Taramayı geç
Güncelleme: 11:10 TSİ 15 Şubat. 2009 Pazar
Sponsor: 
Paylaş

Kalbin tarihi

Kalbin, sevgi, merhamet, cesaret, gurur, ızdırap, hayal kırıklığı, hayat, ölüm gibi duygularla ilişkilendirilmiş olduğu ilk yazılı belgelere Sümer-Babil kültüründe ratlanıyor. Eski Yunan’da da (M.Ö. 700-200) ruhun kalbin içinde yerleştiğine inanılıyordu.

AA
Güncelleme: 11:10 TSİ 15 Şubat. 2009 Pazar

İSTANBUL - İnsan kalbinin mağara resimlerinde ve Mısır kültürüne ait papirüslerde bile günümüzdeki kalp figürüne benzer şekilde resmedilmesinin şaşkınlık verici olduğunu ifade eden Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayyar Sarıoğlu, aşıkların sevgisini barındırdığına inanılan ‘kalbin’ izini sürdü.

Bebek Altı Haftalıkken Kalbi Atmaya Başlıyor
Kalp, vücudumuz oluşurken anne karnında harekete geçen ilk organımızdır. Bebeğin kalbi anne karnında, altıncı haftadan itibaren atmaya başlar. Diğer organlar, kalp ve damar sistemi etrafında şekillenmeye devam eder. Koşma veya tırmanma gibi daha fazla fiziksel efor gerektiren durumlarda, kalbimizin daha kuvvetli ve daha hızlı attığını hissederiz. Böyle fiziksel ve ruhsal durum değişikliklerinde çalışmasında belirgin farklılıklar hissettiğimiz bir organ olarak kalp, hayatın ve canlılığın kaynağı olarak görülmüş, muhtemelen bu nedenle de ruhun kalbe yerleştiğine inanılmıştır.

Kalbin Sembolü, Tüm Kültürlerde Aynıydı
Tüm insanlık tarihi boyunca kalp, mucizevi bir organ olarak algılanmıştır. Kalp, yeryüzündeki tüm kültür ve medeniyetlerde hayatın ve canlılığın kaynağı olduğu kadar sevgi, dostluk, merhamet, vicdan, yardımseverlik, fedakarlık, vefa, birlik-beraberlik, güven ve cesaretin simgesi olarak kabul edilmiştir. Bu duygu ve düşüncelerin kalp figürü ile ifade edildiğini ve be şekilde sembolleştiğini görüyoruz. İnsan vücudunda başka hiçbir organa yüklenmeyen bu yüce anlamlar ile kalp arasındaki ilişki nereden kaynaklanmaktadır?

Haberin devamı ↓
reklam

Kalbin Şeklini Mağara Duvarlarına Çizdiler
İnsanlığın ilk ataları olarak kabul edilen ve son buzul çağından önce (M.Ö. 10000-8000) yaşamış olan Cro-Magnonlar için kalp, yaşamın ve canlılığın devamını sağlayan en önemli organdı. Cro-Magnonlardan kalan Güney Fransa’daki mağara duvarlarındaki resimlerde bu düşünceyi destekleyen ve günümüzdekine çok benzer kalp figürlerinin bulunmuş olması çok ilgi çekicidir. Avcılıkla geçinen bu ilk insanların, avladıkları hayvanların kalp atışlarının durmasıyla öldüklerini ve kalplerinin atmaya devam ettiği sürece de canlı kaldıklarını gözlemlemiş oldukları düşünülmektedir. Eski Çin ve Uzakdoğu medeniyetlerinde de kalbin ruhsal gücün ve aklın merkezi olduğu inanışı yaygındı. (M.Ö.3000-2000)

Mısır’da Ölülerin Sadece Kalbi Vücutta Bırakılıyordu
Tarihin daha sonraki dönemlerinde (M.Ö. 2500-1000), eski Mısır’da kalp ruhun ve vicdanın merkezi olarak kabul ediliyordu. Ölümden sonra kalp dışındaki tüm organlar çıkarılıp bir seramik kase içinde ölüyle birlikte gömülüyor, sadece kalp yerinde bırakılıyordu. İnanışa göre ölümden sonra kalp, adalet tanrısı Maat’ın huzurunda tartılıyordu. Eğer kalp Maat’ın tüyünden hafif gelirse, ölen kişi Osiris (yeraltı tanrısı ile) yaşamaya devam ediyordu. Aksi halde Ammut (şeytan) kalbi yiyor ve böylece o insanın ruhu yokluğa mahkum edilmiş oluyordu.

Sümerliler Papirüse Kalbin Kan Pompaladığını Çizdi
Kalbin, sevgi, merhamet, cesaret, gurur, ızdırap, hayal kırıklığı, hayat, ölüm gibi duygularla ilişkilendirilmiş olduğu ilk yazılı belgelere Sümer-Babil kültüründe ratlanıyor. Yarı tanrı Gılgamış Destanı’nda kalbin bu duygu ve düşüncelerle açıkça ilişkilendirildiği görülmektedir. (M.Ö.2100-2000) Tarihte ilk yazılı tıp belgesi olarak kabul edilen Ebers papirüsünde kalp ve nabız atışlarından, kalbin kan pompalama fonksiyonundan, vücudun her tarafına yayılmış bir damar ve dolaşım sisteminden bahsedilmiş olması şaşırtıcıdır. (M.Ö.1550)

Hipokrat Ve Aristo’ya Göre Kalp: Düşüncenin Merkezi
Eski Yunan’da (M.Ö. 700-200) ruhun, kalbin içinde yerleştiğine inanılıyordu. Kalbin kan pompalama fonksiyonun farkında olan Hipokrat ve Aristo, kalbin aynı zamanda duygu ve düşünce yeteneklerinin de merkezi olduğunu düşünüyorlardı.

Kuzey Afrika’daki Silphium Bitkisi Günümüzdeki Kalp Sembolüne Çok Benziyordu
Sevginin kalple ilişkisi konusunda en eski ve ilginç bulgulardan biri de antik çağlarda (M.Ö.7.yy) Kuzey Afrika’da bulunan Cyrene şehir devletinin hikayesinde saklıdır. Günümüzde Libya sınırları içinde kalan Cyrene şehri, civarında yetişen çok değerli Silphium bitkisiyle ünlüydü ve bu bitki nedeniyle dönemin en önemli ticaret merkezi haline gelmişti. Silphium, erkekler için çok güçlü bir afrodizyak etki gösterirken, kadınlar için kontraseptif (doğum kontolü) amacıyla kullanılıyordu. Bu özelliği nedeniyle silphium bitkisi o kadar değerliydi ki Cyrene paraları üzerinde Silphium tohumunun şekli resmedilmişti. Günümüzde de kullanılan kalp sembolüne çok benzeyen bu şeklin, kalp ile erotik sevgi arasındaki ilişkinin tarihsel köklerini oluşturduğu düşünülmektedir.

Yunan Anforalarında Kalp-Zevk İlişkisi Resmedildi
Eski bir Yunan anforası üzerinde (M.Ö: 500) şarap ve zevk tanrısı Dyanisos’un başındaki çelengin kalp şeklindeki yapraklarla oluşturulduğu görülür. Bu bulguda kalp ile zevk ve mutluluk arasında ilk çağlardan beri bir ilişki kurulduğunu göstermektedir. Antik Yunan düşüncesi Roma İmparatorluğu dönemimde de etkisini sürdürmüştür. Büyük Romalı otorite Ovid (M.Ö. 43-M.S.17) yaşamın devamı için en önemli organ olan kalbin yaralanmalarında ilaçların bir işe yaramayacağını söylemiştir.

Klasik tıbbın büyük hekimi olarak kabul edilen Galen (M.S. 130-200) kalbi kan akışını düzenleyen yaşam ruhunun merkezi olarak tanımlamıştır. Galen’in, kalpteki kasılma (sistol) ve gevşeme (diyastol) fonksiyonlarından, karıncık ve kapakçıklardan atar ve toplardamarların farklı yapılarından söz etmiş olduğu ileri sürülmektedir. Galen’e göre ruhun 3 şekli vardı: Yaşam ruhu kalpte, hayvan ruhu beyinde (algılama ve hareket) ve doğal ruh (beslenme ve metabolizma) karaciğerde bulunuyordu.

İlk Amerikan kültürlerinde de kalbe büyük önem atfedilmiştir. Antik Meksika medeniyetinde (M.S 100-900) bazı ruhsal güçlerin kalple ilişkili olduğu düşünülmüş ve bu güçlerin ölünceye kadar kalbi terk etmediklerine inanılmıştır.

Üç Büyük Dine Göre Kalp, Sevgi Ve Merhameti Simgeliyor
Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman teolojisinde kalbin aynı anlam ve kavramları sembolleştirdiği görülür. Her üç dinde de kalp sevgi, merhamet, hayırseverlik, derin bir anlayış gücü gibi ruhsal duygu, düşünce ve davranışlarla özdeşleştirilmiştir. Tevrat’ta Lev (kalp) den 190 defa bahsedilmektedir. Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta kalp Tanrı sevgisinin yeri ve ebedi mutluluğun aracı olarak nitelendirilmiştir. Kuran’da düşünen kalpten bahsedilir (Sure 22, Ayet 46). Yine İslam mistisizminde (tasavvuf) kalp gözünden bahsedilir. Biyolojik göz dış dünyayı kalbin gözü (ruhsal göz, basiret) varlık ve olayların iç yüzünü, gerçek mahiyetini, görmeyi, anlamayı sağlar.

Hıristiyanlıkta kutsal kalp kavramı vardır. 17.yy’da Azize Margaret Marie Alacoque rüyasında dikenli bir taçla çevrelenmiş, ışık saçan bir kalp görmüştür. Kutsal kalp olarak adlandırılan bu sembol Katolik kilisesi tarafından kabul edilmektedir. Sevgi ve yardım severliği temsil eden kutsal kalp aslında 17.yy.dan çok önce de Hıristiyan ikonalarında Hz. İsa’nın kalbini temsil etmek için kullanılıyordu.

Bugünkü sevgililer günü kartlarında görülen kalp sembolü ortaçağda 1400’lü yıllardan sonra popüler olmaya başlamıştır.1400’lerden kalma “Kalbin Sunuluşu” isimli Fransız duvar halısında erkeklerin aşık oldukları kadınlara bağlılık ve adanmışlıklarını kalplerini sunarak gösterdikleri tasvir edilmektedir.

Tarih boyunca güven ve itimadın simgesi olan kalp sembolü günümüzde de aynı amaçla kullanılmaya devam ediliyor...

Bu habere puan verin
En yüksek puan alan haberler
Düşük
0.5 puan ver1 puan ver1.5 puan ver2 puan ver2.5 puan ver3 puan ver3.5 puan ver4 puan ver4.5 puan ver5 puan ver
Yüksek

0 kullanıcıdan 0 puan.
Facebook'ta Paylaşılanlar
0 Yorum yapmak için .
olarak oturum açmışsınız. Çıkış?
Gönder
0/1000

reklam