgili hiç unutmadığım bir sözünüz var. Einstein’in görecelik kuramından esinlenerek söylediğiniz, “Mutlu olduğunuz anlarda sık sık saatinize bakın ki, mutlu anlarınız uzasın” sözünüzü pek çok insanla paylaştım. Size teşekkür borçluyum.
(Emre Hoca o anda saatine bakıyor.) Keşke bu anı sonsuzlaştırabilsek. Muhteşem bir şey bu. Herhalde bir insana, bir hocaya bundan daha güzel bir armağan verilemez.
İNSAN DEDiĞiN ÇOK TUTARLI BiR MAHLUK DEĞiLDiR
Kitapta kendinize karşı acımasız eleştirilerde bulunmuşsunuz. Bazılarının belki de “kaypaklık”, "tutarsızlık" olarak nitelendirebileceği -üniversitede sakalla ilgili tutumunuz-, yaşadığınız gelgitler başkaları tarafından pekala tutarsızlık diye nitelendirilebilir ama zaten siz kendi analizinizi de kendiniz yapıyorsunuz.
Öyle tabii. Ben hiç rol yapmam. Hele hele geçmişi anlatırken onu çarpıtıp kendime oradan prim çıkarmam. Yani hatalarımı gizleyip, başarılarımı abartmam. Veya tesadüflerin sonucunda elde ettiğim başarıları, kararlılığa falan bağlamam. Hatta hatta kendi tutarsızlıklarımı veya gelgitlerimi saklama ihtiyacı duymam; ben insanım. Hem de çok duyarlı bir insanım. Duygularımla aklımı dengelemek, benim için her zaman bir sorun ve amaç olmuştur. Çünkü zaman zaman duygularımın aklımı esir alma ihtimalinin çok yüksek olduğunu görüyorum. Ama bundan da hiç utanmıyorum; ben robot mobot değilim. Ayrıca ideolojik tutarlılık adına insan ilişkilerinin tek düzeleştirilmesine de fevkalade karşıyım. Yani benimle ideolojik olarak çok ayrı çizgilerde olan, hatta düşman olan birinin çok yakın dostu olabilirim, hatta ona aşık da olabilirim. Bunlar çok beşeri, çok insani şeylerdir. Ne hayatı öyle algılayan bir insanım, ne kendim öyleyim, ne de başkalarının öyle olmasını bekliyorum. İnsan dediğin mahluk, çok tutarlı bir mahluk değildir.
EN SAPLANTILI OLDUĞUM NOKTA BU
Bu, toplumsal olayları okumanızda da size yol gösteren bir yaklaşım olmalı…
Bu çok, çok önemli bir şey. Benim hayatımın en önemli ilkesi bu; gerçekçi olmak. Yani tarihi doğru algılamaya çalışmak. Bir de günümüzde olup bitenleri doğru anlamaya çalışmak. Yani sevdiklerinizi aklamak, kızdıklarınızı suçlamak filan. Tamam, son tahlilde bunu yapalım. Aklanacakları aklayalım, suçlanacakları suçlayalım. Ama ondan önce, onların ne yaptıklarını iyi ya da kötü, doğru teşhis edelim. Benim en saplantılı olduğum nokta bu. Yani NTV’de Mehmet Barlas’la olan tartışmalarımızda da gerginlik anları buradan çıkar. Çevremi değerlendirirken de bana kızanlar buradan kızarlar. Yani bazen benimle farklı kamplardan olanlar hakkında iyi, güzel şeyler söylemem veya benimle aynı kamptan olanlar hakkında çok sert eleştirilerde bulunmam çok tepkiyle karşılanır. Ama ben buyum. Ben bunu hiç çekinmeden söylerim. Bunu yapmayanlara, bunu çarpıtanlara da kızarım.
En yüksek puan alan haberler










EDEBİYAT : DİĞER HABERLER |
| Ekle Edebiyat haber okuyucunuza başlıklar: |
Günün Manşetleri |
Editörün Seçtikleri |


